Etiketler

Modern Türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısı: Maryam Şahinyan

Fotoğraf: Maryam Şahinyan, Foto Galatasaray, 1961

Cüneyt Bender 24 Mart 2017

Modern Türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısı* olarak bilinen Maryam Şahinyan, 1911’de Sivas’ın en görkemli sivil yapılarından Şahinyan Konağı’nda (Camlı Köşk) doğdu. Dedesi Agop Şahinyan Paşa 1877’de kurulan Meclis-i Mebusan’da Sivas kentini temsil ediyordu. Milletvekili torunu olmanın sınıfsal ayrıcalıklarıyla dünyaya gelen Şahinyan’ın hayatı, henüz çocukken tanıklık ettiği tehcirin (1915) ardından değişecekti. Sivas’ın en köklü ailelerinden Şahinyanlar, bölgede sahip oldukları sayısız gayrimenkulü geride bırakarak İstanbul’a sığındılar. Harbiye’de mütevazı bir apartman dairesine taşınan aile için Cumhuriyet’in getirdiği yeni koşullar altında yeni bir süreç başladı.



Maryam Şahinyan, 1936 yılında okulu Sainte-Pulchérie’yi bırakmak zorunda kaldı ve fotoğrafçılık yapan babasının stüdyosunda çalışmaya başladı. 1937’den itibaren ailesinin ekonomik yükünü omuzlayarak stüdyoyu tek başına idare etti. Bu durum, dönemin muhafazakâr koşullarında İstanbullu birçok kadın açısından tercih nedeni sayılarak stüdyoya çeşitli avantajlar sağladı. Şahinyan, yarım asırlık meslek hayatında, Galatasaray’daki stüdyosunda 1985’e dek kesintisiz çalıştı. 1996 yılında hayatını kaybetti ve Şişli Ermeni Mezarlığı’na gömüldü.

Maryam Şahinyan

Maryam Şahinyan, meslek hayatı boyunca 1942 Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955 olayları, 1974 Kıbrıs Savaşı başta olmak üzere, köyden kente göçün en şiddetli yaşandığı yıllara ve sosyolojik değişimlere kamerasıyla tanıklık etti. Geride bıraktığı 200 bin imajlık arşiviyle, bize bütün bir Cumhuriyet tarihinin görsel izdüşümünü sunuyor. Maryam Şahinyan araştırmacısı Tayfun Serttaş’ın editörlüğünde hazırlanan Foto Galatasaray (Aras Yayıncılık, 2016) adlı kitapta ise İstanbul’un yakın dönem klasik fotoğraf stüdyolarından bugüne ulaşabilmiş Foto Galatasaray arşivinden seçilen bine yakın fotoğraf yer alıyor.

Maryam Şahinyan’ın I. Dünya Savaşı’ndan kalma körüklü kamerasından geçenler arasında birkaç on yıl içinde şehrin demografik haritasından silinecek Katolik din görevlileri, Ermeni rahibeler, bar mitsva’ya giren Musevi çocuklar, hatıra fotoğrafı çektiren Rum kızlar, Bolşevik Devrimi’nden kaçıp İstanbul’a sığınan Ruslar, opera sanatçıları, müzisyenler, göçlerle İstanbul’u mesken tutan taşralılar bulunuyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder