Etiketler

Kalbim Turkuaz yeni yılda raflarda

C.Kafesoğlu
2 yıl önce yayınlanacaktı, yayınevi kurbanı oldu. Yeni editörler okudu, ama basmama gerekçeleri komediydi. İşin çivisi çıktı derken Chiviyazıları herkesi susturdu. Niver Lazoğlu’nun romanı Kalbim Turkuaz ocakta okurla buluşuyor. Selam bile vermeden, bağırıyor beş metreden,
“Kalbim Turkuaz basılıyor...” İki Niver arasında zaman ne çabuk geçmiş!

Geçen yıl Nisan sonlarında tanımıştım Niver’i. Mayıs’ın ilk haftası yazmıştım. “Dram da umut da bu romanda”. Hüzün dolu gerçek bir hayat hikayesini dökmüştüm satırlara.  Edebiyatta yeni bir soluğun keyifli anlatımlarından yola çıkarak. Çok değil 3, 4 gün sonra bir nezaket, bir ziyaret daha yapmıştı ofisimize genç romancı. 2015 Mayıs’ının ikinci haftası.
Meğer zaman ne çabuk geçmiş!
18 ay sonra tam karşımda. Yine ‘bomba’. Yüzünde gülücükler patlıyor. Odaya bir kahkahayla giriyor ki sormayın. Neşeli, enerjik. İnanılır gibi değil, bir insan bu kadar mı değişmez Allah aşkına. Sadece kıyafeti farklı. Bir de yanındaki, tam bir Maço!!
Tokalaşıyoruz. Avuçlarıma bir müjde bırakıyor; sabrın zaferi.
Bana bakıyor. Peruz gözlerinde, görüyorum. Işıldıyor.
Meçhul romanın biçare kızı
Peruz’u hatırladınız değil mi? Kim unutabilir ki? Provadan okuduğum üç beş sayfayla beni sağa sola savuran küçük Ermeni kızı. Köklerinden koparılmış bir hayatın büyüyen dramı. 6 yaşında çıktığı yolculuğun kanayan hayatı. Hani şu Müslüman bir ağa babanın şefkatinde yaşama yeniden sarılan, serpilen, güzeller güzeli Peruz. Niver Lazoğlu’nun o acıyı tatlandıran, vicdanlara soru batıran, sessiz çığlıkların üstünü örttüğü “Kalbim Turkuaz”ın kahramanı Peruz...
Benim için konusu hala meçhul olan romanın biçaresi.


“Bu sefer oldu, kitabım basılıyor”
Sohbete başlıyoruz. Dolanmıyor, bodoslama dalıyor Niver. “Tamam, bu sefer oldu.  Romanım basılıyor. Ocak ayında çıkıyor.”
Tamam, oldu, basılıyor, çıkıyor. Ne kadar kolay dile gelen, çoğu zaman cümlelerin içinde kaynayıp giden kelimeler. Oysa burada her biri o kadar kıymetli ki. Hele bir bilseler, iki yıldır bu anı bekleyen Niver’in çektiklerini. Kasıp kavuran ızdıraplarını... Yayınevinin dayattığı yaptırımlarla ortada bıraktığı, 2015 Mayısında raflarda olması gereken kitabın başına gelenleri. Peruz’a, Niver’e vurulan o darbeyi. Ah bir bilse o kelimeler.
Yayınevlerinden komik yaklaşımlar
“Başka yayınevleri ile görüştüm. Hepsinin ortak dili ‘Bu kitap mutlaka basılmalı’ oldu ama çok komik yaklaşımlarla geldiler. Öyle böyle değil...”
Yaşadığı hayal kırıklığını bir yere sığdıramıyordu Niver.
Editörlerle, yayınevi sahipleriyle neler konuştuğunu paylaşırken o keyifli hali biraz öteleniyordu sanki.  Sesi hırçınlaşıyor ara ara, konuşması nefes kesiyordu.  Çok derin çekti sigarayı. Bir yudum da kahveden…  Biri, “Bu romanda şive var, olmaz” demiş. Diğerinin yanıtı, “Konu, kurgu çok iyi, daha önce rastladığım bir tarz değil, karakterlerine bayıldım ama bir sürü karakter var, bir tane olmalı.” Öbürü niyet okuyucu. “Evet bu kitap olmuş ancak buradakiler Ermeni isimleri. Okurun Ermeni adlarıyla kafası karışabilir, o nedenle basamıyoruz.” Oysa yazan da Ermeni.  Hele biri var ki olaya körükle girmiş. “Burada Türkleri kötülememişsin, kötüle. O zaman basarız belki.” Bu ise hakikaten komedi. “Sen ileride çok iyi bir romancı olacaksın ama, kitabını basamıyoruz...”
Basmayacaksan kıvırma, aldatma!
Dinledikçe dumur oluyor insan.  Roman mı saçma? Dili mi zorba? Kin mi saklı? İntikam mı cilalıyor? Sahtekarlık mı kokuyor? Kimse bunların birine bile evet diyemiyor.  Edebiyatın raconu yerlerde sürünüyor.
Hava ağırlaşıyor. İçimize hüzün çöküyor. Garip, çelişkili, korku dolu itirazlara, kırıcı taleplere nasıl karşı koyduğunu anlatıyor Lazoğlu. “Ben de kendim ile ilişkimde çok büyük sorgulara girdim. Ama her şeyi bir ders gördüm. Kendime ve kalemime daha fazla güvendim.”
Şimdi Niver,  kitabını savunurken, “Bu evrensel ve iyi bir noktaya gidebilecek gerçek bir hikaye, belki alışkın olduğumuz bir dil yok ancak, sürükleyici, su gibi..” dese haksız mı?
Haklı! Diyor da zaten.

İşin çivisi çıkar, bir Chivi çakar!
Bir telaş, bir uğraş içinde, kapıları tek tek çalarken, devran dönüyor. iki sene sonra...
Tam çivisi çıkmış işlerin derken, çivi gibi bir yayınevi çıkıyor karşısına birden.
Chiviyazıları Yayınevi’nin sahibi, “Kitaba biz de bakalım, bir haftada haber veririz” diyor Niver’e. Ama ertesi  gün dönüyor.  ”Elinize, yüreğinize, gönlünüze, kaleminize sağlık. Biz bu kadar sağlam ve iyi bir şey beklemiyorduk. Hemen araya alıp yayınlayalım çünkü çok yorulmuşsunuz. Bu kitabın aslında zamanı eylüldür ama size öncelik yapmak istiyoruz.“
Tarih de veriliyor. “Ocağın üçüncü haftası çıkarıyoruz.”
Uğruna çok şeye katlandığı kitabı basılacak ya kendini dışarı atıyor Niver. Bir yürüyüşü, çevreyi bir süzüşü var ki görenler aşık oldu sanıyor. E ne de olsa ikisi de yürek yakıyor.
“Bu kitap nefret tohumları ekmiyor”
Evet,  henüz ben de okumadım, bilmiyorum. Niver’den dinledim, anladım ki, Peruz bir dram ama faturası öfke değil. Kalbim Turkuaz, sırlarla kaplı bir hayatın küçük Ermeni kızına biçtiği rolü önünüze, elinize, evinize getiriyor. Anadolu’nun renkleriyle.  Zaten Niver’in yaşama ve insana olan inancı, saygısı bunun aksine izin vermez. Bir daha vurguluyor. “Kitabım kimseyi kötülemiyor, nefret tohumları ekmiyor. Umut yeşertiyor...”
“Hepsine güldüm, hatta kahkahalar attım ama keşke, ‘Niver bu roman olmamış’ denseydi daha yakışırdı” diyor Lazoğlu. Ekliyor. “Kitabımın doğum sancısını iki sene çektim. Çok kötüydü”.
Kalbim Turkuaz’a bir yayıncı ararken, yakışıksız ifadelerin kum torbasına döndürdüğü o beynin, o bedenin çektiği üzüntüyü düşünüyorum da şimdi, bıçak kemiğe dayanmış gerçekten.
“Ben önce kendim için yazıyorum”
Olaylar ve insanlar yumağında kendi ipini çekmiyor Niver. Küsmüyor. Kaçmıyor. Efkâr kadehine sarılmıyor. Çünkü yaşama saygısı var. Her tokatta öbür yanağını uzatıyor.  Her düşüşte yeniden kalkıyor, dimdik duruyor.
“Hep, bu kitaba sahip olacak, arkasında duracak ama her şeyden önce onu anlayacak bir yayınevi istedim. Yılmadım, aradım. Bu süreçte çok büyüdüm. Her şeyden önce ben kitabıma çok şey borçluyum. Çünkü insanları tanımam, kendimi bulmam konusunda bana çok yol aldırdı. Aslında kalemimin ne kadar kuvvetli olduğunu, romanımın ne kadar iyi olduğunu onlar bana anlattı.”


Finalin ucu açık, çünkü asıl final...
Parmaklarından bir alev daha yükseliyor, sigaranın ucu kor. Dumanlar dağılıyor. Fincan masada, dudak bekliyor. Niver ise başka bir boyutta. “Daha önce yaşanmışlıkları hatırlıyorum da bu sancıyı geçirdikten sonra inanılmaz enerjim yükseldi. Neden mi? Kendinize olan inancınızın onaylanması söz konusu çünkü. Beni ben gibi görenler de varmış...”
Kalbim Turkuaz’daki finalin ucunu açık bıraktığını ifade eden yazar,  “Herkesin bana söylediği, ‘Biz hiç böyle bir bitiş beklemiyorduk, olağanüstü bir tokat attın bize’ oldu.  Şimdi bu ezber bozan yerden başlıyorum” diyor. İkinci kitabında yaşayan karakterlerle asıl finale gideceğini söylüyor.
Yeni romanının da mesajını veriyor Niver.
“Heyecanla yazıyorum, okurlar asıl finali o kitapta görecek. Neden bilmiyorum bu süreçte kalemim müthiş coştu. Harika bir karakter ortaya çıktı, şimdi onu büyütüyorum.”
Müthiş bir öykünün dostluğu beni de büyütüyor.
Kalpten kalbe geçecek bir hayatın, yüz yıllık yalnızlığın yolcusu artık yalnız değil. Yazarı ve kahramanı birlikte yeni bir yürüyüşe başlıyor... Peruz -Niver el ele geliyor...
Ne diyor Mevlana;
Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle.
Sanki Niver’i çoook uzaktan görürcesine...
*
Bir yazarın düşmanı tektir; kendisi.
Küserse biter. Kalem başını eğer.
Yoksa ne önüne konan takozlar, ne de üzerine oynanan oyunlar,
Hiçbiri durduramaz, yolundan çeviremez.
Hiçbiri, ruhuna giremez, fırtınayı dindiremez.
Yeter ki sabır kapısını kapatmasın.
Niye hayata garip, bıkkın bakacaksın?
Neden bunları hakettiğini sanacaksın?
Bilmelisin ki, rüzgarını bulduğun an uçacaksın yeniden.
İşte Niver Lazoğlu.
Dün ahlaki olmayan bir tavrın suya indirttiği yelkenler
Şimdi fora.
Ayakları kesilmiş bile yerden, sevinçten...

Son söz;
İki yıl önce sosyal medyada çok konuşulan, büyük merak uyandıran Kalbim Turkuaz, raflara konacakken ‘oyun bozan’ kurbanı oldu. Niver şaşırdı, parçalandı. Kitapseverler mi? Bekleyip durdu. Şimdi artık rafa kalkan hayal kırıklığı. Kitap Chiviyazıları Yayınevi tarafından basıma hazırlanıyor. Niver Lazoğlu’nun içi içine sığmıyor. Hasret bitiyor. Yeni bir yıl, büyük bir heyecan. Kavuşma anı, Ocak ayının üçüncü haftası. Herkes Kalbim Turkuaz’ı okumaya hazır olsun. Kitap aynı zamanda İngilizce ve  Ermenice de basılacak. Esasında hangi dil olduğu önemli değil çünkü bu kitabın tek bir dili olacak. Sevgi ve insan...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder