Etiketler

Yenikapı’ya sızan “cemaatler”

Ferhat Kentel
Darbenin ezilmiş olması, sessiz bir devrimi sessizlikten çıkarıp, gerçek bir devrim yaptı ve Yenikapı mitingi devrimin taçlandığı yer oldu... Yenikapı mitingi yıllardır darbeler karşısında sessiz kalan bir toplumun öfkesinin boşalmasına; geçmişin intikamının alınmasına şahitlik yaptı... Güçsüzlükten ötürü ses çıkaramadığı, üstüne üstlük alkışladığı, onayladığı darbelerden sonra, sonuncusunu ezmenin getirdiği zafer duygusunun yaşanmasını sağladı... Ancak gene hiçbir devrimde zaten olmadığı gibi, bir “özlenen tablo” olarak Yenikapı da “tüm milletin” bir araya geldiği bir yer olmadı. Herkesin gelmeye çalıştığı ama gelemediği, gelse bile özdeşleşemediği; devrimin öncülerinin dilinin, duygunun, heyecanın ve kutsamanın hâkim olduğu; bunun yanısıra Ermeni’ye, Bizans’a, ötekilere karşı nefretin de araya sızdığı bir “totallik” kuran, farklılıklar üzerinde “ezici” bir etki yaratan bir olay oldu… “Devrim zamanı”nın bu türden bir total kimlik inşasını beraberinde getirmesi anlaşılabilir. Ama içinde yaşadığımız “milli birlik ve beraberlik” görüntüsünün içine eski rejimin bilumum tehlikeli şahsiyetleri de girmeye başlayınca “hangi birlik ve beraberlik?” sorusunu sormak gayet meşru hale geliyor. Türkiye tarihinin her döneminde ihtiyaca binaen, muhayyel bir “birlik ve beraberliği” en azından lafta tesis etmek için her zaman “düşmanlar” kullanılmıştır. İşte Ermenilik böyle bir zamanda devreye gene sokuluyor. Küfür olarak... Düşmanın teke -FETÖ- indirildiği zamanda bile... Eski rejimin temsilcileri tarafından...


***
Türkiye 2002’den beri yeni bir yapıya doğru evriliyordu. Toplumsal hareketlerin verdiği mücadeleler aracılığıyla kendi üzerine düşünen, farklılıklarını gören, bunları kabul etmeyi öğrenmeye çalışan bir toplum olma yolundaydı. Bir bakıma sessiz bir devrimdi bu. Ancak, geleneksel devlet ideolojisi, kurumları ve refleksleri karşısında, aynı zamanda bu devletle girilen pazarlıklar ve gerilimli ilişkiler toplumda radikal kutuplaşmaları arttırdı. Kürd meselesinin yanı sıra, devletin içindeki gerilimler, cemaat ve benzeri fraksiyonların savaşları, son yıllarda giderek hızlanan terör saldırıları, bu sessiz devrimin daha net bir saflaşmaya dönüşmesine neden oldu. Ve bütün devrimlere benzer şekilde “eski rejim”den farklı bir “yeni rejim” söylemi, güçlü bir dile dönüştü.

Yaşadığımız darbe girişimi, düne kadar devrimin kardeşleri arasında yer alan ve devlet içindeki güç ilişkilerini tekelci bir şekilde kontrol etmeye çalışan bir “cemaat”in kanlı bir marifeti olarak ortaya çıktı. Yeni bir toplum, yeni bir düzen yaşamak isteyen geniş halk kitleleri için bu darbe girişimi, “eskiye dönme” riskinin kâbus derecesinde bir işareti oldu.

Darbenin ezilmiş olması, sessiz bir devrimi sessizlikten çıkarıp, gerçek bir devrim yaptı ve Yenikapı mitingi devrimin taçlandığı yer oldu... Yenikapı mitingi yıllardır darbeler karşısında sessiz kalan bir toplumun öfkesinin boşalmasına; geçmişin intikamının alınmasına şahitlik yaptı... Güçsüzlükten ötürü ses çıkaramadığı, üstüne üstlük alkışladığı, onayladığı darbelerden sonra, sonuncusunu ezmenin getirdiği zafer duygusunun yaşanmasını sağladı...

Ancak gene hiçbir devrimde zaten olmadığı gibi, bir “özlenen tablo” olarak Yenikapı da “tüm milletin” bir araya geldiği bir yer olmadı. Herkesin gelmeye çalıştığı ama gelemediği, gelse bile özdeşleşemediği; devrimin öncülerinin dilinin, duygunun, heyecanın ve kutsamanın hâkim olduğu; bunun yanısıra Ermeni’ye, Bizans’a, ötekilere karşı nefretin de araya sızdığı bir “totallik” kuran, farklılıklar üzerinde “ezici” bir etki yaratan bir olay oldu.

“Devrim zamanı”nın bu türden bir total kimlik inşasını beraberinde getirmesi anlaşılabilir. Ama içinde yaşadığımız “milli birlik ve beraberlik” görüntüsünün içine eski rejimin bilumum tehlikeli şahsiyetleri de girmeye başlayınca “hangi birlik ve beraberlik?” sorusunu sormak gayet meşru hale geliyor.

Türkiye tarihinin her döneminde ihtiyaca binaen, muhayyel bir “birlik ve beraberliği” en azından lafta tesis etmek için her zaman “düşmanlar” kullanılmıştır.

İşte Ermenilik böyle bir zamanda devreye gene sokuluyor. Küfür olarak... Düşmanın teke -FETÖ- indirildiği zamanda bile... Eski rejimin temsilcileri tarafından...

Ve ne gariptir ki, Hrant’ın mahkemelerinde linç uygulayanlar, Agos’un önünde tehditler yağdıranlar, yani “eski”nin mahfilleri bizzat şahıs olarak olmasa bile, taşıdıkları zihniyet itibariyle, hep beraber bugün birlik ve beraberlik tablosunun içinde yer alıyorlar.

Bu durumda, Hrant’ı öldüren şebekenin içinden bir takım cemaatçi polis ve jandarmalar ortaya çıkarken, diğerleri birlik ve beraberliğin içine kaçıp kurtuluyor olmasınlar?

Bugün gerçekten “yeni Türkiye”den bahsedeceksek, Yenikapı miting alanında kendisini anlatamayanların farklı seslerinin duyulacağı bir demokratik ortama doğru hızla yürümekten başka çare yok.

Aksi takdirde, eski rejimin zaten gayet başarıyla yürüttüğü, sürekli “milli birlik ve beraberlik” söylemleri üreten, sadece kendinden ne kadar mutlu olduğunu anlatan, kendi kendine güzellemeler düzen “eski” bir yapıda, üstelik güçlü halk desteğiyle daha da mutlaklaşarak, “yaşıyormuş gibi” yapmaya devam edebiliriz.

Ve üstelik, nice canlar pahasına darbeyi atlatmış bir toplumda, bir takım çıkar çevrelerinin -bütün devrimlerde olduğu gibi- sınırsız bir özgüven ve izansızlıkla her şeyi mübah göreceği; “adaletin” terk-i diyar edeceği acıklı bir ülkeye dönüşme riskimiz mevcut görünüyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder