Etiketler

İsyanlar ve Darbeler

Nurettin Değirmenci / degirmencinurettin@gmail.com
İnsanlar toplu halde yaşamak zorundadırlar. Toplu halde yaşamanın kuralları olur. Göçebe toplumlarda kurallar oldukça basit ve asırlarca değişime uğramaz. Genel kural, “Güç, hak; güçlü, haklıdır!” kuralıdır… İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, 1915 yılı başlarında düzenlenen gizli oturumunda, teşkilat üyesi Doktor Nazım aynen şunları söylüyordu; “...Ermeniler ölümcül bir yaraya benzer. Zamanında doktor muamelesi görmezse muhakkak öldürür. Ermeni halkını topraklarımızdan kökten temizlemeliyiz. Bir kişi bile kurtulmamalı ve Ermeni ismi unutulmalı...”  1916 Ağustos sonunda, başta Enver Paşa olmak üzere hükümeti düşürmeyi hedef alan bir komplo ortaya çıkarıldı. Binbaşı Cemil Bey kurşuna dizildi ve 100’e yakın Jön Türk değişik şehirlere sürgün edildi.

***
İnsanlar toplu halde yaşamak zorundadırlar. Toplu halde yaşamanın kuralları olur. Göçebe toplumlarda kurallar oldukça basit ve asırlarca değişime uğramaz. Genel kural, “Güç, hak; güçlü, haklıdır!” kuralıdır. Bu genel kurala göre güçlü ve entrikacı liderler toplumlarını sevk ve idare ederler. Göçebe topluluklarda, güçlü göçebe toplumlar zayıfları bünyesine katmaya çalışır. Bu nedenle, göçebe topluluklar arasında savaşlar bitmez. Savaşlar sonucunda, göreceli olarak güçlü liderler ortaya çıkar. 
 Lider ölünce:
_Güçlü oğlu yerine geçebilir.
_Oğullar arasında kavgalar ortaya çıkabilir.
_Göçebe topluluk birden fazla kabileden oluşuyorsa, topluluk dağılabilir.
Göçebe toplumlarda isyanlar olmaz. Çünkü:
-Lidere isyan eden yok edilir.
-Savaşlarda herkes ganimetten payını alır. Ya da yenilgide topluluk dağılır, başka topluluğa bağlanır.
Ortadoğu ve Akdeniz bölgesinde kalıcı yerleşik toplum, Roma İmparatorluğudur.
Roma İmparatorluğunda komutanlar arasında savaşlar olur; yenen taraf, yönetimi ele geçirir. Doğu Roma İmparatorluğu, İmparatorların Hıristiyan olmasından sonra, “Bizans İmparatorluğu” adını alır.
Bizans’ta 104 askeri darbe olur. 
Arap Müslüman İmparatorluğunda:
_Emeviler Abbasiler tarafından devrilir ve yöneticiler tümden yok edilirler.
_Abbasi yönetiminde oğullar ve kardeşler arasında uzun süreli savaşlar olur.
Bizans İmparatorluğu yönetim gelenekleri, Osmanlı Saray Teşkilatına aktarılır. Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlı Sarayından yönetilirdi. Kurallar olmadığı için kurumlar ortaya çıkmaz. Sadece, Bizans’tan alınan Saray Teşkilatı olur ve Saray ile sınırlı kalır.    

Osmanlı’da, padişahların kendilerine bağlı askerleri olan Yeniçeriler vardı.

Yeniçeriler 1622,  1651, 1655, 1687, 1703, 1730, 1733, 1734, 1740, 1742, 1743 ve 1783'te büyük isyanlar çıkarırlar. Bunların dışında ufak çaplı isyanlar sayılmayacak kadar çoktur. Yeniçerilerin yaptıkları kundaklamalar, çıkardıkları yangınlar, soygunlar ise sıradan eylemlerdi. Bunları iki kümeye ayırmak mümkündür:
A-Sıradan isyanlar,
B-Vezirleri koltuğundan eden darbeler olur.
Vezirleri koltuğundan ve kellesinden eden isyanlar, rakip vezirler tarafından tertiplenir. Padişaha kellesi istenen vezirleri boğdurmak görevi düşer.
 Yasa kavramından yoksun, lider kavramlarına sahip her kademedeki insanlarda; yöneticilere isyan etmek kadar normal işleyiş yoktur. Her kademe ve derecedeki yönetilenler ilk fırsatta isyan ederler. Günümüzdeki askeri darbeler dâhil, her isyan başarı ile sonuçlansa da başarısız olsa da hep, “Yasalar” ayaklar altında ezilir:
  Yeniçeriler yoklama cetveline yazılır ve bir askerlik cüzdanı (Esame) alarak hem aylık maaş, hem de günlük tayın hak ederlerdi. Günlük tayinler, nakit olarak ödenirdi. Yeniçerilere verilen esameler denetimden yoksundu. Ölçü olan yerde denetim olur.
Ayrıcalık ile keyfilik birlikte yürür.


  Padişahlar, sadrazam ve bazı vezirler istedikleri kişileri Yeniçeri yapıyorlardı. Daha doğrusu, bazı kişilere esame veriliyordu. Böylece, 1700’lü yıllarda piyasada dolaşan 450.000 civarında esame olduğu halde; gerçekte, 30000–50000 Yeniçeri vardı. Bazı insanlar, aldıkları esameleri sadrazam ve diğer vezirlerle paylaşıyor, bir kısmı da esamesini satıyordu. I. Mahmd döneminde, esame, alış-verişi açıkça yapılır.
  Başta sadrazam olmak üzere vezirler 1000, 2000 esameye sahip olabildiler. Bir esame sahibi, günde 10–20 akçe arasında nakit alıyordu.
1-Vezirler, Yeniçeri ağası, diğer Saray görevlileri, her gün kesintisiz ellerindeki esame miktarı ile orantılı akçeyi alıyorlardı. Örneğin, Sadrazam Çelebi Mehmet Paşa günlük tutarı 12700 akçeye ulaşan esameye sahipti.
2-Güçsüz, Saray’da destekçisi olmayan Yeniçeriler esamelerinin karşılığı olan akçeyi alamıyorlardı. Bu nedenle, güçsüzler, ellerindeki esameleri satışa çıkarıyorlardı. Bunun dışında kumar her zaman askerler arasında yaygındır. Pek çok Yeniçeri kumar ile esamesini yitiriyordu.
 Doğada her yeni oluşum:
1-Eskiye tepki,
2-Yeniye ihtiyaçla ortaya çıkar.
 Esame olayı, niçin asırlarca çürümüş, asalak, alkolik, ayyaş, kumarbaz, görev kabul etmeyen Yeniçerilerin dağıtılmadığını açıklar. Çünkü: Her yönetici, hayali Yeniçeri esamesinden yararlanıyordu. Tıpkı, günümüz Türkiye’sinde hantal bürokrasinin işleyişinden milyonlarca yöneticinin ve insanın yararlandığı gibi.
  Sonunda Yeniçeriler dağıtıldı.
  "Yeniçeriler arasında bir pervasızlık sürüp gidiyordu. Harp meydanlarına yeniçerileri sürmek bir mesele olmaya başlamıştı.
  Sultanın yeniçeri ocağına hiç mi hiç güveni kalmamıştı. Sultan Selim zamanında baltaladıkları yeni ordu teşkilatının tazelenmesinden çekiniyorlardı. Sultan Mahmut'un dik kafalı unsurları birer ikişer gizlice ortadan kaldırması da bu çekinmeyi artırıyordu. Haliç'ten geçtikçe su üstünde orda burada yelken bezlerinin yüzdüğü gözümden kaçmamıştı; sola sağa sorduğumda, bunların Yeniçeri ölülerini sarmada kullanıldığı, cesetlerin çürümesinden bezlerin su üstüne çıktığı cevabını aldım. Haziran 1826'da sinsi sinsi yürüdüğü söylenilen hareket, açık ayaklanma halini aldı. Bir gece yarısı bir gürültüyle uyandım; tercümanlarımdan birisi Yeniçerilerin kazan kaldırdığını haber vermeye gelmişti. Hemen Divana bir tezkere yazıp yolladım, kendim de giyinmeye koyuldum. Az sonra mallarını, canlarını himaye için kendilerine muhafız yollanılmasını isteyen tüccarlardan haber üstüne haber gelmeye başladı. Ben de hemen Yeniçeri ağasına tüccar adına başvurdum. Ağa cevabında, korkacak bir şey olmadığını, fakat şimdilik Yeniçeri yollayamayacağını, tehlike geçtikten sonra istediğim kadar muhafız göndereceğini bildirdi. Bahçeye çıktım sonra. Bir de ne bakayım? Türk muhafız müfrezesinin kumandanı ayaklarımın dibinde, eteğime yapışmış yalvarıp durmuyor mu? O saat anladım, isyan fiyasko vermiş. Üst üste gelen haberler de bunun doğru olduğunu gösterdi. Anlaşıldı ki, hükümet, otoritesini kabul ettirmiş, ayaklanmayı bastırmıştır. Bize de beklemek düştü. Erkenden sofraya oturduk. Benim yerim ta pencerenin önü, İstanbul ayaklar altındaydı. Koltuğuma oturmamla, karşı yakada iki duman sütununun yükseldiğini görmem bir oldu. Bu da nesi? Diye sordum. Sultanın buyruğuyla Yeniçeri kışlalarının ateşe verildiğini söylediler. Yeniçeriler tabana kuvvet, kaçıyorlarmış. Ama nereye? Oracıkta öldürülmekten kurtulanlar er geç yakayı ele vereceklerdi.

  'Sultan, kazandığı zaferin parsasını toplamaya kararlıydı. Yeğeni Sultan Selim'in öldürülmesinden beri, Yeniçeriler yüzünden hep uykuları kaçıyordu. O patırtı sırasında geçirdiği ölüm tehlikesi ruhunda derin izler bırakmış olsa gerekti. Peşine düşen Yeniçerilerden ancak saray fırınlarından birine girerek canını kurtardığı söyleniyordu. Şahsi kızgınlığı, kini, vaktiyle İmparatorluğun genişlemesinde bunca hizmeti dokunmuş, İstanbul kapılarını kırıp açmış bu asker ocağını yeni bir düzene yol açmak, disiplinli bir ordu kurmak, yeni bir devrim yapmak için giriştiği bu hamlede belki de aşırı toptancılıkla yerle bir ettirmişti.
  Bireylerin ölümü karşısında duyduğumuz üzüntü, merhamet duyguları ne kadar derin olursa olsun, yaşın yanında kurunun da yandığını istediğimiz kadar tekrar edelim, bu olaya genel bir açıdan baktığımız zaman Yeniçeri ocağının sosyal bir kurum olarak yıkımı hak ettiğini itiraf zorunda kalırız. Kurbanların yalvarıp yakarmaları hep boşunaydı. Kimi Sultanın top ateşi altında biçilmiş, kimi kılıçtan geçirilmiş bu insanlar, çoluk çocuk sahibi kimselerdi. Nasılsa o arbededen canını kurtarmış olanların çilesi daha hafif olmadı. Şehrin dört bir yanına yayılmış arama bölükleri saklandıkları deliklerden cümle Yeniçerileri çıkarttı.
  Yeniçeri olmak, ölüm cezasına çarptırılmak için yeter sebepti. Acele bir mahkeme kuruldu. Her Yeniçeri kadının önünden geçip kendini cellâdın kucağında buldu. Halk bu içler acısı olayları görmemek için sokağa çıkamaz oldu.
  Marmara Denizi ölülerle beneklendi. Bu facia İstanbul ile çevresinde sınırlı kalmıyordu. Yeniçeri birlikleri bulundurulan bütün vilayetlere haber salındı, oralarda da ayaklanma teşebbüsleri aynı acımasızlıkla bastırıldı.
  Hemen her gün Babıâli’den muhafız müfrezemde yer alan Yeniçerileri teslim etmek için haberciler geliyordu. Hiçbir şekilde ayaklanmaya karışmadıklarını bildiğim için, sinirler yatışıncaya kadar bahane üstüne bahane uydurarak işi geciktirdim. Ancak canlarına kıyılmayacağı yolunda bir garanti aldıktan sonra muhafızlarımı teslim ettim. Yıllar sonra Müfreze kumandanı subay, bana bir sepet kuru üzümle bir desti şarap getirerek şükran borcunu ödedi. Hemen söyleyeyim, bu olay, Türklerin Hıristiyanlara karşı iyi duygular beslediğini gösteren sürüyle örneğin ancak bir tanesidir." —Stanford Canning'in Türkiye Anıları s,56–57

  III. Selim'in öldürülmesine fetva veren hocalar, şimdi de, Yeniçerilerin insafsızca öldürülmesini sağlıyorlardı. Şüphesiz, Kuran'a dayanarak her fetvayı hazırlıyorlardı.
  Filozof da durumu şöyle özetlemiş:
 
"Bir sultanı tahtan indirmek ya da boğmakla sonuçlanan ayaklanma, o sultanın bir önceki gün uyruklarının hayatları ve malları üzerinde uygulamaları kadar hukuksal bir eylemdir. Onu sadece güç yerinde tutuyordu; onu sadece güç deviriyor." İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı- J.J.Rousseau

  Yeniçerilerin dağıtılması ile başka bir askeri birlik oluşturuldu. Bu birlik, düzenli askeri birliklerden sayılmaz; ama Yeniçerilerden daha düzenliydi. Eğitilip disiplin altına alındılar.
  Osmanlı yöneticileri, artık Avrupa’daki değişik oluşumları görmek ihtiyacını duyuyorlardı. Neden? Çünkü: Yok olma tehlikesi içindeydiler. Bir yandan Fransa, diğer yandan Prusya Osmanlı yöneticilerini etkilemeye çalışıyordu. Rusya ise bütün Avrupa ülkelerinin korkulu rüyasıydı. Niçin? Rusya, Avrupa’nın en zayıf ve geri ülkesiydi; ama Osmanlı’yı yutabilirdi. İşte Avrupalı, kendi avını Rusya’ya kaptırmak istemiyordu.
18. Yüzyıla kadar bütün dünyada liderin para ile beslediği ordular vardı. İlk defa Bourbonların Fransa’sı genel askerlik etkinliğini başlattı. Bu etkinlik değişik olarak, Prusya’da kabul edildi.
  Esasında, askerlik görevi, ulus-devlet doktrini olan Milliyetçilik akımının ürünüdür. Milliyetçilik ile kullar yurttaş oldular.


 Ortadoğu’da, kullar yurttaş oldu mu? Hayır!
Yeterli bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ve üretim etkinliği olmadığından:
A-Kulluğa yeterli tepki yoktur.
B-Yurttaşlığa ihtiyaç olmaz.
  Sonuçta: Müslüman toplumlarda kulluk ve lidere biat temel görevdir.
Yeniçeri Ocağının lağvedilmesi ile Osmanlı Padişahı savunmasız kaldı. II. Mahmut, Yeniçeri teşkilatına benzer bir askeri birlik kurdu. Bu birlik, Yeniçerilere göre daha disiplinli ve askere yakışır yetiştiriliyordu. Gönüllülerden ve sultanın vilayetlerdeki memurlarının hizmete aldığı köylülerden oluşuyordu. 15 ile 30 arasındaki gençler askere gönderiliyordu.
  Fakat o yıllarda bütün Avrupa ülkelerinde zorunlu askerlik hizmeti yaygınlaşıyordu. Osmanlı yönetiminde etkili olmak isteyen Prusya, Fransa, İngiltere... Osmanlı topraklarının:
1-Tümden Rusya’nın eline geçmesine engel olmak istiyorlardı.
2-Osmanlı toprakları ve pazarı için, Avrupalı devletleri kendi aralarında çekişiyorlardı.
 Bu iki nedenle, Osmanlı ordularının geliştirilmesi için çalışıyorlardı.
  O yıllarda, Rusya’daki askerlik hizmeti, askere alınanlar için ölünceye kadar zorunluydu.
  Osmanlı, 1834 yılında Yedek birlikleri (Asakir-i Redife-i Mansure) oluşturuldu. 1836 yılında yedeklerin sayısı 100.000’e çıkmıştı.
  Yasa olmayan yerde ölçü olamaz. Toplumlarda ölçü için sayım zorunludur. Örneğin, toplam nüfusunun sayısını, ayrımını, bileşenini bilmeyen yöneticiler nasıl ölçülü kararlar verebilirler?
  Osmanlı’da, ilk nüfus sayımı 1831–1838 yılında sadece erkekler için yapıldı. Nüfus sayımı uzak diyarlarda; Kürt, Arap, Afrika ve kavgaların fazla olduğu bazı Balkan bölgelerinde yapılmadı. O yıllarda, Osmanlı nüfusu, yaklaşık olarak 32 milyon civarındaydı. (Demek ki, 1830’lardan önceki yıllar için herhangi bir kayıt yoktur.)
  1843 yılında Rıza Paşa tarafından hazırlanan ordu yönetmeliğinde mecburi askerlik beş yıl olarak belirlendi. Bunlardan bazıları hizmetini tamamladığında yedi yıl yedek (ihtiyat) askerlik görevini yapıyordu.
  Rıza Paşa yönetmenliği esas alınarak, 1848 yılında yeni bir nizamname hazırlandı. Ordunun gücü 150.000 olarak tespit edildi.
  1868 yılında yeni düzenlemeler yapıldı.
1885–1887 yılları arasında Freiherr Colmar Von Goltz başkanlığındaki Alman askeri danışmanları tarafından askerlik süreleri, yedeklerin miktarı gözden geçirildi.
  Sonra, askerlik süresi üç yıla indirildi. Daha sonra iki yıl oldu; ama savaşlar nedeniyle hiç uygulanamadı.
  Osmanlı’da, ayrıcalık esastı. Bu nedenle yoksul, kimsesiz, güçlü yoksullar askere alınıp cephelere sürüldüler. Buna karşın ayrıcalıklılar değişik yollardan askere gitmediler, zorunlu askerlik yapmadılar.
  Yasaların olmadığı yerde ölçü ile denge sağlanamaz. Ölçünün olmadığı veya yapılamadığı her yerde adalet (denetimli denge) harç mezat satılır.
  Osmanlı’da, kadınlar, Müslüman olamayanlar, Mekke ve Medine sakinleri, dini görevliler askerlikten muaftı.
  Osmanlının son zamanlarındaki savaşlarda ölen askerlerin sayısı oldukça büyüktür. Ne yazık ki, kolera, açlık, tifo, aşırı soğuk-sıcak gibi etkilerle ölen askerlerin sayısı savaşarak ölenlerden fazlaydı.
 Osmanlı yönetimi, askeri darbelere Genç Türklerle tanışır.
Abdülhamit yönetiminin çökmesinden sonra İmparatorluğunun her yerinde kalabalıklar sokakları doldurur. Bazıları çalışmayı reddeder. Anladıkları “Özgürlük” onları her türlü görev yapmaktan uzaklaştırır. Artık özgür olarak çalışmadan maaş alacaklardı.  
Abdülhamit’in karşı darbe girişimi askeri birliklerle bastırılır.  


İttihat ve Terakki darbe ile işbaşına gelir.
  İnsanlar, belleklerinde bulunan kavramlarla, davranışlarını gerçekleştirirler. "Vatan, millet, ümmet sevgisi...” gibi sözler ne kadar gerçek? Bu soruların yanıtları, davranışlardan öğrenilir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, 1915 yılı başlarında düzenlenen gizli oturumunda, teşkilat üyesi Doktor Nazım aynen şunları söylüyordu; “...Ermeniler ölümcül bir yaraya benzer. Zamanında doktor muamelesi görmezse muhakkak öldürür. Ermeni halkını topraklarımızdan kökten temizlemeliyiz. Bir kişi bile kurtulmamalı ve Ermeni ismi unutulmalı...”
  1916 Ağustos sonunda, başta Enver Paşa olmak üzere hükümeti düşürmeyi hedef alan bir komplo ortaya çıkarıldı. Binbaşı Cemil Bey kurşuna dizildi ve 100’e yakın Jön Türk değişik şehirlere sürgün edildi.

Askeri darbeler.
20. ve 21. Asırlarda, ürettiğinden çok tüketen ülkelerde askeri darbeler kadar olağan toplumsal hareketler az bulunur. Hemen her geri ülkede darbe ya da iç savaş olur. Bazı ülkelerde darbe sayılarını bilmek oldukça zordur. Suriye, Irak, bazı Latin Amerika ülkeleri... Gibi.
  Askeri darbe yapan komutanlara ne kadar güvenilir?
  Askeri darbe ile işbaşına gelen liderler kendilerini koruyan askerlere ne kadar güvenmelidir?

II. Dünya Savaşı sonunda Dünya iki kutuplu hale geldi: Sosyalist ve Kapitalist dünyalar…

Uzak Doğu’da bir tarafta Çin ve Sovyetler Birliği, diğer tarafta ABD ve müttefiklerinin desteklediği Kore ve Vietnam iç savaşları meydana geldi. Kore bölündü, Vietnam bütünlüğünü koruyabildi.

1963 yılında ABD onaylı darbe, Güney Vietnam lideri Ngo Dinh Diem’e karşı yapıldı. Diem, Komünist gerillalara karşı savaş yürütüyordu ama ABD onun verdiği savaşı yeterli bulmadı ve devirdi. 


1963: Bir Budist rahip, Güney Vietnam’da ABD destekli diktatörlüğe karşı kendini yakıyor. 1964 yılında, ABD, Güney Vietnam’da kendinin iktidara taşıdığı yönetime karşı yeni bir askeri darbe tertipledi. 

Sovyet Birliğinin kendisine karşı darbe düzenlediğine inanan keskin anti-komünist ve ABD yanlısı Tayland diktatörü Mareşal Thanom Kittikachorn, 1971 yılında, Tayland ordusunda tasfiye hareketine girişti.

Tayland’da başka bir darbe 1976 yılında meydana geldi. Sovyet ve Çin yanlısı öğrenci kümelerinin hareketleri şiddete dönüştü. Darbeciler tarafından acımasızca ezildiler.

ABD’NİN doğrudan desteklediği iki askeri darbe (1961 ve 1979) Güney Kore’de meydana geldi. Darbelerle, Güney ve Kuzey Kore arasındaki diyalog önlendi.


Güney Kore’deki 1979 yılında meydana gelen darbede askerler darbe karşıtlarını toparlıyor.

Uzak Doğu’daki en kanlı darbe 1965 yılında Endonezya’da meydana geldi. ABD, Cumhurbaşkanı Sukarno karşıtlarını örgütledi. CIA doğrudan örgütleme işini yürüttü.
Komünist Parti reformların hızlanması için baskı yapınca, ABD yanlısı askerler harekete geçti. Sol eğilimli bütün insanlar öldürüldü. Kesin olmamakla beraber 600.000 civarında Endonezyalının öldürüldüğü söyleniyor. Darbeyi General Suharto yönetti.
Günümüzde, Endonezya’da, 1965 darbesi hakkında konuşmak, yazmak, düşünce açıklamak kesinlikle yasaktır.
 

1965 darbesinde, askerler ve darbe yanlısı siviller Komünist olduğu söylenen birini dövüyorlar. Cakarta-Endonezya 


1962 yılında Burma’da askeri darbe meydana geldi. Bu darbede Sovyetler Birliği ile Çin’in doğrudan bağlantısı bilinmemektedir.

Kanlı bir darbe 1975 yılında Bangladeş’te meydana geldi. Darbenin ABD tarafından desteklendiği söyleniyor. 
Bu darbeden sonra sol eğilimli subaylar tarafından yeni bir darbe yapıldı. Çok geçmeden ABD yanlısı subaylar darbe ile işbaşına geldiler.
Darbeler yeni darbelere ebelik görevi yapar. 


1975 yılındaki darbede öldürülen Bangladeş Başbakanın konutu dışında park etmiş tank ve askerler. 

Pakistan, darbeleri oldukça bol olan bir ülkedir. 1958, 1969, 1977 ve 1999 yıllarında başarılı darbeler yapılır. Bunun dışında en az dört adet başarısız darbe girişimi sayılır.
Sovyet yanlısı siyasal partinin 1959 yılındaki seçimleri kazanacağı kesinleşince, 1958 yılında ABD yanlısı darbe gerçekleşti.   


Pakistan’daki 1958 darbesini kutlayan koyunlar sürüsü

1977 yılında, Komünizme set çekmek için İslamcı General Ziya, (Kenen Evren’in biraderi) darbe gerçekleştirdi.


General Ziya darbesi sonrası Pakistan’da Şeriat yönetimi ilan edildi. Süre içinde 50000’e yakın medrese açıldı. Her tarikat, mezhep, güçlü dini lider… Kendi medreselerini yaygınlaştırdılar. Pakistan’ın aşiretler bölgesi (Özerk bölge) tamamen denetim dışına çıktı. Taliban, el-Kaide ve diğer silahlı Müslüman örgütler bölgeyi ele geçirdiler. Pakistan hükümetleri gelişmeleri memnuniyetle izledi.
Afganistan’da Sovyet işgaline karşı verilen mücadelede silahlı Müslüman örgütler ve medreseler önemli görev üstlendiler. Ayrıca başta Suudi Arabistan olmak üzere ABD ve Batılı ülkeler silahlı örgütlere her türlü yardımda bulundular.
Sovyetler Afganistan’dan çekilince örgütler birbirlerine savaş açtılar.
Pakistan’daki İslamcı örgütler hükümete savaş açtı. Kadınların toplum yaşamında çekilmesi, kızların okumaması için kanlı saldırılara başladılar.  
Günümüzde Pakistan belirsiz bir geleceğe doğru yol alıyor.

Pakistan’da ilk başarısız darbe girişimi 1951 yılında olur.
İkinci başarısız darbe girişimi 1973 yılında meydana gelir.
Başka bir başarısız darbe girişimi 1977 yılında olur.
1984 yılında başka bir başarısız darbe girişimine kalkışılır.
Bilinen son başarısız darbe girişimi 1995’dedir.

Sovyetler Birliği Afganistan’da 1974 yılında, monarşiye karşı tertiplenen milliyetçi (?) darbeyi destekledi. 1978 yılında milliyetçi darbeciler ABD yardımlarını kabul edince yeni darbe ortaya çıktı. Bu darbe Sovyetler Birliğinin dağılması ve İslamcı örgütlerin ortaya çıkmasını sağladı.


Kabil’de, 1978 Sovyet yanlısı darbe sonucu Cumhurbaşkanlığı Sarayını bekleyen askerler.

Ortadoğu’da ilk darbelerden biri İran’da meydana geldi. 1952’de seçimle işbaşına gelen sol eğilimli yönetim monarşiyi yönetimde devre dışı bıraktı. İran’ın ulusal çıkarlarına uygun kararlar almaya başladı. Bu arada İran petrollerini denetimlerine aldılar. 1953’de ABD ve İngiltere destekli askeri darbe yapıldı.

Monarşi yanlıları 1953’te İran’da yapılan darbeyi kutluyorlar.

Gelelim Türkiye’ye
İlk askeri darbe 1960’da gerçekleşir. 1958 yılında yapılan kocaman kur ayarlaması 1960’da meyvesini verdi.
1960 darbesi, iki siyasi partinin arasındaki çekişme sonucu ortaya çıktı.
Anayasa sayesinde devlet yasal temeller üzerine oturur. Devlette yasaların üstünlüğü ilkesi egemen olur, değişik küme ya da kişilerin ayrıcalıkları son bulur.
1960 darbesini yapanlar, ülkeye, Anayasa hediye edip çekildiler.
_1960 Anayasasında Kürtler yok kabul edildi.
_Evrensel insan hakları vatandaşlara uygun görüldü.
İktidara gelen Adalet Partisi Anayasaya savaş açtı.


12 Eylül darbesi sonucu yüzbinlerce kişi değişik baskılara uğradı ama silahlı saldırılar, cinayetler, bombalamalar… Bir gecede son buldu.


1969 kur ayarlaması sonucu, 1971 yılında askeri yönetime ihtiyaç oluştu. Komutanlar, “Toplumdaki gelişmeler ekonomik gelişmelerin önüne geçti” diyerek, Anayasayı kırptılar.
Türkiye’deki “Derin devlet”, kendi görüş sınırlarının dışarısını hainlik olarak tanımlar. Türkiye’deki ilericiler hain damgasını yediler.
Türkiye’deki darbeleri ABD doğrudan destekledi. 12 Eylül 1980 darbesini, “Sert Yönetim” olarak tanımladı.
Darbe sonrası Türkiye’deki siyasi cinayetler, patlayan bombalar, yasadışı toplantılar… Son buldu.
Darbeciler, Türkiye’de, ABD desteği ile huzurun kalıcı olması için dini eğitime ağırlık verdiler.
Böylece, son dönemlerde öğrendiğimiz kadarıyla, sadece resmi kurumların değil, Ordunun altına dinamit koyarlar.
Modern anayasalarda vatandaşlar saldırılara ve dış etkilere karşı koruma altına alınır. 12 Anayasası ile devlet, vatandaşlara karşı korunmaya alındı.
 1998 yılında modern darbe meydana geldi.
Darbeciler, laik cumhuriyete 1000 yıl ömür biçtiler.
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Bu başarısız darbenin temellerinin 1986, 1987, 1988 yıllarında atıldığı iddia ediliyor. 

Sovyetler Birliğinin Avrupa’da ilk desteklediği darbe, Romanya Komünist Partisinin, rakiplerini tasfiye ederek yönetime gelmesidir.
Sovyetler Birliği 1948’de benzer hareketi Çekoslovakya’da yapar.


Komünist parti taraftarları Prag’da 1948 Komünist darbesini kutluyor.

Sovyetler Birliği Mısır, Suriye, Irak’taki darbelere doğrudan bulaşmamakla beraber, darbecilerde Sovyetlerin etkisi güçlü oldu.
Keza, 1969 yılında Libya’da, 1962 ve 1965 Cezayir darbelerinde Sovyetlerin doğrudan ilişkisi ortaya çıkmamıştır.
Kaddafi darbelere engel olmak için düzenli ordu kurmaktan kaçınır; paralı askerlerle kendini korur. Düzenli ordu komutanlarının darbe düzenleyeceğini çok iyi bilen Kaddafi, dış müdahaleler sonucu koltuğunu ve kellesini kaybeder.

Mısır Cumhurbaşkanı Nasır (1954 yılında darbe ile yönetime geldi) Küba lideri ile gözüküyor.

Mısır’da son askeri darbe Suudi Arabistan, İngiltere ve ABD desteğinde General Sisi tarafından yapılır.  

Ortadoğu’da en fazla darbe Suriye ve Irak’ta meydana gelir. Ülkelerin yıkımına bakarak darbe sayısını tahmin edebilirsiniz.


2013 Şubatında, Jobar, Suriye’de isyancıların savaşı başlattıkları yerdi. “Armageddon Savaşı” ile isyan başladı. Fotoğraf: Mohammed Badra/EPA

Libya’daki darbe sonucu iktidara gelen Kaddafi, dış müdahale ile yönetimden uzaklaştırıldı. Batılı ülkeler Libya’nın petrollerine kavuştu, Libyalılar kabile, din, mezhep, tarikat savaşlarına geri döndüler.


Sirte, Libya
BM destekli Libya hükümet güçleri IŞİD güçleri ile savaşıyorlar. Fotoğraf:
Goran Tomasevic/Reuters 22-7-2016

II. Dünya Savaşı sonrası Afrika kıtası hem darbelere, hem iç savaşlara şahit oldu. Sınırları Batılı ülkeler tarafından cetvelle çizilmiş, her türlü bilgi-beceri-araç-gereç birikimine yabancı, sadece dışarıdan edindiği silahlara sahip Afrikalılar öldüler ve öldürdüler. 
Afrika’da en kanlı darbelerden biri Kongo Cumhuriyetinde meydana geldi. ABD destekli darbeciler, Başkan Patrice Emery Lumumba’ı devirdiler. Lumumba, Sovyetlerden yardım istedi ama sonuç değişmedi.

1974 yılında yapılan darbe ile Etiyopya kralı devrildi. Sonra yapılan iki darbede Sovyetler Birliğinin etkisi görülür.


Etiyopya’da 1977 darbesine karşı çıkanlar sokaklarda linç edildi ve cesetleri günlerce asılı kaldı.

Sudan’da yaşayan değişik kabileler yıllarca iç savaş yaşadı. Sonunda Güney Sudan bağımsızlığını elde etti. Güney Sudan’daki iki büyük kabile lideri biri başkan, diğer başkan yardımcısı oldu.
Bağımsızlık ilanından bir yıl sonra Güney Sudan’da iç savaş başladı. Başkan ve başkan yardımcıları birbirlerine savaş ilan ettiler. 


Güney Sudan başkan ve başkan yardımcısı arasında patlak veren savaşta ara yerde kalan siviller görülüyor.
Fotoğraf: ERIC KANALSTEIN / UNMISS / EPA Image caption

Güney Amerika’daki ülkeler darbelere yabancı değillerdir. Guatemala, Arjantin, Brezilya, El Salvador… Darbelerde çok acı çekmişlerdir.  
Kanlı darbelerden biri 1973 yılında Şili’de meydana gelir.


Askeri birlikler ve uçaklar seçimle yönetime gelen Şili Cumhurbaşkanı Allende’nin sarayını bombalıyor. Darbe ABD tarafından organize edildi ve başarıya ulaştı.


Arjantin devlet başkanı Peron, yoksullar tarafından sevilir ve kahraman olarak tanınır. Fakat askeri bir darbe ile 1955’te devrilir. Uzun seneler sürgünde yaşar ve ülkesine dönerek 1973’te devlet başkanı olur. Bir yıl sonra ölmesi üzerine İsabel Peron olarak tanınan üçüncü karısı devlet başkanı olur ve 976’da ordu tarafından devrilir.
Arjantin’in eski devlet başkanlarından General Galtier İngiltere’ye ait, fakat kendilerine çok yakın olan Falkland adalarını Nisan 1982’de işgal etti. İngiltere ile olan savaşı Arjantin kaybetti ve adaları İngilizler tekrar geri aldılar. Gerek yapılan savaş ve gerekse bu durumda bazı devletlerin uyguladıkları ekonomik ambargo, Arjantin’in iktisadi durumunu çok sarstı. Bu durumda askeri idare 1983 yılı sonlarında seçime giderek idareyi sivillere teslim etti. Böylece yedi sene süren askeri idareden sonra normal idare tekrar tesis edildi.
Bu arada binlerce kişi öldürüldü, kayıp oldu, işkenceye uğradı. 
1819 yılından bu yana 46 devlet başkanından sadece ikisi, askeri darbesiz seçimle görevini devir-teslim etmiştir.

2002 yılında Venezüella’da sosyalist Hugo Chavez hükümeti askeri darbe ile yönetimden uzaklaştırılır.
Darbeden önce hükümet yanlıları ile karşıtları çatışma içindeydiler. Çatışmalarda 19 kişi ölür. Askerler Hugo Chavez’den istifa etmelerini ister ama Chavez reddeder.  Bunun üzerine tutuklanır ve bilinmeyen bir yere götürülür. Küba’da siyasi sığınma isteyince kabul edilir.
Geçici cumhurbaşkanı yoksullar tarafından benimsenmez. Yüzbinlerce kişi cumhurbaşkanlığı sarayına yürür. Chavez yanlıları televizyon istasyonlarını ele geçirir. 


Hugo Chavez taraftarları Chavez’in yönetimden uzaklaştırılmasını protesto ediyor.

Cumhurbaşkanlığı muhafızları sarayı kuşatır ve Chavez’in geri dönmesini ister. Darbe çöker ve Hugo Chavez yönetime geri döner.


Avrupa’da darbeler

Birinci Dünya savaşı sonrası Almanya büyük bir karmaşaya sürüklenir. Irkçı milliyetçiler ve Sosyalistler iktidarı ele geçirmeye çalışırlar. Yöneticileri yardım ve desteği ile Hitler iktidarı ele geçirir.
Benzer durum İtalya’da meydana gelir.
İspanya iç savaşı sonunda Franko taraftarları yönetime gelirler.
II. Dünya Savaşı sonrası Hitler ve Musolloni iktidardan uzaklaştırılır.
İspanya ve Portekiz’de askeri yönetimler işbaşında kalır.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı sonrası, Fransa’daki yönetim Cezayir bağımsızlığını kabul eder.  1961 yılında:
_ABD istihbarat servisi CIA,
_Bazı milliyetçi Fransız subaylar, General de Gaulle karşı darbe planlar.
Halkın darbeye direnmesi, de Gaulle’un kararlı tutumu karşısında darbeciler 16 Nisan’da geri adım atarlar ve darbe bastırılır.
CIA, Cezayir’in Sovyet etkisine girmesinden çekindiği için Fransız darbecilere destek olur.


Darbeyi bastıran de Gaulle Fransızlar tarafından tebrik ediliyor. 1961 Yunanistan’daki darbeyi CIA hazırlar. İkinci Dünya Savaşı sonunda, büyük güçler arasındaki paylaşımda, Yunanistan Batılıların payına düşer. NATO’YA alınır ve silahlanması temin edilir. Silahlanma, lüks nesneler geri ülkeleri dertlerden dertlere sürükler. Yunanistan sadece darbeye sürüklendi. 
1967 darbesi, Yunan Kralını yönetimde tuttu.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios tarafsız dış politika izliyordu.
Bu arada yapılacak seçimlerde sol eğilimli partinin kazanacağı belli oldu.  
CIA, Yunanistan’da, “Albaylar Cuntası” adı ile 1973 yılında yeni darbe hazırladı. “Albaylar Cuntasına” karşı Kral tarafından düzenlene karşı darbe bastırıldı. 
1967 darbesine ses çıkarmayan Kral, 1973 darbesi ile koltuğunu terk etmek zorunda kaldı.
Darbe sonrası Yunanistan ekonomisi çöktü. Sokak gösterileri başlamak üzere iken darbeciler Kıbrıs’ta darbe düzenlediler.


1967 darbesi sonrası Atina sokakları…

1973 sonlarında Atina sokaklarında protesto gösterileri…

“Albaylar Cuntasının” hazırladığı Kıbrıs darbesi yürürlüğe kondu. Makarios Kıbrıs’ı terk etti. Albaylar, “kahraman” ilan edileceği sırada, Türkiye Kıbrıs’a müdahalede bulundu.
Müdahale sonucu, “Albaylar Cuntası” ve Kıbrıs’taki uzantısı yönetimi terk etmek zorunda kaldılar.
ABD, Türkiye-Yunanistan savaşına engel oldu. Çünkü: İki ülkeden biri NATO dışında kalabilirdi.
ABD’NİN, “Soğuk Savaş” yıllarında Yunanistan ve Türkiye’ye yaptığı en iyi hizmet, Türkiye-Yunanistan savaşına engel olmasıdır.

Askeri darbelerden bir tanesi demokrasinin inşasını temin eder: Portekiz Karanfil Devrimi

1920 yılında darbe sonucu iktidara gelen diktatörlük Katolik Kilisesi ile sıkı işbirliği içinde olur. Askerler, Antonia Salazlar adında bir ekonomisti başkan yaparlar: 36 yıl ülkeyi yönetir. 
Salazlar anti-Komünist, sıkı Katolik ve Afrika’daki kolonileri terk etmeyi kesinlikle reddeden biri…
II. Dünya Savaşı sonunda Afrika’daki koloniler bağımsızlığına kavuşur: Portekiz kolonileri hariç…
Salazlar yönetimi sırasında on binlerce kişi içeri tıkılır, işkence uygulanır ve öldürmeler olağan hale gelir.
1968 yılında Salazlar ölür ama diktatörlük devam eder. Yeni başbakan Marcello Caetano, önce reform yapmayı dener sonra vazgeçer. Salazlar’ın yönetim biçimini benimser. Bu arada Afrika’daki askerler rahatsız olurlar. Binlerce Portekizli ülkeden kaçmaya başlar.
1972 yılında, Afrika’daki bazı subaylar başarısız darbe hazırlar.
1974 yılındaki, “Karanfil Devrimi” başarıya ulaşır. Yüz binlerce Portekizli darbeye destek verir ve hükümet çöker.


Lizbon’da halk darbeyi kutluyor.

Sovyetler Birliği oluşan muazzam bürokrasi sayesinde çöktü. Kurumlar üretmiyor, işlemiyor ve sadece tüketiyorlardı. Yönetime gelenler kendilerini ve diğer insanları aldatarak gün savıyorlardı. Nihayet, Mihail Gorbaçev cesaretle gerçekleri insanlara açıkladı. Sovyetler Birliğinin dağılmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Birlikteki her devletin kendi kaderini kendisinin çizmesine karar verildi.
Sovyetler Birliği liderinin bu kararı alması kolay olmadı. Sovyet Komünist Parti ve KGB üst düzey yöneticileri gelişmelere engel olmak için harekete geçtiler. Rusya’da insanların içine düştükleri ekonomik sıkıntılar darbecilere destek olur gibi gözüktü. Ama bozukluğun temel nedenlerini bilenler darbeye karşı çıktılar.
Komünist Parti üyesi Geneady Yanayev, KGB yardımıyla Gorbaçev’i ev hapsine aldı. Askeri birlikleri harekete geçirdi ve olağanüstü durum ilan etti. Yanayem, Boris Yeltsin’in tutuklanmasını istedi.


Yeltsin tutuklanmaktan kurtulmak için Sovyet parlamento binasına ulaştı; askerlere ve halka darbeye karşı direnme çağrısı yaptı, Gorbaçev’in serbest bırakılmasını istedi.
Parlamento binası çevresi asker ve sivillerle doldu. Askerler sıkıyönetim ilan etti ama halk askeri araçları yakmaya başladı.
Sonunda askerler halka ateş açmayı reddetti ve darbe çöktü.


1991 darbe teşebbüsünde halk tankların hareketine engel oluyor.

Darbelerin kısa özeti böyle ama her darbenin değişik nedenleri vardır. Bazı darbeler için onlarca kitap yazılmıştır.
Suriye ve Irak’taki darbeler Generaller arası mücadeleden ibarettir. Diğer darbelerin çoğunluğu toplumdaki gelişmelerle ilgilidir.
Darbelerde dış etkiler oldukça önemli ve etkili olmuştur. 
Darbelerle adalet ayaklar altına alınır. Adaletin ayaklar altında olduğu ülkeler zayıflar, sorunlar gizlendiği için kurumlar yıkıma sürüklenir.

degirmencinurettin@gmail.com
 Nurettin Değirmenci
   Elk. Yük. Müh.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder