Serkan Engin
“Batı’da dile getirdiği gibi, Ermeni, Süryani, Keldani,
Nasturi, Pontus Rum soykırımları, aslında birer “Hristiyan soykırımıydı”. Karşı
cephede de zaten Müslüman Türkler ve Kürtler vardı. Bu soykırımların
sosyal-vicdani dayanağı, İslam’ın Müslümanlara, tüm "kâfirleri"
öldürme, onlara tecavüz etme, mallarına ve topraklarına el koyma hakkı
tanımasına bağlıydı. Soykırımı fiilen
işleyen teşkilat-ı mahsusa çetelerindeki caniler ve komşularını, yani
gayrimüslimleri öldürüp kadınlarını seks kölesi yapan, mallarını, evlerini,
dükkânlarını yağmalayan Türkler ve Kürtler, kendilerine soykırım emrini veren,
devletin başındaki İttihatçiler gibi “milli şuur” ile dolu değillerdi henüz.
Dolasıyla Ermeni, Süryani, Keldani, Nasturi, Pontos soykırımlarında aktif
olarak rol alanlar, seve seve katliamları işleyenler, bütün bunları, “Türk
nasyonalizmine” hizmet gereği yapmadılar. Kendilerini “Türk” veya “Kürt” olarak
değil “Müslüman” olarak tanımlayan köylülerdi bunlar. Ticaret ve zanaat ise
gayrimüslimlerin uğraş alanıydı ve dolasıyla onların paraları ve malları
çoktu. İttihatçilerin katliam emri, 2 bin yıldır yağmacılıkla
geçinen, Anatolya’da ise ancak çiftçilik ve hayvancılık yapmayı becerebilen
Türkler için bulunmaz nimet oldu...Güya, “bin yıldır” kardeş kardeş yaşadıkları
gayrimüslimleri, sırtlan sürülerinin iştahı ve vahşetiyle hiç acımadan, hatta
zevkle parçaladılar Müslüman Türkler ve Kürtler. Göz koydukları, kıskanmakta
oldukları Ermeni, Süryani, Keldani, Nasturi, Pontos mallarına, dükkânlarına,
evlerine el koydular. Kadınlarını da İslam’ın emrettiği üzere “ganimet” malı
saydıkları için ya seks kölesi ve domestik köle olarak kendi evlerine,
haremlerine tıktılar ya da üç otuz paraya köle pazarlarında sattılar.