Türkolog Prof. Dr. Kemal Üçüncü
Bir kültürel geleneği tanımlamak için kültür çevresi, kültürel
hinderland, kültürel ekoloji gibi kavramlar farklı bilimsel geleneklerden
esinlenerek kullanılmaktadır. Bu anlamda yeni bir teklif olarak “Türk kültür
havzası” kavramını önermekteyim... Alman filozof Habermas’a göre “Bireyin, bir yandan üyesi olduğu
kültüre özgü hakların taşıyıcısı olarak kalması, diğer yandan ise hukuk
sisteminin herkese sağladığı haklardan yararlanabilmesi esastır/esas olmalıdır.
Kimliğin oluştuğu yaşam biçimlerinin ve geleneklerin korunması, üyelerin
tanınması anlamına geleceğinden, idari uygulamaların o kültürün korunmasını
amaçlaması beklenmez. Çokkültürlü toplumlarda yaşam biçimlerinin eşit hakla bir
arada oluşu, “vatandaşlar için, incitilmeden, geldiği kültürel dünyada
yaşayabilme ve çocuklarını da aynı dünyada yaşatabilme güvencesi anlamına
gelir” ve bu, aynı zamanda, kendi kültürlerini sorgulama, sürdürme, değiştirme
hakkıdır. Başka bir deyişle vatandaşlara, diğer kültürleri olduğu gibi kendi
kültürlerini sorgulama, geleneklere göre kültürlerini sürdürme ya da değiştirme
fırsatını verme hatta kültürleriyle ilişkilerini tümüyle kesme olanağı
yaratmaktır Habermas’ın geliştirmiş olduğu kuram, etnik ve azınlık sorunlarının
gün geçtikçe artış trendi gösterdiği bir ortamda topluluk kimliklerine nesli
tükenmekte olan canlılara yapılan muamelelere benzer bir tutumla yaklaşılarak
koruma altına alınmasının da geçerli bir çözüm olamayacağına işaret etmektedir.
Habermas’a göre çokkültürlülük, bir toplumun kendini dış dünyaya karşı
kapılarını kapatarak kendi özel gettosunda huzurlu bir yaşam sürmesine yarayan
bir siyasal sistem olmamalıdır. Aksine çok kültürlü toplumlar, yaşam
biçimlerinin eşit haklarla birlikte yaşaması, her yurttaşa bir kültürel miras
dünyası içerisinde büyüme ve çocuklarını bu yüzden ayrıma uğramaksızın aynı
dünya içinde büyütme fırsatını veren siyasal yapılar anlamıma gelir.