Etiketler

Gündelik faşizm

Serdar M. Değirmencioğlu / @DirenenSerdar / serdardegirmencioglu@gmail.com
Yaklaşık bir yıl önce, 25 Ekim’de, tarihçi David Cesarani 58 yaşında öldü. Cesarani bir soykırım tarihçisi olarak tanınsa da çalışmalarının değeri hiç azalmadı. Soykırım artık geçmişte kalan, ancak tarihçilerin ilgisini çekebilecek bir sorun olmaktan çok uzak. Cesarani bu konuda 2001’de özetle şunları söylüyordu: Bugün Yahudi Soykırımı gayet güncel çünkü geçmiş yeniden yaşanıyor. Ruanda’da yaşananlar soykırımın geçmişte kalmadığını gösteriyor. Avrupa’nın gözlerin önünde, Bosna’da gerçekleştirilen “etnik temizlik” de öyle. İnsan haklarının sürekli olarak çiğnenmesi de, sığınmacılara yönelik tutumlar da geçmişten yeterince ders alınmadığını gösteriyor. Bu sözlerden çıkarılabilecek en önemli ders, geçmişin kendiliğinden geçmişte kalmadığı, daha doğrusu kalamayacağı. Geçmişin geride kalması için yaşanmış bütün korkunç olaylarla, en ince ayrıntısına dek yüzleşmek gerekiyor. Yüzleşmek de büyük bir çaba demek. Hem bu çabayı ortaya çıkarabilmek, hem de yüzleşmenin ötesine geçerek barışı kurabilmek için toplumsal irade gerekli.


Cesarani’nin çalışmaları savaş suçları hakkında yasalar çıkarılması kadar, soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçların müfredata girmesinin ve okullarda ele alınmasının da önem taşıdığını gösteriyor. Tam da bu nedenle, Yahudi Soykırımı’nı ve diğer soykırımları anlamak aslında barışın önündeki engelleri anlamak için büyük önem taşıyor.

Cesarani’nin yakın dönemde yaptığı çalışmalar arasında, Adolf Eichmann üzerine yazdığı 2004 ve 2006’da yayımlanan iki kitap yer alıyor. Bu kitaplardan çıkarılması gereken en önemli ders, belki de, Nazilerin ne kadar olağan kişiler olduğu. Bir diğer deyişle, ortaya çıkan tablo, faşizmin en uç örneklerini üreten ve korkunç bir yıkım sürecini yönetenlerin aslında gündelik faşizmin ürünü olduğunu gösteriyor.

Eichmann vb. canilerin nasıl ortaya çıktığını anlamak isteyenlere Cesarani şu şekilde yol gösteriyor: Adolf Eichmann’ı anlamak istiyorsanız, onun kişisel özelliklerini değil, o yöneten o korkunç görüşlerin nereden geldiğini anlamanız gerekir. Bu da, o görüşlerin açık olarak dile getirildiği ve dolaşımda olduğu toplumu, bu görüşlere kucak açan ve destek olanların içinde bulunduğu siyasi yapının nasıl ortaya çıktığını, siyasetin o toplumda nasıl şekillendirildiğini ve bu görüşlerin hangi koşullarda ortaya çıktığını ve geliştiğini kavramak demektir.

Türkiye her geçen gün Suriye’de sürmekte olan savaşın, Irak’ta kaynamakta olan kazanın ve dolayısıyla bölgesel bir savaşın içine çekilirken, 3. Dünya Savaşı artık uç bir kurgu olmaktan çıkıyor. Dünya her geçen gün daha fazla silahlanan ve korkunç bir şekilde yönetilen güçlerle doldu. Bütün bunlar artık kapalı kapılar ardında, perde arkalarında değil, gözler önünde...

Eichmann bugün Türkiye’ye gelecek olsa herhalde hiç şaşırmazdı. Çünkü sokaklar gündelik faşizmle dolu. İnternet gündelik faşizmle dolu. Okullar üniversiteler de, yandaşlığın en berbat örneklerini sergileyen medya kuruluşları da öyle. Joseph Goebbels bugün Türkiye’ye gelecek olsa herhalde iş bulamazdı çünkü küçük kopyaları ona yapacak iş bırakmazdı.

10 Ekim 2015 üzerinden tam bir yıl geçti. 10 Ekim 2016 ve hemen sonrasında yaşananlar yeni gibi görünse de, geçmişte yaşananlar ışığında hiç de yeni değil. Bütün bunlar bir savaş stratejisinin parçaları. Biz barış isteyenler 10 Ekim 2015’i hiç unutmayacağız.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder