Etiketler

Türk Sineması'nda sansüre uğrayan ilk film nedir?

Türk Sinemasına ilgi duyanlar için Türk Sinemasını ilklerini derledik. Türkiye'ye sinemayı kim getirdi, ilk Türk filmi ne zaman çekildi ya da hangi film, ne zaman sansüre uğradı gibi sorularınız varsa doğru adrestesiniz. Çünkü "Türk tarih yapari tarih yazmaz." mottosu yüzünden 1960'a kadar resmi olarak yazılmayan Türk Sinema tarihimiz, internetin bilgi çöplüğünde daha da karışık bir hal alıyor. Ancak biz Nijat Özön, Agah özgüç, Burçak Evren ve daha sayamadığımız birçok güvenilir ismin kaynaklarından teyit etmeye çalıştığımız bu bilgileri size sunuyoruz.
Dipnot veremedik onlar affetsin, yanlış bir şey aktardıysak da siz affedin. Fakat yine de verilen tarihlerin, zorlu bir belgeleme sürecinde, her gün değişebilir olduğunu da unutmayın.

İlk Türk filmi Madem bir "ilkler" listesi yapıyoruz, ilk başlığımızın da sinema tarihimizdeki ilk film olması en doğalıdır. 2014 yılında "Türk Sinemasının 100. yılı" altında bir sürü etkinlikler yapıldığını hatırlarsınız. Ancak size üzücü bir haberimiz var, sinemamızın 100. yılını zaten çoktan geçirmiştik. 14 Kasım 1914 günü Osmanlı, I.Dünya Savaşı'na girerken halkının milliyetçi duygular altında birleştirmek için Ayestefanos'taki (Bugünki Yeşilköy), Rus abidesini yıkmaya çalışır. Herkesi bu yıkılışı davet edemeyeceği için yeni propaganda aracı olan sinemayı bu iş için kullanır. İddiaya göre de Fuat Uzkınay, bu yıkımın filmini çekmiştir. Ancak ne filme dair bir belge vardır ne de Uzkınay filmi çektiğine dair bir iddiada bulunmuştur. Hatta abide bile o gün yıkılmamıştır daha doğrusu o gün başarısız olmuşuzdur. Bu muammadan kurtulmak mümkün değil ama zaten sinema tarihimizi bu muammaya dayamanın alemi de yok. Çünkü Osmanlı tebasında daha önce film çekenler olmuştur. Bunlar gayri müslim olan Maneke kardeşlerdir. Devletin, sinema tarihimizi resmi olarak bu kardeşlere dayamaması da belki bu sebeptendir. Yoksa sizce de mi bu kardeşler Türk sayılmaz. Peki ya o zamanlar "Cannes Film Festivali" olsaydı ve Sultan Reşad'ın Makedonya gezisini (Bu onların ilk filmi değildir) filme alan kardeşler ödül almış olsaydı, bu ödül, Osmanlı'nın sayılmayacak mıydı? Cevabınız evetse bu başlığı burada bitiriyoruz.


Türkiye topraklarında çekilen ilk filmYukarıda Manaki kardeşler ve Fuat Uzkınay arasındaki tartışmadan bahsetmiştik. Ancak daha onlar "piyasa"ya çıkmadan bu topraklarda film çekilmeye başlandı. Aslında toprak demek biraz yanlış olur. Çünkü dönemin padişahı II. Andülhamid, sinemanın mucitleri olan Lumiere kardeşlerinin dünyanın dört bir yanına gönderdiği kamera operatörlerinden Alexandre Promio’yu kendi topraklarında istemedi. Daha doğrusu ilk başta karada çekim izni çıkmadı. Promio da çekimleri, bir kayığın üzerinde yaptı. Böylece günümüz kameralarının slider veya şaryo üzerinde yaptığı kaydırma (travelling) hareketi, Türkiye'de ilk, dünyada ise ikinci defa (İlki Venedik'te) gerçekleştirilmiş olunur. Bu iki çekim de Promio’ya aittir.


Halka açık ilk film gösterimi Türkiye, sinema ile çok geç tanışan bir ülkedir. Ancak ilk sinema gösterimi 19.yy. şartlarına göre hayli hızlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Lumiere'lerin 28 Aralık 1985’te, Paris'teki Grand Cafe'de yaptığı, dünyanın ilk toplu sinema gösteriminden yaklaşık bir yıl sonra, yani takvimler 17 Ocak 1987’yi gösterirken Türkiye’de ilk defa bir film, seyircilerini bekliyordu. Romanya asıllı Polonya Yahudisi Sigmund Weinberg, Beyoğlu’ndaki Sponeck Birahanesinin birinci katında halka açık ilk gösteriyi yapan kişi olarak Türk Sinema Tarihini geçmiştir. Grand Rue Pera’da (Bugünki İstiklal) fotoğraf malzemeleri satan bir esnaf olan Weinberg, Pathe’nin (O zamanki en büyük prodüksiyon, dağıtım ve gösterim şirketi olarak düşünebilirsiniz) temsilciliğini alarak sinemayı Türkiye’de yaygınlaştıran kilit isimdir. Sizce de her şey çok berrak değil mi? Yani Türk Sinema tarihinin kaotik yapısına göre her şey çok açık gözüküyor. Ancak son zamanlarda ortaya konulan bir gerçek bu söylediklerimizi baya bir sarstı. Evet ilk sinema gösterimi Sponeck Birahanesinde yapılmıştır ama bu gösterimi gerçekleştiren kişi “Sinemayı Türkiye’ye getiren adam” olarak anılan Sigmund Weinberg değildir. Takvimler 22 Aralık 1896’yı gösterirken D.Henri, yukarıda bahsi geçen lokasyonda halka açık ilk sinema gösterimini gerçekleştirmiştir. Hatta ikinci ve üçüncü gösterimler olarak bilinen Beyoğlu Concordia tiyatrosundaki ve Şehzadebaşı Fevziye Kıraathanesi’nde yapılan gösterimler de Weinberg tarafından değil Henri tarafından organize edilmiştir.


İlk kurmaca film Çekilen ve “bitirilen”, evet bitirilen kelimesinin üzerine basa basa söylüyoruz, ilk Türk filmi Sedat Simavi’nin elinden çıkmıştır. “Casus” ve “Pençe” isimli filmlerinden hangisinin daha önce çekildiği malumatına sahip olmadığımız için ikisini birden ilk konulu film olarak kabul edebiliriz. Ancak bu filmlerin yapım tarihi 1918’dir. 1916’te Sigmund Wienberg’in çekmeye başladığı “Himmet Ağa'nın İzdivacı” filmi, I. Dünya Savaşı’na asker ihtiyacı sebebi ile yarım kalmıştır. Daha sonra Weinberg, ülkeden ayrılmak zorunda kaldığı için filmi, 1918 yılında Fuat Uzkınay tamamlamıştır. Öteki “yarım” filmimiz ise yine Muhsin Ertuğrul’un 1916’da başladığı “Leblebici Horhor Ağa”dır. Ancak bu filmin oyuncularından birinin de vefat etmesi filmin yarıda bırakılmasına neden olur. Daha sonra Ertuğrul filmi, 1923'te Leblebici Horhor adıyla sessiz ve 1934’te Leblebici Horhor Ağa adıyla sesli olmak üzere iki defa yeniden çeker.


Sansüre uğrayan ilk film Ahmet Fehim’in, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı isimli romanından uyarladığı Mürebbiye filmi, sinema tarihimizde sansüre uğrayan ilk film olarak kabul edilir. İlerleyen zamanlarda devletin sıkı sansür politikasının sinemayı etkilediğini biliyoruz. Ancak bu sansürü uygulayan taraf Türk hükümeti değildi. Çünkü henüz 1919 yılındaydık, yani İstanbul işgal altındaydı. Filmdeki Mürebbiye karakterinin de hafifmeşrep bir Fransız kadını olması, görevi Fransız subayının pek hoşuna gitmemişti. Bu sebeple film gösterimden kaldırılmıştır. Yıllar geçmiş ve I.Dünya Savaşı yerini II. Dünya savaşına bırakmıştır. Bu sefer işgal edilen ülke Fransa olmuştur. Nazi işgal kuvvetleri, Almanları “kötü gösteren” filmleri yasaklamışlardır.


İlk sesli filmİlk sesli hatta bol “sesli ve müzikli” filmimiz ise müzikal türüne dahil edilen “İstanbul Sokakları”dır. Zaten bu tür, sesin sinemaya girişi ile de en çok tercih edilenler arasına girmiştir. Muhsin Ertuğrul’un bu filmi aynı zamanda ilk ortak yapımdır(Türkiye, Mısır ve Yunanistan). Yani dönemin “super-production” yapımı da sayılır. Ne de olsa o döneme göre yüksek bir bütçeyle çekilmiştir. Bununla da bitmiyor, bu film dublajın kullanıldığı ilk filmdir.


İlk renkli film Sinema tarihimizde karşılaştığınız herhangi bir olay 1960’tan, yani Türk Sinema Tarihinin resmi olarak yazılmaya başlamadığı tarihten önce gerçekleşiyorsa büyük bir muamma ve karmaşa ile karşılaşmanız çok doğal. Ancak ilk renkli film konusunda gerçekten ilgi çekici detaylar var. Resmi olarak “İlk renkli Türk filmi”, Muhsin Ertuğrul’un 1954’te yaptığı “Halıcı Kız” olarak kabul edilir. Şu bir gerçektir, yerli seyircinin izlediği ilk renkli film Halıcı Kız’dır. Peki ya ilk çekilen renkli film hangisidir? Ali İpar, Türkiye’de ilk renkli filmi çekmek için kolları sıvar. Ancak Türkiye’de renkli film laboratuarı olmadığı için filmi, işlem görmesi için Amerika’ya gönderir. Muhsin Ertuğrul ise Halıcı Kız’ın çekimlerine daha sonra başlamış olmasına rağmen filmi Avrupa’daki renkli film laboratuarlarına gönderdiği için film, yurda daha çabuk döner. Böylece ilk renkli film Halıcı Kız olarak kabul edilir.


Uluslar arası bir yarışmada ödül alan ilk filmArtık günümüze yavaş yavaş yaklaşmaya başladık ama hala muammadan kurtulabilmiş değiliz. Aslında Metin Erksan’ın 1963 yapımı “Susuz Yaz”ı, Berlin’de “Altın Ayı” alarak uluslararası çapta bir festivalden ödülle dönen ilk filmdir. Tabi film Almanya’ya bir valiz içinde kaçak olarak sokulmasının hikayesi ne kadar manidar olsa da gerçek budur. Fakat Muhsin Ertuğrul’un, yukarıda da bahsetmiş olduğumuz, 1934 yapımı “Leblebici Horhor Ağa” filmi de Venedik’ten onur diploması ile dönmüştür. Tabi Venedik Festivalinin en büyük ödülü olan “Altın Aslan”ın 1949 yılında verilmeye başladığını ve Venedik’in asıl o zaman “Venedik” olduğunu da göz ardı edilemez bir gerçek. Yine de Susuz Yaz’dan bahsederken, Leblebici Horhor Ağa’ya da değinsek hiç fena olmaz.
AHMET TOĞAÇ 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder