Etiketler

Suriye'de ortaya çıkması muhtemel resim nedir?

Galip Dalay
Suriye’de her an yeni bir gelişme oluyor. Türkiye-Rusya-İran arasında Suriye diplomasisi trafiği, Cerablus operasyonu, ABD’nin çözüm çağrısı... Peki Suriye’de kim neye razı olur? Aktörler ve pozisyonları neler?... Türkiye - Rusya-İran arasında gelişen bölgesel çözüm arama girişimine aşırı bir anlam yüklememekte fayda var. Suriye meselesi çoktan uluslararası bir meseleye dönüştü. Rusya, her ne kadar Türkiye ve İran'ın desteğini belli konularda almak istese de bu meseleyi ABD ile çözmeyi tercih edecektir. Bu nedenle Türkiye'nin Esed’li bir geçişe, hatta çözüme açık olduğunu bu denli vurgulaması masadaki esnekliğini arttırıp elini güçlendirmiyor. Tam aksine bu görüntü, Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun bir çözüm istediğini gösteriyor. Bu da Türkiye'nin manevra kapasitesinin azalmasına ve masada elinin zayıflamasına yol açar.

***
Suriye’de her an yeni bir gelişme oluyor. Türkiye-Rusya-İran arasında Suriye diplomasisi trafiği, Cerablus operasyonu, ABD’nin çözüm çağrısı... Peki Suriye’de kim neye razı olur? Aktörler ve pozisyonları neler?
TSK Müşterek Özel Görev Kuvveti ve koalisyon hava kuvvetleri, Suriye'nin Cerablus bölgesinin IŞİD'den temizlenmesi için askeri harekât başlattı. [FOTOĞRAF: AA]
Türkiye, dün  sabah Cerablus’a yönelik askeri bir harekat başlattı. Harekatın neticesinde IŞİD kentten çekildi, Özgür Suriye Ordusu bileşenleri kentin kontrolünü ele geçirdi. Yaşananlar hızlı akan bir takvimde hızlı cereyan eden bir kesit gibiydi.

Türkiye-Rusya arasında yaşanan yakınlaşma ve İran ile hızlanan diplomasi Suriye dosyasını tekrardan masaya getirdi, bu konuda aralarında ciddi bir diplomasi trafiği var.

Cerablus operasyonunun dışında da Suriye sahasında hızlı bir takvim işliyordu. Ana omurgasını YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Menbiç'i IŞİD'in elinden almış ve SDG/YPG yüzünü Kuzey'e ve Batı'ya döndürmüştü. Türkiye’nin Cerablus operasyonu ve ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ankara’daki ifadeleri YPG’nin bu hedeflerinin en azından belli bir süre için gerçekleşmeyeceğini gösteriyor.

Sahadaki ilginç bir gelişme de, YPG ile rejim kuvvetleri arasında Haseke'de yaşananlardı. Çatışmalar geçen hafta YPG'nin şehirdeki rejim yanlısı Ulusal Savunma Birlikleri isimli milis yapının dağıtılmasını talep etmesiyle başladı. Rejim ilk kez YPG'ye karşı hava gücünü kullandı. Fakat YPG, rejim güçlerinin önemli bir kısmını petrol ve gaz açısından zengin olan bu şehirden çıkardı.

Bunlar yaşanırken, Suriye'de daha düşük bir profil sergileyen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry “Suriye rezaleti çok uzun sürdü” diyerek rejim ve muhalefet üzerinde nüfuz sahibi ülkeleri çatışmaların bitirilmesi için çaba göstermeye çağırdı.

Suriye’de ABD ve Rusya'nın temel prensiplerine yeşil ışık yakmadığı bir çözüm reçetesi pek gerçekçi görünmüyor. Fakat onların bölgesel güçlerin önceliklerini dikkate almadan üzerinde anlaştıkları bir formülün de işlemesi mümkün olmaz. İran ile Türkiye, Suriye'de fiili veto gücüne ve oyun-bozma kapasitesine sahip aktörler.
Şüphesiz Suriye'de önemli gelişmeler yaşanıyor, kritik eşik belki de... Ancak Suriye’de ortaya çıkması muhtemel resmi görmenin asıl yolu, bu gelişmeler trafiğine boğulmak değil, bölgesel (İran ve Türkiye) ve uluslararası güçlerin (Rusya ve ABD) Suriye'deki müttefik, pozisyon ve çıkar haritalarını ortaya koymaktan geçiyor.

Bölgesel çözüm işe yarar mı?

Türkiye-İran-Rusya arasında işleyen yoğun diplomasi “bölgesel meselelere bölgesel çözüm aranmalı” mantığını yansıtıyor. Buradaki temel açmaz, Suriye meselesinin çoktan bölgesel bir mesele olmaktan çıkmış olmasıdır.

Suriye’de ABD ve Rusya'nın temel prensiplerine yeşil ışık yakmadığı bir çözüm reçetesi pek gerçekçi görünmüyor. Fakat onların bölgesel güçlerin önceliklerini dikkate almadan üzerinde anlaştıkları bir formülün de işlemesi mümkün olmaz. İran ile Türkiye, Suriye'de fiili veto gücüne ve oyun bozma kapasitesine sahip aktörler.

Bu son trafiğin eksik veya ilginç yanını ABD'nin adını pek duymuyor olmamız oluşturuyordu. Fakat Kerry'nin açıklamaları ABD'nin bu meseleden kendisini çekmediğini gösteriyor. Aksine, bu açıklamalar daha önce ABD-Rusya'nın Suriye'de geçiş sürecinin temel prensipleri konusunda arka planda ciddi bir şekilde çalıştıklarını ve muhtemelen önemli konularda epey mesafe kat ettiklerini ima ediyor.

Suriye’de kim ne istiyor?

Türkiye, Suriye’nin bölünmesini veya PYD’nin denetimindeki kantonların birleşip siyasi, idari ve hukuki bir kimlik kazanmasını kendisi için başlıca tehdit alanları olarak görüyor. PYD'nin aktörleşip, uluslararası meşruiyet kazanmasını istemiyor. Türkiye için Suriye'de geçişin Esed’li mi yoksa Esed’siz mi olacağı ise ikincil derecede ehemmiyet arz ediyor. Eğer öncelikli tehditlerin bertaraf edilmesine hizmet edecekse Türkiye, Esed'li bir geçişi sineye çekebilecek görünüyor.

ABD'nin SDG yatırımı, SDG'de PYD'ye merkezi bir rol vermesi, onun PYD'yi sadece IŞİD parantezine hapsetmediğini gösteriyor. ABD, hem PYD hem de SDG'ye Suriye'nin geleceğinde önemli bir rol atfediyor. Ama Cerablus operasyonu sonrası PYD'nın operasyonel kapasitesinde azalış olacağı ve en azından öngürülebilir gelecekte kantonları birleştirmesinin güçleştiği ortada. Ayrıca Türkiye, hem PYD hem de rejimin sınırlandırılabilmesi için Suriye muhalefetine daha fazla desteğin sunulmasını hedefliyor.

İran, Suriye'deki aktörler arasında Esed konusunda en fazla ısrar eden aktör konumunda. Nitekim, Rusya'nın daha önce Esed konusunda ısrarcı olmadığını açıklaması üzerine Hamaney'in Başdanışmanı Velayeti, Esed'in kırmızı çizgileri olduğunu hatırlatmıştı. İran, Esed'i sadece Suriye denkleminde değil, Şii kuşağı ile İran-Suriye-Lübnan (Hizbullah) hattının sürdürülmesi bağlamında da okuyor.

Öte yandan İran, Suriye'de Türkiye'nin PYD kaygısını paylaşacak tek aktör. İran'daki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ) peşmergelerinin tekrardan silahlı mücadeleye başlaması, İran'ın bölgenin Kürt jeopolitiğinde yaşanan değişimlerden daha fazla kaygılanmasına yol açıyor. İran Dışişleri Bakanı Zarif'in Türkiye ziyaretinde PKK, PJAK ve PYD'nin aynı örgütler olduğunu söylemesi bu kaygıyı teyit ediyor.

Rusya'nın Suriye'de Esed şahsında aşılmaz bir direnci yok. Rusya'nın Suriye'de vazgeçemeyeceği çıkarları mevcut fakat vazgeçemeyeceği partnerleri yok.

Aktör konusunda da Rusya masada esnek davranma potansiyeline sahip. Buna rağmen Türkiye, Rusya ile gelişen ilişkilerine güvenerek onun PYD konusunda kaygılarını paylaşmasını beklememeli. Nihayetinde Rusya PKK'yı da terörist bir örgüt olarak görmüyor. Rusya, PYD politikasını Türkiye'ye bakarak değil ABD'ye bakarak şekillendirecektir. Eğer PYD'nin geri dönülmez bir şekilde ABD'nin güdümüne girdiğine kanaat getirirse, PYD'ye olan desteğini kısar.

Rusya çıkarları açısından Suriye'de dört temel hedefi gözetiyor. Birincisi, Suriye'deki varlığını kalıcı hale getirmek; üslerinin varlığının devamı kritik bir konu. İkincisi, Suriye'nin mümkün mertebe seküler ve azınlık gruplarının etkin olduğu (Ortodoks Hristiyanlar ve Aleviler) bir siyasal idareye sahip olmasını tasavvur ediyor. Azınlıkların hamiliği Rusya'nın kendisine biçtiği tarihsel rolle de örtüşüyor. Üçüncüsü, Rusya’nın Doğu Akdeniz’de etkin bir oyuncu olma hedefi var. Dördüncüsü, Rusya Suriye'deki pazarlığı, ABD ile Ukrayna ve Doğu Avrupa’yla alakalı girişeceği pazarlık için bir kaldıraç olarak kullanmak istiyor. Bu nedenle de Rusya, Suriye'de bölgesel aktörlerle değil önce ABD ile bir anlaşmaya varmayı önceler.

ABD ise Suriye'de tamamıyla kendisine bağlı bir muhalefet inşa ediyor. YPG'nin ana omurgasını oluşturduğu ve ABD’nin Suriye’nin geleceğinde rol almasını beklediği SDG tepeden tırnağa bir Amerikan dizaynı. Mevzubahis muhalefetin seküler bir cephe hüviyetine sahip olması, bölgedeki diğer ülkelerin nüfuzuna pek açık olmaması bu muhalefeti ABD için değerli kılıyor.

Bu nedenlerle Türkiye'nin ısrarına rağmen ABD'nin SDG ve PYD/YPG politikasında ciddi bir değişimin yaşanmasını beklememek gerek. En fazla, Türkiye’nin tepkisini çekmemek için YPG’nin Fırat’ın Batı’sına geçmesine şu onay vermiyor. Fakat, bu kısıt aynı zamanda ABD’nin PYD’nin Afrin ve Fırat’ın Doğu’sundaki yapılanmasını meşru gördüğünü ortaya koyuyor.

Türkiye'nin Esed’li bir geçişe, hatta çözüme açık olduğunu bu denli vurgulaması masadaki esnekliğini arttırıp elini güçlendirmiyor. Tam aksine bu görüntü, Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun bir çözüm istediğini gösteriyor. Bu da Türkiye'nin manevra kapasitesinin azalmasına ve masada elinin zayıflamasına yol açar.
ABD’nin SDG'ye yatırımının bir devamı olarak Suriye'de sahadaki muhalefeti pasifize etmek için önümüzdeki dönemde 'terörist' tanımını çok geniş bir şekilde kullanması muhtemel. Bunu Rusya’nın da muhalefeti terbiye etmek için tehdit olarak kullanmasını bekleyebiliriz.

Ayrıca ABD, Suriye'de hiçbir bölgesel veya uluslararası gücün dominant bir pozisyona gelmesini istemiyor. Suriye sahasından herkesin belli ölçüde güç ve pozisyon yitirerek çıkmasını ideal bir senaryo olarak görüyor. ABD Suriye'de süper güçten ziyade dengeleyici bir güç işlevi görüyor.

Rusya ve ABD Suriye’de nasıl bir çözüme razı olur?

Suriye konusunda ABD-Rusya önce kendi aralarında bir anlaşmaya varacak, daha sonra bölge ülkeleri ile Suriyeli aktörleri anlaştıkları çerçeveye ikna etmeye çalışacaklardır.

Rusya ve ABD, Suriye’de çözümden ziyade düşük yoğunluklu bir çatışma ve yönetilebilir bir kriz arayışında oldukları izlenimini veriyorlar. Bu durum, iki aktörü de bölgede daha uzun süre müdahil kılar, Suriye üzerinde bölgesel dizayn ve güç projeksiyonlarını daha rahat yapabilirler.

Rusya ile ABD’nin üzerinde uzlaşabilecekleri bir anlaşma ise muhtemelen şu özellikleri barındıracaktır: Birincisi, Suriye'nin gelecek yönetimi seküler olmalıdır. İkincisi, ülkenin gelecekteki yönetim ve idari sistemi adem-i merkeziyetçi temelde şekillenmelidir. Zaten Rusya, bunu daha önce açık bir şekilde ifade etmişti, ABD de bu konudaki tercihini SDG ve PYD desteğiyle fiili olarak ortaya koyuyor. Bu, Suriye'nin üniter olmayacağı manasına gelmiyor. Suriye, muhtemelen yüksek düzeyde adem-i merkeziyetçiliğin yaşanacağı nominal bir üniter devlet olacaktır.

Üçüncüsü, muhtemelen terör tanımını çok geniş tutarak beğenmedikleri her İslamcı grubu terör parantezine mahkum ederek, bu aktörlerin Suriye'nin geleceğinde sınırlı bir role sahip olmalarını sağlamaya çalışacaklardır. Suriye’de PYD, Yeni Suriye Ordusu ve diğer bazı gruplar dışındaki savaşan tüm unsurlar, potansiyel olarak terör parantezine alınabilirler.

Türkiye ne yapabilir?

Peki Türkiye bu konuda ne yapabilir? Birincisi, adem-i merkeziyetçilik kimlikler veya idari üniteler üzerinden gerçekleşebilir. Dolayısıyla Türkiye, Suriye demografisinin iç içe geçmişliği nedeniyle, kimliklerin anayasal güvenceye alındığı idari üniteler üzerinden gerçekleşen bir güç paylaşımını savunmalıdır.

İkincisi, Türkiye, Cerablus operasyonuyla birlikte Halep koridorunun güvenliğini daha rahat sağlayabilir. Üçüncüsü, Türkiye, terör tanımının keyfî ve çok geniş bir şekilde kullanılarak Suriye muhalefetinin önemli bir kısmının Suriye'nin geleceğinde denklem dışı bırakılmasına itiraz etmelidir. Kuzey Suriye’de muhalefetin tek çatı altında toplanma sürecini daha fazla teşvik ederek bu kartın kullanılmasını pratikte boşa çıkarmaya çalışmalıdır. Bu konuda Suudi Arabistan ve Katar gibi ikincil derecede önemli bölge ülkeleri dışında kimseden destek bulması pek olası görünmüyor. İran, bu terör tanımının Sünni gruplara karşı kullanılacağını düşündüğü için ABD ve Rusya'nın bu kartını muhtemelen destekleyecektir.

Son olarak Türkiye - Rusya-İran arasında gelişen bölgesel çözüm arama girişimine aşırı bir anlam yüklememekte fayda var. Suriye meselesi çoktan uluslararası bir meseleye dönüştü. Rusya, her ne kadar Türkiye ve İran'ın desteğini belli konularda almak istese de bu meseleyi ABD ile çözmeyi tercih edecektir.

Bu nedenle Türkiye'nin Esed’li bir geçişe, hatta çözüme açık olduğunu bu denli vurgulaması masadaki esnekliğini arttırıp elini güçlendirmiyor. Tam aksine bu görüntü, Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun bir çözüm istediğini gösteriyor. Bu da Türkiye'nin manevra kapasitesinin azalmasına ve masada elinin zayıflamasına yol açar.

Galip Dalay,
Al Jazeera Studies Center (AJCS) Türkiye ve Kürt Çalışmaları Kıdemli Araştırmacısı ve Al Sharq Forum Araştırma Direktörü. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. London School of Economics and Political Science'tan (LSE) yüksek lisans derecesi aldı. Siyaset, Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (SETA) Siyaset Araştırmacısı ve Insight Turkey Kitap Değerlendirmeleri Editörü olarak görev yaptı. SWP (German Institute for International Affairs) için raporlar hazırladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktorasını sürdüren Dalay, 'GMF on Turkey' serisinin yazarlarından olup Huffington Post sitesinde blog kaleme alıyor.

Twitter'dan takip edin: @GalipDalay

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.


Galip Dalay
Al Jazeera Studies Center (AJCS) Türkiye ve Kürt Çalışmaları Kıdemli Araştırmacısı ve Al Sharq Forum Araştırma Direktörü. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. London School of Economics and Political Science'tan (LSE) Avrupa Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesi aldı. Siyaset, Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (SETA) Siyaset Araştırmacısı ve Insight Turkey Kitap Değerlendirmeleri Editörü olarak görev yaptı. SWP (German Institute for International Affairs) için raporlar hazırladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktorasını sürdüren Dalay, 'GMF on Turkey' serisinin yazarlarından olup Huffington Post sitesinde blog kaleme alıyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder