Etiketler

Avrupa'da Özgürlükler

Nurettin Değirmenci
Avrupa'da burka, nikap veya tam kapalı çarşaf gibi giysilerin yasaklanması tartışması sürüyor… Müslüman Bayan göçmen işçilerin peçe, çarşaf, burka, haşema… Gibi dertleri olmadı. Çünkü: Çarşaf, peçe, burka… Gibi giysilerle işyerlerinde çalışma olmaz. Batılı istihbarat örgütlerinin yetiştirdiği İslamcı militanlardan bazıları, silahlı örgütler tarafından Avrupa’ya gönderilerek, sorunlar çıkarmaya başladılar. Neden? A-Bu militanlar, göçmenler ile Avrupalılar arasındaki ilişkiyi kesmeyi amaç ediniyorlar. Esasında bu amaç yıllar önce vardı ama etkili olamıyordu. Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’den giden işçilere, “Bulunduğunuz ülke dilini öğrenmeyiniz; dinden koparsınız!” diye, fetvalar gönderirdi.  İstihbarat örgütleri kanlı saldırılar yanında, çarşaflı, burkalı, peçeli… Militanlar göndererek göçmenlerin Avrupalı ile uyumlu olmasını engellemeye çalışıyor. B-Silahlı örgütler, Müslüman göçmenler arasından militan yetiştirmeyi amaçlıyor. Onlardan bağış topluyorlar.  



***
Avrupa'da burka, nikap veya tam kapalı çarşaf gibi giysilerin yasaklanması tartışması sürüyor.

Seçmen kartını almak için kuyrukta ağlayan çocuğu ile bekleyen Afgan kadın-Kabil
Fotoğraf: Zohra Bensemra/Reuters 30-3-2014

Özgürlük, yasaların izin verdiği eylemleri yapabilme, nesnelere sahip olabilmedir. Bu tanıma göre, özgürlükleri yasalar tayın eder.
1-İnsanlar mutlaka kusurlu yasalar yaparlar.
2-Yasaların çok sayıda olması, yasal boşlukları yaratır; ayrıcalıklara ortam hazırlar.
Evrensel insani yasaların olmadığı ya da bilinmediği toplumlar konumuz dışıdır.
Avrupa’da, özgürlükler, Evrensel İnsan Hakları ile genişletilir, yasalarla sınırlanır.
Günümüzde, Avrupa’da, özgürlüklerin bulanıklaşmasının, karartılmasının esas nedeni:
Evrensel İnsan Hakları adeta sulandırıldı ve özgürlüklerin bulanıklaşmasına neden oldu. Bir sürü konuda insan haklarına eklemeler yapıldı. Bunlar ise yararları kadar zararları beraberinde taşıdı.
Asırlar önce bir dahi, “Yasalar sade ve az sayıda olmalıdır” der.
*
Kadını yok sayan bir düşünceye, özgürlük adına, özgürlük tanınır mı?
İnsanın kendine işkence etme özgürlüğü olur mu? Örneğin, Şiiler, Avrupa’da, ellerine zincirleri alıp kendilerini kan revan içinde bırakma özgürlüğünü savunabilirler mi?
Bir şeyh, Paris’teki bir meydanda kendisini çok kızdıran hatunlarından ikisini dövebilir mi?
**
İslam doktrini, 19. Yüzyıl sonlarında ortaya çıktı, “Soğuk Savaş” yıllarında başta ABD olmak üzere Batılılar tarafından biçimlendirildi. Bu doktrin gereği, bireyler üzerinde toplum baskısı arttırıldı, sıkı İslam kuralları dışına çıkanlar ağır cezalara çarptırıldı. Sıkı İslam kuralları özendirildi. Bilimsel gelişme ve yeniliklere savaş açıldı.
İslam doktrinin başlıca özellikleri:
_Müslümanların tüketiminde hiçbir sınır belirlemiyor. Aşırı tüketimi herhangi bir günah veya suç olayı ile sınırlamıyor.  
_Müslümanların kendi toplumlarını yaşanır yapmaları konusunda görüş belirtmiyor. Avrupa ülkelerine kaçanların orada Müslüman kalmalarına ve Hıristiyanlarla ilişki kurmamalarına çalışıyor.

_Bilimsel düşüncelere, yeniliklere, toplumsal düşüncelere savaş açılıyor.
_Müslümanların üretim yapması için çabaları teşvik etmiyor.
_Müslümanların, Müslüman ülkeleri ziyaret etmeleri için tavsiyelerde ya da baskılarda bulunmuyor. 
Bazı zengin şeyhler, Müslüman yöneticiler ve gizli örgütler İslam doktrini ile ilgileniyorlar. Bunların tavsiyeleri ya da işaretleri sonucu, görevli Müslüman Bayanlardan bazıları, Avrupa ülkelerinde, burka giyip, çarşaf ya da haşema ile sahillere koşuyorlar.  
Sonra:
“Batılı ülkelerde İslam düşmanlığı var! Burka yasaklanıyor! Çarşaf yasaklanıyor!” diye, feryat ediyorlar. 
Batılı bir Bayan, İslam ülkelerinde, “Şehir merkezinde mayo ile dolaşacağım; bu benim hakkım! Ben özgürüm!” diyebilir mi? Diyemez! Çünkü: Yasalarda mayolu dolaşma ile ilgili açık-seçik ifadeler bulunmazsa da örf ve gelenekler yasal boşluklara yardımcı olur. 
Müslüman toplumlarda çalışıp üreten kadınlar çarşaf ya da burka giyemezler. Çünkü: Böylesi giysiler çalışmaya engel oluşturur.
_Hareme kapatılmış kadınlar,
_Ev kadınlarından bazıları,
_İstihbarat ya da gizli örgüt üyesi bazı kadınlar çarşaf ya da burka ile dolaşırlar. Bunların bir kısmı görevli olarak Avrupa ülkelerine gönderilir ve oradaki göçmenler arasında çalışma yaparlar.
Bunlar şöyle der: “Ben değişmem! Avrupalı benim davranışıma göre özgürlüklerini genişletsin!”
Özgürlükler ölçüsüz genişletildikçe başkasının hakları çiğnenir. Sonra, özgürlükler bütün toplumun üstüne enkaz olarak çöker.
Günümüzde, örf ve gelenek kuralları ile yönetilen toplumlarda özgürlüklerle ilgili tartışmalar yapılmaz. Örf ve gelenekler kocaman lideri yaratır. Kocaman lider, din adamlarını ve cahil kitleleri arkasına alarak, tapınma yerlerini çoğaltır, tapınmayanları cezalandırarak toplumunun gerçek olan bu dünyasını değil, hayali öte dünyasını korur.
Tiranların yönettiği toplumlarda, cahil kesimler bu dünyayı kaybettikleri için önemli olan hayali öte dünyadır. 
***
Biraz özgürlükler üzerinde duralım:
Doğanın Birinci Yasası, sevgiyle, “Yaşa ve yaşat! Türünü sürdür!” der; cesaret ve umut duygularını yaratır ve yaşama-yaşatmaya destek olur.
Doğanın Üçüncü Yasası, öfkeyle, “Öl ve öldür! Kaç! Saldır!” der; umutsuzluk ve korku duygularını yaratır.
Doğanın İkinci Yasası, güçten yanadır. Doğal ortamda hızlı ve güçlü olan varlığını sürdürür. Vahşi yaşamda varlığımı sürdürseydim, güce ve hıza tapardım.
O halde, her canlı için yaşamak, yaşatmak, türünü sürdürmek doğanın emridir.
Yaşamak ve yaşatmak için ihtiyaçlar temin edilmelidir.
 İnsanların zorunlu ve yaşamına renk-desen-süs katan ihtiyaçları olur.
_Zorunlu ihtiyaçlar; oksijen, gıda-sıvı, örtünme, barınma, sağlık (Beden organlarının ölçülü olarak hareketlerini sürdürmesi), iletişim, türünü sürdürme, bilme (Sorgulama)… Sayılabilir.
_Yaşama renk, desen, süs… Katan ihtiyaçlar oldukça çeşitli ve sınırsızdır. Toplum kuralları ve insanların gelirleri bu ihtiyaçlara sınır koyar.
Din, yaşama renk, desen, süs katan ihtiyaçtır.
(İnanma, zorunlu ihtiyaç olup, zorunlu bellek etkinliğidir.)
Bireysel ve toplumsal özgürlükler olur.
_Zorunlu ihtiyaçlarını temin edemeyen insanlar özgür olamaz. (Kölelik ve kulluğun esas kaynağı, zorunlu ihtiyaçları temin edememedir. Her türlü bilgi, beceri, araç-gereçten yoksun insan, gönüllü köle veya kul olarak varlığını sürdürmeye çalışır.) 
_Yaşamı tehlikede olan, yaşam mücadelesi veren insan özgür olamaz.

_Hareketleri sınırlanmış insan özgür olamaz.
_Seçenek olmadan özgürlük olmaz.
_Yalan söyleyen, gerçekleri inkâr eden, denetimli dengeyi kasıtlı olarak bozan (insani adaleti tahrip eden) insan özgürlüğünü kaybeder.
İnsanlar, doğa yasaları gereği, toplu halde yaşamak zorundadırlar. Toplu halde yaşamanın kuralları olur. Tarih boyunca çeşitlilik göstermekle beraber, toplum kurallarını iki kümeye ayırmak mümkündür.
A-Örf ve gelenek kuralları ile yönetilen toplumlar olur. Örf ve gelenek kuralları (Basit kurallar) olur; “Güç, hak; güçlü, haklıdır! Kaşa kaş, göze göz!” temeldir.
Basit kurallar:
_Güçlü lider,
_Zayıf kurumlar,
_Basit mantık ve yöntem,
_Basit ölçüler,
_Güçlü toplumsal baskı,
_Boyun eğen kullar,
_Basit insanı değerler ve basit dini inanışlar yaratır. Basit dini inanışlarda tapınma (Bedensel hareketler) esastır.
Basit kurallarla yönetilen toplumlarda:
Kadın toplumda yok sayılır.
Ezber eğitim yapılır.
Liderden soytarıya, anlık, günlük, haftalık, aylık… Mutluluklarla yetinilir. Yani: yeme, içme, giysi, lüks nesneler, bedensel hazlar yeterli olur.
 (Neden Müslüman toplumlardan evrensel düşünür, sanatçı, besteci, sporcu, yönetici, komutan, din adamı yetişmiyor? Böylesi amaçlar çocuk yaşta kazanılır.)
Bencillik esastır. Liderden soytarıya çoğunluk, “Bütün toplum bana feda olsun!” der ve kişisel çıkarlarını toplum çıkarlarının üstünde tutarlar.
Ayrıcalık, baskı, korku, sopa dışında tuzak, komplo, entrika, etkileyici yalan… Yönetim araçlarıdır. Bunlarda başarılı olanlar, yönetimde kalmayı hak ederler.
Örf ve gelenekler modern yasalardan üstün kabul edilir. Dolayısıyla, yasalar, örf ve geleneklere aykırı olmayacak biçimde hazırlanır.
Başlar, doğaya değil, doğaüstüne dönük olur. Doğaya yabancı olan toplumlar, onun nimetlerinden sınırlı yararlanabilir. Çoğunluk sefalet, azınlık rezalet içinde yaşar.
Ürün kıtlığından dolayı insan nesnelerden değersiz olur, savaş kutsal etkinlik kabul edilir. Din, mezhep, kabile, etnik… Farklılıklar savaşlar için kutsal gerekçelerdir. (Bilim dışı gerekçeler, yalan ile eş anlamlıdır.)
Basit kurallar (Örf ve gelenekler= Şeriat) ile yönetilen toplumlarda bireysel ve toplumsal özgürlükler göreceli olarak başta lider olmak üzere güçlülere teslim edilir. İnsanlara düşen görev biat etmek ve tapınmaktır. Tapınma, ölçüsüz tüketme, biat etme, kadınlara, diğer dinlere, mezheplere… Kısaca azınlıklara baskı özgürlük olarak tanımlanır.
Lider ve çevresi, sopa, korku, ayrıcalık… İle yönetimini sürdürür. Toplumda bilgi, beceri, araç-gereç artışına ve çalışıp üretmenin yaygınlaşmasına önem verilmez. Eğitimden anlaşılan, başta öte dünya olmak üzere bilimle ilgili ezberlerdir. Ezber eğitim, öndeki lideri izleyen, taklit eden kullar yaratır. Bu nedenle, örf ve gelenek kuralları ile yönetilen toplumlarda güçlü tarikatlar olur. Tarikat liderleri yönetimlerde etkili olurlar.
Farklı din ve mezhepler arasında eleştiri-tartışma-uzlaşma değil, çatışma çıkar. Zayıf olanlar baskılara boyun eğmek ya da kendilerini gizlemek zorundadırlar.
Güçlü olanlar, ayrıcalık edinenler, korkutanlar, baş eğdirenler… Şerefli kabul edilir. Zayıflar, kaba güce karşı çıkanlar, özürlüler, kadınlar, çocuklar… Değersiz sayılır.
Örf ve geleneklerle yönetilen toplumlarda, görev ölçülü tanımlanmadığı, kalıcı denge (Adalet) olmadığından, yıkıcı dış etkilere sıklıkla rastlanır. Üst görevliler dış tahrikçilerle iç içe olurlar.
Önemli bir not: Süre içinde yenilenmeyen, güncel hale getirilmeyen insani yasalar örf ve gelenek özelliği kazanır ama örf ve gelenekler süre içinde insani yasa özelliği kazanamaz.
B-Evrensel insani kurallarla yönetilen ülkeler olur.
Evrensel insani kurallar:
_Evrensel kurumlar,
_Evrensel mantık ve yöntem,
_Evrensel ölçüler,
_Sorgulama esaslı eğitim sonucu özgür bireyler,
_Evrensel insani değerleri ve evrensel dini inanışları yaratır. Evrensel dini inanışlarda, bellek etkinliği, bedensel hareketlerin önüne geçer. Örf ve gelenekler ayrıntılı yasaların denetiminde olur. Yasalara aykırı örf ve gelenekler yasaklanır.
Başlar doğaya dönük olur. Bu nedenle sorgulama çeşitlenir, bilgi, beceri, araç-gereç birikimi artar, çalışıp üretme yaygınlaşır.
Çoğunluk, “Ben kendimi aileme, ailemi toplumuma, toplumumu insanlığa feda ederim!” der. Sosyalist, komünist, milliyetçi, dindar… Kendi toplumu içinde bu düşünceyi benimser. 
Toplumcu düşünceler ve emek sonucu sevgi topluma egemen olur.
Vatandaşlara uzun vadeli amaçlara ulaşma hedefleri seçtirilir. (Neden yaratıcı insanlar Batılı ülkelerden çıkıyor?)
İnsanlar emek verdikleri nesne ve hareketleri sevip korurlar. Çalışıp üretme emek ile mümkündür. Emek ile başta insanlar olmak üzere diğer varlıklar değerli hale gelir.
 (Göçebe toplumlarda, “Vatan” sevgisi, çadır ile sınırlı kalır. Çünkü: Sadece çadır ile hayvanlara emek harcanır. Suriye, Irak, Afganistan, Libya gibi göçebe toplumlarda yaşayanlar vatanlarını savunmayı değil, kaçıp kendilerini kurtarmayı tercih ederler. Bu toplumlarda yaşayanlar, yerleşik olsalar da belleklerine göçebe kavramlar egemendir.)
 Çocuklar, yaşlılar, özürlüler… Yasalarla değişik ayrıcalıklar edinirler.
Yasaların üstünlüğü, suç ve günahın ferdi olma ilkesi, yargıç kararı olmadan zanlının suçlu ya da suçsuz olamayacağı ilkesi, din ve vicdan özgürlüğü… Benimsenir.
_İnsana yakışır yasalar topluma egemen oldukça,
_Resmi kurumlar güçlenip, onlara güven arttıkça,
_Araştırma ve bilimsel deneyler çoğalıp, doğa tanınıp denetim altına alındıkça,
_Suçlu sayısı azalınca, özgürlükler genişler.
İnsanlar, insan olduğunun bilincine varıp, görev-sorumluluk-hak arasında ölçülü uyum sağlamaya çalışarak, acı gerçekleri tatlı yalanlara tercih ederek ve adaleti ölümüne savunarak özgür olmanın mutluluğuna varırlar.
O halde:
_Çalışıp üretmeyenler, ürün ortaya çıkaramayanlar, tüketme hakkına sahip olamazlar. Böyleleri, tüketmek için doğrudan ya da dolaylı gönüllü kul-köle olurlar.
_Görevini bilmeyenler, savsaklayanlar, satanlar… Özgürlüğe ihtiyaç duymaz aksine tepki gösterirler.
_Görev yapmadan hak edinenler, ayrıcalık peşinde koşanlar, yasadışı yollarla ayrıcalık edinenler, özgürlüklere düşman kesilirler.
_Görevine bağlı, sorumlu ama hakkını almayanlar ya da alamayanlar, özgürlüğünü başkasına terk etmiş olur.
_Kendine, çocuklarına, ailesine, yakınlarına… Giderek insanlara ölçülü değer vermeyeneler, özgür olamazlar.
_Ölçüsüz bencil, iyilik etme kavramına sahip olmayanlar, başkasının özgürlüğüne önem vermezler. 
_Evrensel onur ve erdem ile inanışa yabancı olanlar, özgürlüğe yabancı olur.
Özgür bireyler, kendi kararlarını kendileri verir. Özgür bireylerin oluşturduğu toplumda, yıkıcı dış etkilere rastlanmaz ya da geçici olur. Örneğin, saldırgan ülkelere karşı topyekûn mücadele edilir.
****
Ayrıntılı özgürlük tanımları, insani yasalarla yönetilen ülkelerde ve örf ve geleneklerin egemen olduğu toplumlarda taban tabana zıttır. Birinin kölelik diye tanımladığı davranışları, diğeri özgürlük diye tanımlar. Örneğin, yazının başındaki resimde, Taliban’ın bütün baskılarına karşı seçmen kartını alan ve oy kullanan burkalı kadın, göreceli olarak, insanlığı-özgürlüğü için mücadele ediyor. Suudi Arabistan’da, “Araba süren kadınlara tecavüz edilir!” diyen din adamlarına karşı direnen kadınlar, göreceli olarak, özgürlüklerini savunuyorlar.
Avrupa’da, “Burka giyeceğiz! Çarşaf giyeceğiz! Peçe takacağız! Haşema ile denize gireceğiz!” diyen kadınların davranışları hangi mücadele türüne ait oluyor?

Farklı toplum kurallarına sahip toplumlarda yetişenlerin, uyumlu olarak birlikte yaşamaları zordur. Bağnazlık düzeyinde geleneklerine bağlı olanlar birlikte yaşayamazlar.

1960’lı yıllardan sonra Avrupa’da çalışan Müslüman işçilerin sayısı hızla çoğaldı. Kadın ya da erkek göçmen işçilerin değişik sorunları ortaya çıktı. Ama çoğunluk Avrupalılar, “Göçmen işçiler uzun sürede de olsa yaşadıkları ülkelere uyum sağlıyor” diye, sonuca vardılar.
 Müslüman Bayan göçmen işçilerin peçe, çarşaf, burka, haşema… Gibi dertleri olmadı. Çünkü: Çarşaf, peçe, burka… Gibi giysilerle işyerlerinde çalışma olmaz. 
Batılı istihbarat örgütlerinin yetiştirdiği İslamcı militanlardan bazıları, silahlı örgütler tarafından Avrupa’ya gönderilerek, sorunlar çıkarmaya başladılar.
Neden?
A-Bu militanlar, göçmenler ile Avrupalılar arasındaki ilişkiyi kesmeyi amaç ediniyorlar.
Esasında bu amaç yıllar önce vardı ama etkili olamıyordu. Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’den giden işçilere, “Bulunduğunuz ülke dilini öğrenmeyiniz; dinden koparsınız!” diye, fetvalar gönderirdi.
İstihbarat örgütleri kanlı saldırılar yanında, çarşaflı, burkalı, peçeli… Militanlar göndererek göçmenlerin Avrupalı ile uyumlu olmasını engellemeye çalışıyor.
B-Silahlı örgütler, Müslüman göçmenler arasından militan yetiştirmeyi amaçlıyor. Onlardan bağış topluyorlar.  
Sonuçta:
_Göçmenler ile Avrupalılar arasında uçurum oluşmaya başladı.
_“Yasaklar” devreye girer oldu.
_İslamcı militanlara oluşan düşmanlık, Müslüman göçmenleri kapsamaya başladı.
_Kural bilmeyen Müslüman göçmenlere saldırılar arttı. Önceki yıllarda, kural bilmeyenler eğitilmeye çalışılıyordu.  
Gelişmeler şunu gösteriyor:
Zengin ve paralı Müslümanlar Avrupa’daki rahatını koruyacak, müsrif yaşantılarına devam edecekler.
Yoksul Müslüman göçmenler baskı altında yaşam süreceklerdir.
1-Bulundukları ülke yöneticilerinin,
2-İslamcı örgütlerin tehditleri artacak,  
3-Bellekleri (Ruhları) sıkıntılı yaşam süreceklerdir.

degirmencinurettin@gmail.com
Nurettin Değirmenci
  Elk. Yük. Müh.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder