Etiketler

Her karşılaştığı Ermeni'den özür dilerdi

Nazım Hikmet’in son eşi Vera Tulyakova’nın ilk evliliğinden olan kızı Anna Stepanova, şairin ilginç anılarını, Kommersant gazetesinin Ogonyok ekine anlattı… "Komünistti, ateisti ve devrime çağrı yapıyordu. Bu arada, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk’tan çok önce Ermeni soykırımını tanımıştı ve burada her karşılaştığı Ermeni’den bunun için özür dilemeye gayret ederdi, kendini suçlu hissederdi."

***
Nazım Hikmet’in son eşi Vera Tulyakova’nın ilk evliliğinden olan kızı Anna Stepanova, şairin ilginç anılarını, Kommersant gazetesinin Ogonyok ekine anlattı.
Nazım Hikmet’in son eşi Vera Tulyakova’nın ilk evliliğinden olan kızı Anna Stepanova, şairin özel hayatı, yaşadığı sancılı süreçler, Sovyetler Birliği’ndeki hayal kırıklıkları ile ilgili ilginç anılarını, Kommersant gazetesinin Ogonyok ekine anlattı.

Turkrus sitesinin aktardığı söyleşide Stepanova şunları söyledi:

“Büyüktü, beyazları olan kızıl saçları, güzel mavi gözleri vardı, tütün ve harikulade parfüm kokardı. Ama asıl önemli olanlar bunlar değil. En önemlisi, ben dokuz yaşındayken elimi öptü ve bundan sonra algılama yetimi kaybettim."

"Hikmet, kadınları olağanüstü severdi, onlara hayranlık duymayı, etraflarında şenlik yapmayı severdi. Annem, aslında hayli korkunç olan bir hikaye anlatmıştı. Bir keresinde Nazım, tramvayda kondüktörün elini öpmüş, kadın çığlıklarla ağlamaya başlamış. Daha önce kimse onun elini öpmemiş. Hikmet için ise kadın, özel, en iyi insan türüydü."


"Divanda bağdaş kurmayı, parlak renkleri ve tabii, siyah kahveyi olağanüstü severdi. Naum Kleyman’ın, annesinin nasıl ona Hikmet usulü kahve pişirmeyi öğrettiğini anlattığı hikaye bilinir. Ben de bu kahveyi çok sık pişirirdim."


"Hikmet, güzel kahve, güzel yemek gibi zevkleri severdi. Mesela, bizim burda, çok saygı duyduğu Azerilerin bile baklava yapmayı bilmediklerini düşünürdü. Bir keresinde annemle Mısır’dan hediye olarak getirdikleri baklavayı, dayanamayıp hemen uçakta yemiş."

"Çok geniş ruh haline sahip bir insan olduğunu söylemek gerekiyor. Her somut anı sonuna kadar yaşardı, çok sık görülmeyen böyle bir yeteneği vardı."

"Komünistti, ateisti ve devrime çağrı yapıyordu. Bu arada, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk’tan çok önce Ermeni soykırımını tanımıştı ve burada her karşılaştığı Ermeni’den bunun için özür dilemeye gayret ederdi, kendini suçlu hissederdi."

"Diğer yandan Atatürk’e çok hürmet ederdi. Hayal dünyasını, Türkiye’de Atatürk zamanında yaşanan değişimler kaplardı."

‘MOSKOVA’YA İKİNCİ GELİŞİNDE ÜLKE DEĞİŞMİŞTİ”

"Nazım Hikmet, 1951 yılında, Moskova’ya ikinci kez geldiğinde, 1920’lerdekiyle aynı ruha sahip olan ülkeye geldiğini düşünüyordu. Ancak ülke artık farklıydı. Havaalanından Moskova’ya giderken saman çatılı evlerin yanından geçtiğinde, bunun etnografya müzesi olduğuna karar verdi. Annemin ‘Nazım’la son söyleşimiz’ adlı kitabı, şairin gözünün yavaş yavaş açıldığını, 62 yaşında aslında, Sovyet gerçekliğinin farkına vardığı için öldüğünü konu alıyor."

'STALİN’İ GÜNEŞLE KIYASLAMALARI YERSİZ'


Anna Stepanova​

"Hikmet Sovyetlere geldiğinde, onu bizzat Stalin kabul etme niyetindeydi. Ama önce Yazarlar Birliği kalabalık bir davet düzenledi. Burada Nazım, masada otururken, Meyerhold’un nerede olduğunu sordu. Birisi gaf yaparak, Meyerhold’un dağlarda tedavi gördüğünü söyledi ve herkes bunu tekrarlamaya başladı. Daha sonra Hikmet, 1920’li yıllardan tanıdığı, kurşuna dizilen birkaç kişiyi daha sordu ve onların da dağlarda tedavi olduğunu söylediler."

"Nazım Hikmet, bu davette, Stalin’in tabii ki büyük bir insan olduğunu, ancak her Sovyet tiyatro oyununda onu güneşle kıyaslamalarının yersiz olduğunu söyledi. Bu sözlerin ardından masanın yarısı boşaldı, bu sözleri dinlemek bile tehlikeliydi. Stalin ile yapılacak buluşma da iptal edildi."

‘EN YAKINLARI İHBAR ETMİŞ’


"Devlet, Nazım Hikmet’i dikkatlice takip ediyordu. 1990’larda kısa bir süreliğine KGB arşivleri açıldığında, annem oraya gitti ve soluk bir yüzle geri döndü. İhbarları en yakın insanlar yazmıştı. Bir daha oraya gitmedi."

‘İKTİDARIN GÖZÜNDE FAZLA BAĞIMSIZDI’

"Hikmet’i, bugün için komik, ama o zamanlarda fantastik olan, daire, mobilya, azık, yazlık ev, araba gibi çeşitli hayırlarla dize getirmeye çalışıyorlardı. Bunun ne anlama geldiğini anladığında, hizmetleri, azıkları, şoförlü otomobili geri çevirdi. Fadeyev, ona, ‘Bunu senin yanına bırakmazlar’ dedi. Bırakmadılar, Sovyet iktidarı için Nazım hiçbir zaman kendilerinden biri olmadı. Çok bağımsızdı, sıkıntı veriyordu, çok fazla dünya vatandaşıydı."

"Nazım Hikmet, Mayakovski gibi, bir şair olarak komünizme inanıyordu. Gerçeklik şairane hayalden ayrıldıkça, bu kopuş onun için daha sancılı hale geldi."

"Nazım çok erken kalkar, kapıya gider, dışarıda asılı olan posta kutusundan gazeteyi alırdı. Yine gazeteyi almaya gittiği sırada, sofada öldü.”

Odatv.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder