Etiketler

Halep: Geceleyin uyduların göremediği kent

23 Ağustos 1516’da Yavuz Sultan Selim Halep’in elli kilometre kadar kuzeyindeki Mercidabık’ta Memlük ordusunu yenerek şehri ele geçirdi. Halep, iniş çıkışlarla, dört yüz küsur yıl Osmanlı’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri oldu...İstanbul hakkında geçen yüzyılda yayımlanmış belki de en iyi kitap olan Konstantiniyye - Dünyanın Arzuladığı Şehir 1453-1924 eserin de yazarı olan Mansel’in kitabında Osmanlı idaresi ve ondan sonraki feci yıllar değişik renk ve sesleriyle hayata dönüyor. Yukarıdaki bilgilerin tümü İngiliz tarihçi Philip Mansel’in Aleppo (Halep) adlı çarpıcı yeni kitabındandır.Yakında Türkiye’de de yayımlanacak olan kitapta Mansel şöyle diyor: “Halep, bir zamanlar, değişik ırk ve dinlere mensup insanların aynı şehirde birlikte var olabileceklerine dair bir mesajdı. Şehir, neredeyse bir gecede, hoşgörüden teröre yöneldi ve mesajını değiştirdi. Şimdi mesajı yirmi birinci yüzyılın bir önceki yüzyıl kadar yıkıcı olabileceğidir.” Mansel’e göre eğer devletler değişik milletlerden meydana gelen şehirleri desteklerse o şehirler zenginleşir. Kanıtı 1914 öncesi Osmanlı idaresindeki Halep ve bugün Londra ve Dubai gibi şehirlerdir. İç savaş Halep’i yıkık bir kent haline getirdi. Şehrin nüfusu iki milyondan 500 binin altına düştü. “Devletler ve milletler Halep’i öldürüyorlar,” diye yazıyor Mansel. “İnsanlar ve anıtlar yok oluyor. Uzaydan çekilen fotoğraflar geceleri şehirde neredeyse hiç ışık olmadığını gösteriyor. Yirmi birinci yüzyılda Halep karanlık çağlara girdi.“Halep’in geçmişi ve halen yaşamakta olduğu felaket diğer kentlere bir uyarı niteliğindedir. En huzurlu şehirler bile kırılgandırlar.”



***
23 Ağustos 1516’da Yavuz Sultan Selim Halep’in elli kilometre kadar kuzeyindeki Mercidabık’ta Memlük ordusunu yenerek şehri ele geçirdi. Halep, iniş çıkışlarla, dört yüz küsur yıl Osmanlı’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri oldu.

Kahire’de bir ayda yapılan ticaret Halep’te bir günde yapılıyordu. İpek, baharat, at, keçi kılı şehrin önemli ihraç ürünleri arasındaydı ama en ünlü mamulü tekstildi.

On dokuzuncu yüzyıla kadar Osmanlı ellerinde giyilen giysilerin çoğu Halep’te örülen kumaşlardan yapılıyordu. Sarık ve kuşak şehrin uzmanlığıydı.

“Köpekle ticaret yapıyorsanız ona beyefendi diye hitap edin,” şehrin atasözlerinden biriydi.

Avrupa’da birçok kent azınlıkları dışlar veya ezerken, Halep’te Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler, birçok başka Osmanlı kentinde olduğu gibi, yan yana yaşıyordu.

On dokuzuncu yüzyıla kadar kenti meydana getiren 99 mahallenin yarısı yüzde yüz Müslüman, on sekizi yüzde seksen Hristiyan, biri yüzde doksan bir Yahudi, gerisi karışıktı.

Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki ilişkiler her zaman mükemmel değildi. Ama çoğunlukla iyiydi.

İç savaş Halep’i yıkık bir kent haline getirdi. Şehrin nüfusu iki milyondan 500 binin altına düştü

1803’ten başlayarak Halep’te 23 yıl İngiliz konsolosu olan John Barker’e göre Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki ilişkiler Sünnilerle Şiiler arasındaki ilişkilerden daha iyi idi.

On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu dağılmaya, Osmanlılar savaşlarda Avrupa devletlerine yenilmeye başlayınca dinler arasındaki tansiyon da yükseldi.

1850’de, Halep’te Müslümanlar Hristiyanlara saldırdılar. Birçok kilise, iş yeri ve yüzlerce evi tahrip ettiler. Asker, müdahale edip bugün ne Birleşmiş Milletler, ne de başka hiçbir gücün başaramadığını yaptı ve sükuneti sağladı.

Bir sonraki vali olan Kıbrıslı Mehmet Paşa ortalığı yatıştırdı ve zarar görenlere tazminat ödetti.

Bundan sonra şehir yeni bir Rönesans dönemine girdi.

Halepliler Osmanlı idaresinin toplumlararası şiddete karşı en iyi koruma olduğu konusunda hemfikir oldular.

Halep Birinci Dünya Savaşı’nı fazla zarar görmeden atlattı.

Ekim 1918’de savaşı kazanan müttefik kuvvetler şehre girdi ve 402 yıllık Osmanlı yönetimi sona erdi. Hristiyanlar Arap, Hint, Avustralya ve İngiliz askerlerini görünce bayram yaptı.

Osmanlı topraklarının paylaşımında Suriye Fransızlara düştü ve Temmuz 1920’de Fransa şehre girdi.

Ama Halep çok dinli ve ırklı özelliğini kaybetmedi, hatta güçlendirdi. Savaşlardan katliamlardan kaçanlar şehri değişik milletlerden insanlarla doldurdu.

Halep İkinci Dünya savaşı’nı da hafif atlattı. Savaş bitince Fransa, istemeye istemeye, Suriye’ye bağımsızlığını verdi.

Arap yönetiminde Halep inişe geçti. Yahudilerle beraber Müslümanlar ve Hristiyanlar da şehri terk etmeye başladı.

Darbeler darbeleri izledi. 1970’de ülke Esad ailesinin ve azınlıkta olan Alevilerin yönetimine geçti ve bu güne kadar öyle kaldı.

Arap Baharı Suriye’ye 2011’de uzandı. Halep, Mali’den Malezya’ya İslam dünyasındaki bütün ülkeleri etkisi altına alan Şii-Sünni çatışmasının muharebe meydanlarından biri oldu.

                                           *
 Yukarıdaki bilgilerin tümü İngiliz tarihçi Philip Mansel’in Aleppo (Halep) adlı çarpıcı yeni kitabındandır.

İstanbul hakkında geçen yüzyılda yayımlanmış belki de en iyi kitap olan Konstantiniyye - Dünyanın Arzuladığı Şehir 1453-1924 eserin de yazarı olan Mansel’in kitabında Osmanlı idaresi ve ondan sonraki feci yıllar değişik renk ve sesleriyle hayata dönüyor.

Yakında Türkiye’de de yayımlanacak olan kitapta Mansel şöyle diyor:

“Halep, bir zamanlar, değişik ırk ve dinlere mensup insanların aynı şehirde birlikte var olabileceklerine dair bir mesajdı. Şehir, neredeyse bir gecede, hoşgörüden teröre yöneldi ve mesajını değiştirdi. Şimdi mesajı yirmi birinci yüzyılın bir önceki yüzyıl kadar yıkıcı olabileceğidir.”

Mansel’e göre eğer devletler değişik milletlerden meydana gelen şehirleri desteklerse o şehirler zenginleşir. Kanıtı 1914 öncesi Osmanlı idaresindeki Halep ve bugün Londra ve Dubai gibi şehirlerdir.

İç savaş Halep’i yıkık bir kent haline getirdi. Şehrin nüfusu iki milyondan 500 binin altına düştü.

“Devletler ve milletler Halep’i öldürüyorlar,” diye yazıyor Mansel. “İnsanlar ve anıtlar yok oluyor. Uzaydan çekilen fotoğraflar geceleri şehirde neredeyse hiç ışık olmadığını gösteriyor. Yirmi birinci yüzyılda Halep karanlık çağlara girdi.

“Halep’in geçmişi ve halen yaşamakta olduğu felaket diğer kentlere bir uyarı niteliğindedir. En huzurlu şehirler bile kırılgandırlar.”

Umarım orduyu sınırı belli olmayan bir misyonu geçekleştirmek üzere Suriye’ye yollayanlar bu sesi duyar.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder