Engin Ardıç
1915 yılında, adına ne derseniz deyiniz bir "Ermeni kırımı" yaşandıktan sonra, Anadolu'da servet "el değiştirmiştir."Servet deyince aklınıza bugünkü şartlar gelmesin tabii, o zamanın serveti, tarlalar, evler, dükkânlar, paralar... Sanayi değilse bile küçük emtia üretiminin araçları, marangoz atölyeleri, saatçilik, terzilik gereçleri, vesaire. (Piyanolar işlerine yaramadığı için onları yakmışlardı.) Hani şu her ne hikmetse "dedenizin bahçeye gömülü bir küp içinde buluvermiş olduğu" altınlar! Bu mallara konanlar, daha sonra kurtuluş savaşımızın "motor" gücü olan "eşrafı" oluşturdular. Mustafa Kemal Paşa, kendilerine "efendiler, beni desteklemek zorundasınız, çünkü müttefikler buralara gelir de Ermeni mallarının hesabını sorarlarsa ayvayı yersiniz" dedi!Nitekim TBMM'nin ilk çıkardığı kanunlardan biri (toplanır toplanmaz, hemen 23 Nisan 1920 tarihinden birkaç gün sonra), "müttefik subaylarının Anadolu'da tehcir meselesini araştırmalarına izin verilmeyecektir" şeklinde olmuştu... Eşraf, kendini korumak için bürokrasiyle el ele verdi. Bu zoraki birliktelik 1945 yılına kadar, yirmi beş sene sürdü. O tarihte, eşraf bürokrasinin kendisine ayakbağı olmasından artık sıkıldı (kendi başına ayakta durabilecek kadar güçlenmişti), "yeter, söz milletin" diyerek kendi partisini kurdu.Bugün korkulan, bu faturanın doksan beş yıl sonra önümüze çıkarılmasıdır.Ermeniler para isteyecekler, bundan korkuluyor! Vatan millet Sakarya edebiyatı, bu kaygının kılıfıdır.