Etiketler

Dink cinayeti: FETÖ’nün Erdoğan’ı hedef seçmesinde bir kırılma noktası

Markar Esayan  / markar.esayan@aksam.com.tr
Dönemin Başbakanı Erdoğan arka arkaya gelen gözaltı dalgalarını eleştiriyor, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasına şiddetle karşı çıkıyor, Dink cinayetinde kayırılan resmi görevlileri kapsayacak şekilde soruşturma açılmasını tavsiye eden BTK raporuna da “olur” imzası atarak işleme koyuyordu. Geçen gün 15 Temmuz Darbe Komisyonu’na ifade veren Nedim Şener’in çok önceden ifade ettiği gibi, Dink cinayeti, Erdoğan’ı hedef almalarındaki en önemli kırılmalardan birisidir. Ama zaten Dink cinayeti Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında gerekli iklimi yaratmak için kurgulanan bir dizi kanlı olayın da en önemli halkalarından olmuştu. Dink ve Hıristiyanların öldürülmesi, bu faili meçhulleri sözde aydınlatmak üzere başlatılacak davalara ABD ve AB desteğini de sağlayacak, arka planda devlet kurumlarına sızmak üzere yapılacak yargı zorbalıkları kamufle edilecekti. Nitekim öyle de oldu.

***
Darbeci askerlerin ifadelerinden de görüyoruz ki, FETÖ’cülerden kimse “Biz AK Parti hükümeti ve Erdoğan ile anlaştık” türünden bir şey söylemiyor. Çünkü Erdoğan, onların kapsayabileceği, o veya bu şekilde devşirebilecekleri bir siyasi değildi. Bunu anlamak uzun sürmedi. Zaten akıllı bir kişi, Erdoğan’ı tanıdığı anda pozisyonel, korkak veya tamahkâr bir politikacı olmadığını hemen anlar.

Ama bununla da kalmamıştı. Dönemin Başbakanı Erdoğan arka arkaya gelen gözaltı dalgalarını eleştiriyor, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasına şiddetle karşı çıkıyor, Dink cinayetinde kayırılan resmi görevlileri kapsayacak şekilde soruşturma açılmasını tavsiye eden BTK raporuna da “olur” imzası atarak işleme koyuyordu.

Geçen gün 15 Temmuz Darbe Komisyonu’na ifade veren Nedim Şener’in çok önceden ifade ettiği gibi, Dink cinayeti, Erdoğan’ı hedef almalarındaki en önemli kırılmalardan birisidir. Ama zaten Dink cinayeti Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında gerekli iklimi yaratmak için kurgulanan bir dizi kanlı olayın da en önemli halkalarından olmuştu.

Dink ve Hıristiyanların öldürülmesi, bu faili meçhulleri sözde aydınlatmak üzere başlatılacak davalara ABD ve AB desteğini de sağlayacak, arka planda devlet kurumlarına sızmak üzere yapılacak yargı zorbalıkları kamufle edilecekti. Nitekim öyle de oldu.

Nedim Şener komisyona şöyle ifade ediyor bu durumu:

“FETÖ terör örgütünün ilk yüzünü Dink cinayetinde gördüm. Dink cinayetinin ardından Malatya’da Zirve Yayınevi katliamı gerçekleştirildi. Ardından Ümraniye’de bombalar bulundu ve Ergenekon operasyonu da başlatıldı. Bunların canice yüzünü Dink cinayetinde gördüm. Ama derdimizi anlatmakta zorluk çektik. Benim Hrant Dink kitabım, bu yapının medyası üzerinden Ergenekon faaliyeti olarak gösterildi. Şu an bildiğimiz ve bugün elimizdeki belgelere göre Hrant Dink’in öldürüleceğinin açık biçimde ihbar edilmesine rağmen ciddi ihmaller zincirini görebiliyoruz. Dink cinayetini işleyen Ogün Samast’ın, FETÖ’cü güvenlik güçlerince yönlendirildiği açıkça görülüyor. ‘Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ adlı bir kitap yazdıktan sonra tehditler almaya başladım. AKP’lileri kızdıracak çok kitap yazdım ama böyle tehditler, esrarengiz telefonlar almamıştım, tutuklanma endişesi yaşamamıştım. Erdoğan ile cemaatin kavgasının tohumunun Hrant Dink cinayeti olduğunu düşünüyorum.”

Şener, FETÖ’nün asıl amacının Bilal Erdoğan’a suikast düzenlemek, böylelikle Ergenekon soruşturmasını sıklaştırmak olduğunu ifade ediyor. Şener’in sorgulayan Zekeriya Öz’ün kendisini bu suikast planında yer almakla itham ettiğini hatırlayalım.

1999 yılında çift yönlü bir operasyonun üst akıl tarafından başlatıldığı anlaşılıyor. Aynı yıl bahar ayında Gülen ABD’ye çekilirken, Ecevit’in “Neden verdiler anlamadım” dediği ölçüde şaşırtıcı şekilde Öcalan Türkiye’ye “idam edilememe” şartıyla teslim ediliyor.

Bu iki zat üzerinden yapılan şeyin, iki ayrı hattan giderek Türkiye’nin bölünmeye hazır hale getirilmesi olduğunu düşünüyorum. 15 Temmuz’a tiyatro diyenlerin, bu iki şahıs üzerinden Türkiye üzerinde bir tiyatro tezgâhladıklarını görmemeleri mümkün değil. O zaman bu tiyatronun bir parçası oldukları akla geliyor.

Gülen üzerinden muhafazakârlar dönüştürülürken, PKK üzerinden de dindar Kürtlerin ülke ile gönül bağları koparılacak ve Kürtçülük ile Türkler/Kürtler arasındaki değerler birliği yok edilecekti. HDP projesi esasen bunun bir faktörüydü. PKK ise palazlandırılarak sahayı istikrarsız hale getirecekti. Böylelikle ya korku ya da ikna ile amaç hasıl olacaktı. Tabii aynı anda terörün artacağı ortamda ülkücüler ile Kürt vatandaşlar karşı karşıya getirilecekti. Devlet Bahçeli’ye yapılan operasyonun amacı buydu.

CHP’de ise Baykal üzerinden başarılı olmuşlardı. Bunu bugün görüyoruz. CHP artık bir merkez değil, marjinal bir parti olmuştur.

Hasılı Sayın Erdoğan’ın akılalmaz direnci ve milletin feraseti bu oyunu 15 Temmuz’da bozdu.

Ama Hürriyet’in ByLock manşetinde görüldüğü üzere yılmadan, yenileceklerini bile bile devam edecekler. Ta ki üst akıl yenildiğini kabul edip, Yeni Türkiye ile el sıkışana kadar.

Geriye onlara büyük bir utanç ve hukuk önünde ödeyecekleri bedel kalacak...


1 yorum: