Taner Akçam
Anadolu topraklarının harcı adaletsizliklerle
yoğrulmuştur. Bu toprakların insanının yüreği yaşanan adaletsizlikler nedeniyle
kızgın bir taş gibidir. Adalet olarak dökülen her bardak su, bu kızgın taşta
buhar olur, uçar. Ergenekon ve Balyoz, tarihimizde işlenmiş diğer haksızlık
ve adaletsizliklerle yüzleşmemize bir başlangıç, bir vesile olur mu? Kararlara
tepkilere ve genel havaya bakılırsa bu şimdilik zor gözüküyor ama ben bunu
isteyeceğim.
Bu davalar, tüm eksiklik ve sınırlılıklarına rağmen,
Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana, her on yılda bir darbe yapan, insanlarını
faili meçhullerle öldüren, idam eden, işkencelerden geçiren, toplu katliamlar için
planlar yapan asker-sivil bürokrasiye karşı bir demokrasi zaferidir. Ve yeterli
toplumsal destek olursa, tarihte işlenmiş diğer suçlarla yüzleşmenin bir
başlangıcı da olabilir.
Sırada, daha adalet bekleyen başka haksızlıklar var!
1990’lı yılların Kürt savaşı sırasında yaşanmış faili
meçhuller; 1980 askerî darbe idam ve işkenceleri; 1960 darbesi; 6-7 Eylül 1955
olayları; 1942 Varlık vergisi; 1938 Dersim soykırımı; 1934 Trakya Yahudi
pogromu; 1921 Koçgiri ve 1921-2 Pontus katliamları... Daha geriye gidip Ermeni
ve Süryani soykırımını saymıyorum bile!
Eğer toplum olarak demokratik bir gelecek istiyorsak,
tarihle yüzleşmek, yaşanmış tüm bu haksızlıkları giderecek, kızgın yüreğimize
bir damla su olacak adaleti istemeliyiz! Bu adaletsizlikler üzerine konuşmadan
güzel bir gelecek zor kurulur.
Ergenekon ve Balyoz davalarını, tarihimizle yüzleşme
meselesinin bir parçası olarak görmem bazılarına şaşırtıcı gelebilir. Oysa
geçmişteki insan hakları ihlalleri ve adaletsizlikler bir bütündür. Nasrettin
Hoca’nın karpuzu misali buna değmiş, buna değmemiş diyerek yaklaşamazsınız
onlara!
Otoriter bir devletten daha demokratik bir topluma geçiş
sürecini yaşayan Türkiye’nin, olmazsa olmazıdır bu yüzleşmeler. Türkiye’yi
aydınlık ve demokratik bir yarına taşımak isteyenler, Ergenekon ve Balyoz’da
durmamak bunu diğer haksızlık ve adaletsizliklerle yüzleşmeye kaydırmak
zorundadırlar.
Eğer insan haklarına saygılı, demokratik bir toplum
yaratmak istiyorsanız, tarihle yüzleşmeyi merkezinize almak ve acı çekmişlerin
adalet arayışlarına cevap vermek zorundasınız. Bu yüzleşmeyi yapmadan; geçmişte
yaşanmış adaletsizliklerle hesaplaşmadan demokratik bir gelecek inşa edilmez.
Gelecek toplumun harcıdır adalet.
Bir hususun altını özellikle çizmem gerek; geçmişle
yüzleşme ve adalet arayışı ille de cezai adalet biçiminde olmak zorunda
değildir! Zaten saydığım olayların çoğunun sorumluları öldü, cezalandıracak
kimse yok.
Ama yürekleri, adaletsizlik duygusu ile kızgın taş gibi
yanmış Anadolu insanının, Dersimlinin, Ermeni’nin, Süryani’nin, Kürd’ün,
Yahudi’nin, Alevi’nin ve şapka giymediği için idam edilen Müslüman’ın adalet
çığlığı var! Bu adalet arayışına ses vermezseniz toplumsal barışı ve en
önemlisi Kürt barışını gerçekleştiremezsiniz.
Ama bunun yerine, Ergenekon ve Balyoz’u “intikam davaları”
olarak tanımlar; “artık yeter, af gelsin”, derseniz, geçmiş acılarla yüzleşme
ve adalet çağrısı yapanlara, “intikam peşinde koşuyorsunuz” diye saldıracak
olanlara verecek cevabı zor bulursunuz.
Adalet arayışı intikamcılık değildir. Ayrı derin bir
tartışma konusudur ama intikam duygusuna bu denli negatif anlam yüklemek de
doğru değildir. İntikamı harekete geçiren derin duygu adalettir ve onu anlamak
ve cevap vermek gerekir. Tarihsel örneklerinden bildiğimiz şudur ki, ancak
yapılan haksızlık ve adaletsizlikleri destekleyenler, haksızlıkların üstüne
gitmeyi basit bir intikamcılık olarak değerlendirir.
1919 İstanbul İttihat ve Terakki ve 1945 Nürnberg
yargılanmaları buna verilecek iki örnektir. Nasıl mı? Başka yazıya!
tanerakcam@gmail.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.