Etiketler

etkinlik   haber   kaynak   makale okurlarımızdan   ters köşe  
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Linç kültürü ve azınlıklar

25 Ocak 2017 Mois GABAY Köşe Yazısı
Stefan Zweig eşi ile birlikte intihar etmeden bir yıl kadar önce kaleme aldığı ‘Dünün Dünyası’ eserinde bizlere şöyle seslenir : “Artık tüm hayatım boyunca inandığım Avrupa’nın bir kardeş kavgasında kendini yok etmesine dayanamayacağım. İnandığım değerleri kaybettim. Bu dünyada yaşamak istemiyorum.”  Kitlesel ölümlerin bu kadar çok olduğu bir yerde sizce de intihar bir özgürlük değil mi? Bugünün dünyasında geçmişten gelen hiçbir şeyden ders almadığımızı gördükçe bazı intiharların ne kadar onurlu olabildiğini daha iyi anlıyorum. Korkarım ki, bir gün bu topraklardaki hayatın nasıldı diye sorsalar, toplum olarak kutuplaşmadan önce mi, yoksa sonra mı diye cevap vereceğiz…

Özgürlük korkusu ve ‘millilik’

Etyen Mahçupyan / emahcupyan@karar.com Özgürlük korkusu ve ‘millilik
Küreselleşmeden en çok yararlanacak olanların büyük devletler olduğunu düşünmek ilk bakışta mantıklı gelebilir. Ne de olsa gücün yayılması ve küçükler üzerinde hegemonya kurma kolaylaşıyor. Ne var ki son otuz yılın deneyimi aksi yöndeki dinamiklerin daha güçlü olduğunu ortaya koymakta. Ortadoğu’da gördüğümüz üzere, küresel ortamda karmaşık bir coğrafyayı ‘ehlileştirerek’ yönetmek mümkün olmuyor. Ayrıca o karmaşık coğrafyadan çıkan birileri büyük güçlerin korunmuş dünyasını kolayca bozabiliyor.

Mehmet Can: İttihat Terakki ve Ermeniler

İttihat Terakki ve Ermeniler dediğimiz zaman şundan başlamak lazım: Öncelikle 1887 Hınçakların kuruluşundan. Hınçaklar başından beri parti programları itibariyle sosyalist bir örgütlenmeydi. Günümüze kadar da yani yaklaşık olarak 120-130 yıllık tarihlerinde de sosyalist olarak kaldılar. Bunun yanı sıra Hınçaklardan sonra 1890 yılında Taşnak Partisi (Ermeni Devrimci Federasyonu) kuruldu.

Covering Up Armenian Genocide

by Uzay Bulut
"In all of these operations children were part of the general population targeted for wholesale destruction. In many instances they were also subjected to separate and differential forms of mass murder." — Professor Vahakn Dadrian, in Children as Victims of Genocide: The Armenian Case.

1915’ten Paylan’a: Kurumsal ve Kolektif Lincin Sürekliliği

Özcan Kırbıyık
Özcan Kırbıyık, 1915’ten günümüze 'Ermeni Soykırımı' tartışmalarına ilişkin: 1915’ten Garo Paylan’a: Kurumsal ve Kolektif Lincin Sürekliliği'ni yazdı. Devletin “muteber ve makbul vatandaşları”  Ermeni kıyımından bahsederken “Sözde Soykırım” demeyi eksik etmezler. Walter Benjamin’in “estetize edilmiş yaşam” olarak işaret ettiği bu tür hayatların yüceltilmesinin temelinde yüzleşmeyi mümkünatın el verdiği en sert biçimde reddediş yatmaktadır. Bu reddediş sadece işlenen suçun gözlerden ırak tutulması değil, “öteki” olarak algılanan, yani gerçek kurbanlara, reddin yansıtılmasını da içeren bir tür ideolojidir: Yani, inkarın inkarıdır.

Çocuklarınız utanacak

Etyen Mahçupyan / Karar
Meclis’teki kavgalar artık kimseyi şaşırtmıyor. Türkiye karşıtlığını meslek edinmiş yabancı yayınlar bile bu olayları haberleştirmiyor ve ‘doğal bir durum’ olarak ele alıyorlar. Yani Türkiye’de siyasetin, siyasetçinin ve sosyalleşme kültürünün kalibresinin bu olduğunu varsayıyorlar. Bilinmesinde yarar var, yurt dışında yaptığımız çalışmalarda oryantalist bakışın beslendiği zemin din değil. Müslümanların kendi dinleri yüzünden ‘geri’ kaldığını söyleyenlerin sayısı çok az ve genelde cahil bir görüş olarak değerlendiriliyor. Ancak Müslümanların ‘geri’ bir toplumsal kültür yaratmış olduğunu, cehalete prim verdiğini, zihinsel sığlığı aşamadığını düşünenlerin oranı çok yüksek ve günümüzde oryantalizmin dayanağı da bu tespit.

Siyaset ve Tarih Yazıları

Sevan Nişanyan
Hikmet incileri 4
Posted: 15 Jan 2017 03:14 AM PST
TRT 3 günlükleri
Son zamanlarda çığırından çıkan bir trend: Bir Allahın kulunun hatırlamadığı Danimarkalı besteciler saati. Unutulmasında sonsuz fayda bulunan kadın besteciler saati. Berbat-ötesi Meksikalı besteciler şöleni. Vb. Maksat nedir belli değil. Saygun ve Muammer Sun’dan beteri varmış dedirtmek mi acaba?

Cumhurbaşkanına padişah yetkileri

Orhan UĞUROĞLUorhan@yenicaggazetesi.com.tr
AKP'nin hazırladığı ve MHP desteği ile Meclis'te görüşülen Anayasa değişikliğinde Cumhurbaşkanına verilen yetkilerin kaynağı ilk Osmanlı Anayasası Kanun-u Esasî'de yer alıyor.II. Abdülhamit'in 10 Eylül 1876'da tahta çıkma töreninin (Cülus) ardından, Anayasa hazırlanması için Sadrazam Mithat Paşa'ya, o da özel sekreteri hukukçu Ermeni Krikor Odyan'a görev verdi.Odyan, 1863 yılında yürürlüğe giren Ermeni Anayasasından kopyalayıp alarak 1876'daki ​​Osmanlı Anayasası Kanun-u Esasî'yi yazdı.​​İşte bu ilk Osmanlı Anayasası ile Padişah'a tanınan yetkiler, günümüzde AKP'nin Meclis'te görüşülen teklifinde de aynen yer aldı.Kanun-u Esasî'nin önemli maddeleriErmeni Hukukçu Krikor Odyan'ın yazdığı 119 maddeden oluşan anayasaya göre "Padişahın hakları ve görevleri" ile bugün Meclis'te kavgalar arasında görüşülen "Cumhurbaşkanlığı yetkileri" arasında fark olmayan maddeler şöyle:*             Padişahın kişiliği dokunulmazdı ve yaptıklarından kimseye karşı sorumlu değildi. (Cumhurbaşkanına da ömür boyu bu hak tanınıyor.)*             Vükela'nın (Bakanların) atanması ve azledilmesi, (Cumhurbaşkanı Bakanları atayacak.)*             Para bastırılması ve Hazinenin yönetimi, (Cumhurbaşkanı devletin bütçe yasasını yapacak.)*

Temmuz darbe kalkışmasında Ermenilerin rolü

Yenisöz gazetesi yazarı Hasret Yıldırım'ın 15 Temmuz darbe kalkışmasındaki kripto Ermenileri irdelediği yazısı... 15 Temmuz darbe teşebbüsünün üzerinden, 2,5 aydan fazla bir vakit geçti. Bu süre zarfında; köşe yazarları ve televizyon yorumcuları, mevzuun hemen hemen her cihetinden tartışmalarla, teşebbüs hakkında mutâla'a da bulundular. Bu izâhâtlardan bir tanesi var ki, mevzua çok farklı bir boyut kazandırdı. Tarihçi-Yazar Kadir Mısıroğlu, 20 Temmuz akşamı, Beyaz Tv'de katıldığı programda, mevzuun belki de hiç konuşulmamış bir tarafını ele aldı ve şunları söyledi: “Bu darbe teşebbüsündeki şiddetin bir diğer sebebi de; bunlar araştırılsın, elebaşlarının ben ermeni olduğu kanaatindeyim. Buradan bu işin tahkikatını yapacak hâkim ve savcılara sesleniyorum…

1915’te akıntıya karşı duranlar

Banu Tuna btuna@hurriyet.com.tr
Burçin Gerçek’in titiz bir çalışmayla yazdığı ‘Akıntıya Karşı’ 1915’te vicdanlı tavır sergileyenlerin öykülerini aktarıyor. Tehciri, hayatları pahasına can kurtarmaya çalışanların şahitliğinde okuyacaksınız. 1915’te akıntıya karşı duranlar30-40 bin Ermeni'yi kurtarmayı başaran Halep ve Konya Valisi Celal Bey.

Bir Soykırım filmi ‘HATIRLA’

Rafi Kohen
Holokost filmlerini her izlediğimizde sanki bir şeyler değişecekmiş gibi büyük bir umutlu bekliyor ve bilinen makûs kadere gözyaşı döküyoruz her seferinde. Son yıllarda ise Soykırım filmleri genelde Holokost sonrası kalanlara ne olduğuna, yaşanan bu travmaların kurtulan ve takipçisi kuşaklar üstündeki izlerine, hatta on yıllara yayılmış kapanmayan yaralarına odaklanıyor. İşte onlardan biri: Hatırla.  27 Ocak Uluslararası Holokost Anma Günü yaklaşırken, sinema gündemimize yine Soykırım filmleri düşecek; anma etkinliklerini daha pekiştirmek, derinleştirmek hatta yoğunlaştırmak için, okuyarak varamadığımız duygusallığa, görsel ve işitsel duyularımızı harekete geçiren filmlerle ulaşacağız.

İsvİçreli profesör: “Ermeni Soykırımı’nın inkarı suç sayılmalı

 ”İsviçre’nin Fribourg Üniversitesi Uluslararası Hukuk Fakültesi öğretim üyesi, pröfesor Gerhard Fiolka Ermeni Soykırımının inkarının suç sayılması gerektiğini dile getirdi. Son zamanlar “Vatan” Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,  Strasbourg mahkemesinin kararına atıfta bulunarak, İsviçre hükümetinden Ermeni Soykırımı inkarını suç sayan yasayı iptal etmeye çağırmıştı. Avrupa mahkemesine göre Yahudilerin soykırımı Holokost’un inkarı için ceza öngörülüyor. Fiolka “Yahudilere karşı işletilen katliamlara ayrı bir davranış gösterilmesinin gerektiğine dair iddiaları asılsız” dedi. Fiolka cezanin iptal edilmesi ya da sadece uluslararası mahkemeler tarafından tanınmış suçlar için uygulnmasını öneren İsveçre Ulusal Konseyi üyesi İv Nideger’in  girişiminin de kabul edilmez olduğunu açıkladı .

Güvercin tedirginliğinde ‘kutlanan’ Noel

Adem Erkoçak
Yeni yılın ilk saatlerinde Reina’da yaşanan katliamın ardından Ermeniler, 6 Ocak’taki ilk Noel’ini kutladı. İstanbul’un renkli ve derin bir tarihi vardır. Bunun en büyük nedeni asırlar boyu iç içe yaşamayı becerebilmiş ve bir “İstanbul Kültürü” yaratmayı başarmış olan Türk, Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Arnavut halklarının birlikteliğidir. Rivayet odur ki; bu kültürün hâlâ canlı olduğu tarihlerde evlenme çağına gelen erkeklere özellikle İstanbul’da yetişmiş kadınlar aranırmış. Çünkü İstanbul; dürüstlüğün, hakkaniyetin, namuslu yaşamanın ve dayanışmanın gündelik hayatın her alanına yayıldığı bir şehirmiş. Kurban Bayramı’nda Müslümanlar etlerini paylaşırken kimsenin dini inancını ve milliyetini gözetmezmiş. Tıpkı Noel ya da Paskalya zamanlarında Müslüman komşularını ayırt etmeyip onların kapılarını çalan ve hazırladıkları özel yiyecekleri komşularına veren Hıristiyanlar gibi. O günlerde kimseye inancı gereği yan gözle dahi bakılmazmış.

Muallim Naci: Var yeri gitsem ‘Mezar-ı Türk’e dek

Hakan Erdem / herdem@karar.com
Resmî Osmanlıcılık ideolojisinin aksine, Osmanlı kimliğinin gayrimüslimleri kapsamadığını düşünen Osmanlılar da vardı.Türkiye tarih yazıcılığında yerleşik ve yaygın bir damar, adına Osmanlıcılık dediğimiz resmî milliyetçilik projesini imparatorluk halkları arasında bir tek Türklerin, kendilerine Türk dememe pahasına ve sorgusuz sualsiz sahiplendiklerini, Türk olmayan Müslümanların, en azından kendi siyasî maceralarına giriştikleri zamana kadar, desteklediklerini ama gayrimüslimlerin hiçbir zaman benimsemediklerini savunur. Bu husustaki en “ikna edici” alıntılardan biri, Meşrutiyet Meclisi’nde Serfiçe mebusu olan Yorgo Boşo Efendi’den yapılır ve “Benim Osmanlılığım, Osmanlı Bankası kadardır” dediği aktarılır.

Büyük devletlerin satranç tahtası: Kafkasya

Strategic Outlook Enstitüsü'nden Kafkasya Uzmanı Mehmet Fatih Öztarsu, Milli Gazete'ye bölgenin siyasi,ekonomik ve stratejik dengelerine yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu.
Röportaj: Abdussamet Karataş 
Kafkasya, Türkiye’nin kuzeydoğusunda Karadeniz ve Hazar denizi arasında yer alan toprakların genel adı. Avrupa ile Asya'nın sınırında bulunması ve yeni enerji projelerinin üstünden geçiyor olması Kafkasya’nın stratejik önemini her geçen gün artırıyor. Yakın tarihimiz boyunca uzun ve yıkıcı savaşlara sahne olan Kafkasya, yeni bir gerginlikle gündemde. Türkiye’nin iyi ilişkiler içinde bulunduğu iki ülke İran ve Azerbaycan arasında İsrail üzerinden karşılıklı restleşmeler yaşanıyor.

Kilikya Ermeni Katolikosluğunun Anayasa Mahkemesi Başvurusu

Mehmet Oğuzhan Tulun 
Kilikya Ermeni Katolikosluğu (diğer adıyla Kilikya Kutsal Makamı), Ermeni Apostolik Kilisesi’nin dört ana idari biriminden biridir.Tarih boyunca çeşitli vesilelerle yer değiştirmiş olan Katolikosluk, uzun bir süre günümüzde Adana’nın Kozan (Sis) ilçesindeki bir arazide konumlanmıştı. Ancak Millî Mücadele dönemi sırasında, 1921 yılının sonlarına doğru Fransız birlikleri Güney Anadolu’da işgal ettikleri topraklardan geri çekilmeye hazırlanırken, Kilikya Katolikosluğu da Kozan’dan ayrılarak ilk önce Suriye’ye geçmiş, sonrasında ise Lübnan’da Beyrut yakınlarındaki Antilyas kasabasına yerleşmiştir. Katolikosluğun terk ettiği taşınmaz, Emval-i Metruke mevzuatı çerçevesinde Devlete intikal etmiştir.

Terörün gizli ortakları…

Markar Esayan / markar.esayan@aksam.com.tr
Yeni yılın ilk saatlerinde Ortaköy’deki Reina adlı mekanda yaşanan terör saldırısı 39 insanımızın hayatına mal oldu. Yine yüreğimiz dağlandı. Allah rahmet eylesin. Teröristler, ister DAEŞ, ister PKK veya bir başkası olsun, insanlıktan nasiplerini almamış canavarlardır. Masum insanları öldürmekten zevk alacak, bunun bir davaya bağlayacak kadar hastalıklıdırlar. Oysa masum insanları öldürerek hiçbir amaca ulaşılamaz. Tarihte, Hitler dahil, büyükten küçüğe, şiddete başvurmuş ama başarılı olmuş hiçbir kimse veya hiçbir grup yoktur. Yeni yıl gecesi yapılan saldırı da amacına ulaşamayacak. Evet bizi çok üzecek, kahredecek ama teröristlerin ve onların ipini tutanların hevesleri kursaklarında kalacak.

Rahat olun! Noel Baba, “Nuri Baba” olunca eve kapıdan girecek

Yavuz Çobanoğlu - Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
Batılı tarzda bir modernleşme çabasından, Doğulu İslamcılık politikalarına geçildiğinden beridir yılbaşı ve onun etrafındaki kültürel alanın, bir mücadele nesnesine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bugün yeni yılın ilk günü ve türlü melanetlerle geride bıraktığımız bir yıl daha bitti. Aklım erdiği zamanlardan beri, bu “yeni yıla başlama” durumunun bazı anıların yedeğinde ve takvimsel bir başlangıçtan öte benim için ifade ettiği bir anlama hiç rastlamadım. Zaten buna benzer anlamsızlıklar nedeniyledir ki, aralık ayının son haftası geldiğinde bazılarının iddia ettiği gibi ne Noel’i ne de İsa’nın doğumunu kutlamak hiçbir zaman aklıma gelmedi. Sağ olsun o bazılarının dedeleri yakın çevremizde bir tek Hıristiyan bırakmadığı için, komşulardan kutlayanı da görmedim.