Etiketler

Alevi kurumları tehlikenin farkında mı

15 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta bir araya gelen Alevi kurumları, demokratik taleplerini bir açıklamayla kamuoyuna duyurdular. Çeşitli başlıklarda özetlenen taleplerin çoğunluğu temel hak ve özgürlükler kapsamındayken, metin içinde yer alan; “Alevi inancının ihtiyaçlarını karşılamak için genel bütçeden pay ayrılmalı” talepleri, hem açıklama metninin ana fikriyle çelişti, hem de yaşamımızı hedef alan inançsal-siyasal sorunun yeterince farkında olmadıklarını gösterdi. Çünkü ya ülkenin gidişatını okuyamıyorlar ya da böyle bir dertleri yok. Bu yüzden de bunca garabet içinde paradan söz ediyorlar! Sevgili arkadaşlarımın farkında olmadıkları çelişki ve kafa karışıklığı şu; hem devlet laik olsun istiyor, hem de “cemevlerimizin elektrik-su, personel gibi masraflarını karşıla, dedelere de maaş ver” diyorlar… Sünni ileri gelenlerinin Hanefi ekolüne-öğretisine kıydığı gibi, siz de Aleviliğe kıymayın! Para kirlidir-kirletir. Çok sayıda dedemizin maaş beklentisi içinde bu dünya mirası YOL'muzu harcamaya, peşkeş çekmeye meyyal olduklarından haberdarım. Bu nedenle uyarıyor ve diyorum ki, "artık karar verin; YOL mu, para mı?"


***
Para kirlidir-kirletir. Çok sayıda dedemizin maaş beklentisi içinde bu dünya mirası YOL'muzu harcamaya, peşkeş çekmeye meyyal olduklarından haberdarım.

15 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta bir araya gelen Alevi kurumları, demokratik taleplerini bir açıklamayla kamuoyuna duyurdular. Çeşitli başlıklarda özetlenen taleplerin çoğunluğu temel hak ve özgürlükler kapsamındayken, metin içinde yer alan; “Alevi inancının ihtiyaçlarını karşılamak için genel bütçeden pay ayrılmalı” talepleri, hem açıklama metninin ana fikriyle çelişti, hem de yaşamımızı hedef alan inançsal-siyasal sorunun yeterince farkında olmadıklarını gösterdi.

Çünkü ya ülkenin gidişatını okuyamıyorlar ya da böyle bir dertleri yok. Bu yüzden de bunca garabet içinde paradan söz ediyorlar!

Sevgili arkadaşlarımın farkında olmadıkları çelişki ve kafa karışıklığı şu; hem devlet laik olsun istiyor, hem de “cemevlerimizin elektrik-su, personel gibi masraflarını karşıla, dedelere de maaş ver” diyorlar… Ve ben bunca batağı, bütün pisliğin dincilik batağından ürediğini göremeyen arkadaşlarımın cehaleti karşısında üzülüyor, isyan ediyorum!

Arkadaşlar; 

Sizler, kurum başkanları olarak; "canım noolacak devlet hem laik olsun, hem de hocaya, vaize, dedeye maaş, camiye, cemevine bütçe versin" diyemezsiniz, kaş yapayım derken göz çıkaramazsınız, ne istediğinizi, isteğinizin ne anlama geldiğini bilmiyor olamazsınız. Lütfen laikliğin ne olup-olmadığını bir güzel öğrenin, hatmedin…

ÇÜNKÜ BÖYLE BİR LAİKLİK MODELİ YOKTUR!


Ancak;

“Devlet ulusal bütçemizin neredeyse yarısını; Diyanet’e, imam okullarına, din dersi öğretmenlerine, Din Eğitimi Genel Müdürlüğüne, ilahiyatlara, dini vakıflara, Bilal Oğlan’ın Vakfına, ENSAR’a, insan yakanlara, tecavüzcülere, kıyıcı gurup ve cemaatlere peşkeş çekiyor, biz neden almayalım” diyorsanız…

O halde size şunu sorayım;

Verdi de ne oldu; neredeyse her cemaat bir ihanet şebekesine dönüştü değil mi? Devletin dine müdahil olduğunda, din nasıl bir bataklığa, ihanete, ahlaksızlığa kapı aralıyor, bunu görebiliyor musunuz?

ENSAR-TÜRGEV gibi olmak, benzeşmek-aynileşmek mi istiyorsunuz?

Kardeşlerim;

Bu toplumun neden iflah olmadığını düşündünüz mü? Neden huzurumuz yok, neden kendi içimizde barışık değiliz, neden bu din adamları, din bezirgânları, hocaları-hacıları kuduruyor el kadar bebelere tecavüz ediyor? Neden bu ülkede ahlaksızlık, rüşvet, irtikâp diz boyu, neden birbirimizi öldürüyoruz? Bu IŞİD Fetö Nusra gibi dinci katiller hangi seralarda üredi? Neden daha düne değin sosyal ve ekonomik anlamda beş misli ileri durumda olduğumuz Yunanistan ve balkan ülkelerinin gerisine düştük?

NEDEN?

Çünkü devleti yönetenler, laiklikten ve demokrasiden sürekli ödün verdiler. Otoriterleştiler. “Cemaat” adı altında edep ve ahlakı dışlayan bir din ikame ettiler, bunun okullarını açıp cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine düşman milyonlarca genç yetiştirdiler. Teşkilatlar kurdular. “Cumhuriyetten öç alacağız, yıkacağız” diyerek, bütün çağcıl kazanımlara kapandılar. Güçler ayrılığını terk edip tek adam-dikta rejimine döndüler. Böylece devlet; dini kullanan cahil ehliyetsiz liyakatsiz bilgisiz diplomasız yalancı yöneticilere mahkûm edildi.

Sonuçta dinden-imandan, ahlaktan olduğumuz gibi az daha devleti de kaybediyorduk! Bir de baktık ki, adam dinciye “ne istediyse vermiş” dinci de salt dini-imanı değil, ülkeyi de satmış!

Para istemek yerine devleti yöneten sağır sultana ve Ona biat edenlere deyin ki;

Eyyy Ehli Müslim’in; eğer gerçekten inanıyorsanız, yetim hakkı yemeyin, rızasız lokma yutmayın, ülkemize ihanet etmeyin, ibadethanenizin imamınızın hocanızın Kuran kursunuzun giderini bizim cebimizden değil, kendi cebinizden karşılayın. Nasıl Aleviler ibadethanelerini kendileri yapıyor, dedelerinin hakkullahını ceplerinden karşılıyorlarsa, siz de öyle yapın…

Bunu yapın ve örnek olun. Çok umutlu değilim ama belki utanır, yüzleri kızarır, az da olsa içlerinden Yaşar Nuri Öztürk gibi namuslu insanlar çıkar…

Bakın:

Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılmasıdır. Din alanı kişiye özeldir. Kamu otoritesinin yani devletin dini alana herhangi bir şekilde müdahil olması, bir inancı kayırması, Fetö, Diyanet, Türgev örneğinde olduğu gibi “bizdendir” diyerek maddiyata boğması, salt inançsal özgünlüğümüzü kaybetmemize değil, aynı zamanda ülkemizi de kaybetmenize neden olur.

Lütfen kafanızı kaldırıp bir İslam ülkelerinin sefilliğine, bir de demokratik-laik ülkelerin refahına ve sosyal kazanımlarına bakın; kıyaslayın. “Neden İslam ülkelerinden kaçan Müslümanlar camisiz-laik Hıristiyan ülkelerine kaçıyor” deyin, sorgulayın. En temel farkın demokratik-laik devlet kavramı olduğunu görün…

Devletin dini finanse ettiği yani laikliğin farkında olmayan ya da laikliğe düşmanlık güden hiçbir ülkede Müslümanlar Alevi'ye, aydına, laik-demokrat yurttaşa, solcuya yaşam hakkı tanımıyor. Önce farklı yaşam tarzını tercih edenleri, farklı yaşam tercihi olan insanları öldürüyor, onları tükettikten sonra da birbirlerini öldürüyorlar!

ÖLDÜRÜYORLAR!!!

Huzur içinde, kardeşçe, gâvur-Müslüman, dinli dinsiz hep birlikte yaşamak istiyorsak, ya din işini devletin tamamen dışına çıkarıp laik devlet olacağız, ya da şimdi olduğu gibi dini-dinciyi, cemaatçiyi paraya boğup, ülkemizi kan gölüne çevirip, yaşanmaz hale getireceğiz ki, şimdi bu süreci yaşıyoruz...

Dostlarım;

Sünni ve yer yer Şii cemaatin sorunu tam da budur. Bu yurttaşlarımızın inanç ve itikatlarının bozulmasının, IŞİD ve benzer örgütler gibi şiddeti öncelemesinin, Cuma namazından çıkıp insan yakmalarının, Fetö ve tüm öteki cemaatler gibi parayı-çıkarı, hatta ajanlığı ve vatan hainliğini yeğlemelerinin en temel nedeni paradır. Devletin, kimi omurgasız ve cahil din adamlarını yedekleyerek-paralelleştirerek paraya ve siyasete bulaştırmaları, dini araçsallaştırmalarıdır...

Kardeşlerim; masa, kasa ve din aynı bünyede barınamıyor!

Öğretimiz; “bir lokma bir hırka” diyor…

Sünni ileri gelenlerinin Hanefi ekolüne-öğretisine kıydığı gibi, siz de Aleviliğe kıymayın! Para kirlidir-kirletir. Çok sayıda dedemizin maaş beklentisi içinde bu dünya mirası YOL'muzu harcamaya, peşkeş çekmeye meyyal olduklarından haberdarım. Bu nedenle uyarıyor ve diyorum ki, "artık karar verin; YOL mu, para mı?"

“Para” diyorsanız buyurun gidin Fetö’ye, Retö’ye kapılanın… Alevilikle uzak-yakın ilgisi olmadığı halde AKP’ye kapılanıp televizyonlarda Alevilik alıp-satan eski Marksist Yalçın Özdemir (adamdan iğrendiğim için bir sıfat bulamadım) gibi nesline ihanet eden kınalı keklik olmak istiyorsanız yakamızdan düşün, gidin… Ancak Hak aşkına “Aleviyim-dedeyim” demeyin…

***

Bizler;

Bilimin gereğini söyleyeceğiz, yazacağız… Kardeşliği önereceğiz. Aleviliğin özgünlüğünü savunacağız.

"Diyanet'i, İmam Hatipleri ve devlete bağlı umum dini kurumları kapatın, laik devlet şartlarına geri dönün, bunlar şer odağıdır" demeye; sela, ezan, Kuran, cami, cemevi, Alevi-Sünni gibi kutsalların uluorta-rastgele kullanılmasının yanlışlığına, demokrasiyi sulandırıp değersizleştirdiğine, uzak-yakın ilgisi olmadığına işaret etmeye devam edeceğiz.

Ülkemizin cumhuriyet serüveninden ders alacağız ve kazanımlarımızı korumak adına verdiğimiz mücadeleyi sürdüreceğiz…

"Havuç ve sopa" deyimini unutmayacağız, havuca koşmayacağız! AKP’nin verdiği yoğurdu üfleyerek yiyeceğiz…

Murtaza Demir
Odatv.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder