Etiketler

Ermeni meselesi: 1915-2016 (3)

Ümit Kardaş
1913’te Osmanlı İmparatorluğu ile Alman Askeri Yardım Heyeti arasında yapılan hizmet sözleşmesi çerçevesinde, Osmanlı topraklarında yaklaşık 800 Alman subayı bulunuyordu. Bunlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi Türk subaylarını eğitmekle kalmıyor, aynı zamanda ordunun da belli bir parçasını oluşturuyordu. Alman subaylar her yerde kilit noktadaydılar. Tehcir sırasında meydana gelen insanlık dışı eylemlere karşı açıkça tavır alan çok az Alman subayı söz konusuydu. Erzurum’daki tehcire karşı çıkan üç Alman subayına ise tutumlarının diyeti ödetildi. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim unsurlar Almanya’nın Doğu’daki ekonomik ve ideolojik hâkimiyetine engel oluşturuyordu. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslimlere uygulanacak insanlık dışı fiiller bakımından Almanya militarizmi-İttihat Terakki suç ortaklığı başlamış oluyordu.

***
Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim unsurlar Almanya’nın Doğu’daki ekonomik ve ideolojik hâkimiyetine engel oluşturuyordu. Böylece onlara uygulanacak insanlık dışı fiiller bakımından Almanya militarizmi-İttihat Terakki suç ortaklığı başlamış oluyordu.

Almanlar için, Bağdat demiryollarının sadece Bağdat’a kadar değil, İran Körfezi’ndeki Basra’ya kadar uzatılması, bölgenin Alman sömürgesi olarak “çıkar sahası” görülmesi, giderek ekonomik egemenliğin sağlanması hatta bölgenin ilhakı gibi amaçlar söz konusuydu. Öngörülen bu çıkar alanının ana bölgesini Çukurova-Adana (Kilikya) oluşturuyordu. 1913 Temmuz’unda Dışişleri Müsteşarı Gottlieb von Jagow, Alman elçisi Wangenheim’e yazdığı mektupta bunu şöyle özetlemekte: “Türkiye, Asya’daki varlığını, biz oradaki çalışma sınırlarımızı sağlamlaştırıp ilhakı tamamlayıncaya kadar sürdürecektir.” Almanların Anadolu’nun derinliklerinden Filistin’e ulaşma planları 1912’den itibaren süratle işlemeye başlamıştı. Amaç Süveyş Kanalı’na ulaşmaktı. Bu politika, Almanya’yı Osmanlı topraklarında yatırımları ve işletmeleri bulunan ve aynı yönde politikalar izleyen İngilizlerle karşı karşıya getirmekteydi. İngiltere’nin yanı sıra Rusya ve Fransa da Almanya-İttihat ve Terakki işbirliğinden rahatsızdı.

Almanlar, Osmanlı toprakları üzerinde ekonomi, ticaret, ziraat, denizcilik ve eğitim alanındaki çalışmalarında ilerlemeler kaydettiler. Bu gelişmelerle birlikte orduyu yeniden düzenlemek üzere Almanlarla Enver Paşa’nın yaptığı gizli anlaşma sonucu Berlin’den General Liman von Sanders ve 50 subay davet edildi. Uygulamada bu subaylar İttihat ve Terakki’nin siyasi işlerine de karıştılar. 1913’te Osmanlı İmparatorluğu ile Alman Askeri Yardım Heyeti arasında yapılan hizmet sözleşmesi çerçevesinde, Osmanlı topraklarında yaklaşık 800 Alman subayı bulunuyordu. Bunlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi Türk subaylarını eğitmekle kalmıyor, aynı zamanda ordunun da belli bir parçasını oluşturuyordu. Alman subaylar her yerde kilit noktadaydılar. Tehcir sırasında meydana gelen insanlık dışı eylemlere karşı açıkça tavır alan çok az Alman subayı söz konusuydu. Erzurum’daki tehcire karşı çıkan üç Alman subayına ise tutumlarının diyeti ödetildi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim unsurlar Almanya’nın Doğu’daki ekonomik ve ideolojik hâkimiyetine engel oluşturuyordu. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslimlere uygulanacak insanlık dışı fiiller bakımından Almanya militarizmi-İttihat Terakki suç ortaklığı başlamış oluyordu.

Ermeniler de tıpkı Balkan halkının taleplerinin benzerlerini Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeni halkı için de ileri sürmeye başlamışlardı. İttihatçıların bu talepleri karşılamaması üzerine şiddeti yöntem olarak kullanan Ermeni örgütleri, bu hakları elde etmenin karşılığı olarak Osmanlı topraklarına giren Ruslarla işbirliğine girdiler. Gelişmeler sonunda, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 8 Şubat 1914’te Yeniköy’de imzalanan antlaşmada Ermenilerin bu talepleri karşılandı. Bu antlaşmaya göre “Doğu Anadolu’da Ermenilerin yoğun yaşadığı altı vilayet (Erzurum, Trabzon, Sivas ve Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır) iki bölgeye ayrılacak ve her bölgenin başına birer yabancı genel müfettiş getirilecek; bu müfettişler bölgelerinde idari ve adli denetim yapacak; bölgede resmi dairelerde Ermenice ve diğer yerel diller kullanılacak; her cemaat kendi okullarına sahip olacak; herkes askerlik görevini yaşadığı yerin bağlı olduğu müfettişlik sınırları içinde yapacak; yerel meclislere Ermeniler de nüfuslarıyla orantılı olarak katılacak; Van ve Bitlis’te bu oran, yapılacak sayıma kadar, yarı yarıya olacak; Ermeni okullarında da Ermenilerin ödediği vergi oranında eğitim için pay verilecek; Hamidiye Alayları ordu bünyesine alınarak lağvedilecek; Ermenilerin ellerinden alındığı ileri sürülen topraklar genel müfettişlerin gözetimi altında bir çözüme kavuşturulacaktı.” Devam edeceğim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder