İttihat Terakki ve Ermeniler dediğimiz zaman şundan başlamak
lazım: Öncelikle 1887 Hınçakların kuruluşundan. Hınçaklar başından beri parti
programları itibariyle sosyalist bir örgütlenmeydi. Günümüze kadar da yani
yaklaşık olarak 120-130 yıllık tarihlerinde de sosyalist olarak kaldılar. Bunun
yanı sıra Hınçaklardan sonra 1890 yılında Taşnak Partisi (Ermeni Devrimci
Federasyonu) kuruldu.
Bu iki partinin her ikisinde de şöyle bir şey var: Biri
Cenevre’de kuruluyor, diğeri ise Tiflis’te kuruluyor. O dönem Osmanlı
muhalefetinin çoğu İsviçre’de faaliyetlerini yürütüyor. Dönemin konjonktürüne
baktığımız zaman bu muhalif hareketlerin İsviçre’de kurulması doğal. Tabii
bunun yanında diğer Batı Avrupa ülkelerinde de faaliyet gösteriyorlar. Örneğin
Almanya ve Fransa gibi ama ana çekirdek, faaliyetlerinin ağırlık merkezi olarak
İsviçre’yi kullanıyor. Bunun en büyük nedeni, Fransız Devrimi’nden sonra
özellikle Avrupa’da sanayi devriminin hızlı bir şekilde yayılması ile birlikte
insanların o dönem uygarlık olarak en yüksek yere doğru varmasından dolayıdır.
Tıpkı Jön Türkler gibi onlar da buralarda, bu ülkelerde
hayat buldular. Ermeniler de tıpkı Türklerin, Kürtlerin bir kesimi gibi sürgün
yediler ve Ermeni aydınları başta olmak üzere yurtdışına gitmek zorunda
kaldılar. 1900’lerin başında gerek imparatorluk içinde, gerek sürgünde
imparatorluk sınırları dışında bulunan muhalif hareketler şunu fark ettiler;
Osmanlı sultanına karşı tek tek hareket etmenin kendi açılarından bir sonuca
ulaşamayacağını, bu şekilde Osmanlı muhalefetinin parçalı durmasının uzun
vadede politik ve siyasi bir sonucu kendi açılarından açığa çıkaramayacağının
özeleştirisini verdiler. Bu nedenle 1902 ve 1903 tarihlerinde Osmanlı
muhalefeti bir araya gelerek kendi aralarında görüşmeler yapıp ortak birleşik
bir cephe oluşturmaya karar verdiler.
Jön Türkler, Taşnaklar, Kürt aydınlarının bir bölümü vs.
İttihadi Osmaniye’ye katılmaya başladılar. Rumlar da var bu çatı örgütlenmesi
içinde. Fakat Ermeni Hınçak Partisi, başından beri bu oluşumun içinde yer
almayarak kendi bağımsız duruşunu korumayı başardı. İttihadi Osmaniye’nin
içinde yer almamasının en önemli nedeni, Hınçakların sosyalist bir parti
programına sahip olması ve reformlar ile devleti demokratikleştirmeyi değil,
rejimi bir devrim sonucu ortadan kaldırmayı, yani sosyal bir devrimi
amaçlamasıydı.
Hınçaklar için ana neden yukarıda ifade ettiğim şeyler
olurken, diğer nedenler ise 1) Bu oluşum içindeki yapılar merkezin sağında
duruyordu. Sosyalist bir yapılanmanın sağ bir program ile ortaya çıkan bu çatı
altında yer alması beklenemezdi doğal olarak.
2) Hınçaklar bu ittifakların suni ittifaklar olduğunu (aynı
ülkede yaşıyorlar diye bu ittifakları yaptılar), yani kısacası bu oluşumun
özgürlükçü bir oluşum olduğunu düşünmedi hiçbir zaman. Başından beri İttihat ve
Terakki’ye Hınçakların bir güvensizliği vardı.
Bu duruşlarından ötürü takdir etmek gerekir ki 1913’ü gören
de bir öngörüye sahiptiler. Yine dönemin Ermeni siyasetinin önde gelen
şahıslarından Antiranik Paşa’ya mektup yazan Taşnaklar ve Antiranik Paşa’nın bu
mektupa verdiği cevap, dönemi anlamamız açısından ön açıcı bir bilgiye
sahiptir. Taşnaklar Antiranik Paşa’ya ‘’Gel sen de bu ittifaka katıl’’
dediklerinde Antiranik Paşa’nın verdiği cevap ‘’Size Türk kardeşlerinizle
mutluluklar diliyorum’’ olmuştur.
Taşnaklar (Ermeni Devrimci Federasyonu) Osmanlı’da en güçlü
muhalif güçtü. Anadolu’da basın ve yayının Taşnak üyelerinin elinde olduğu
düşünülünce, İttihatçıların Taşnaklar kadar güçlü olmadığı görülür.
Özellikle resmi tarih, İttihatçıları öne çıkararak Osmanlı
muhalefeti içindeki diğer (Taşnaklar, Hınçaklar) politik dinamikleri
itibarsızlaştırır ve olduğundan zayıf gösterir. Tabii bunda tekçi bir kuruluşu
egemen kılan ve her alanda bu tekçiliği dayatan Kemalist resmi tarih okumasının
büyük payı vardır. Dönemin dünyasına baktığımız zaman, özellikle 1905 ile
beraber, Rusya, İran, Almanya, Avusturya Macaristan vs. buralar kaynamakta,
kitleler, geniş toplumsal kesimler değişim yönünde ciddi ayaklanmalar
gerçekleştirmektedir.
Bu dönem Arap dünyasındaki Osmanlı toprağı da yavaş yavaş
sarsılmaya başlamış, Balkanlar keza öyle kaynamış. Ortaya çıkan bu durumdan
dolayı içeride Osmanlı Sultanı politik olarak sıkışmakta, büyük bir tıkanma
yaşamaktaydı. Sultanın, saltanatın bu sıkışmışlığını gören İttihat Terakki ve
Taşnaklar, 1907 yılında aralarında gizli bir anlaşma imzalıyorlar ve bunun
arkasından 1908 devrimi geliyor. Bu gizli antlaşmanın kaynağı Hınçaklardır.
Hınçaklar da bu anlaşmaya davet ediliyor, fakat kabul etmiyor ve bu daveti geri
çeviriyorlar.
Bu anlaşmanın sonuçlarını 1908 devriminden sonra görmek
mümkün. Çünkü 1908 ile beraber Taşnaklar ve İttihatçılar adeta iktidarı paylaşıyorlar.
1908 devriminden sonra birçok alanda basın yayın özgürlüğü, örgütlenme
özgürlüğü başta olmak üzere insanların, kitlelerin nefes alabilecekleri geniş,
demokratik bir alan ortaya çıkıyor. Fakat bu durum uzun sürmüyor. Abdülhamit’in
istibdat rejiminin yerini İttihatçıların baskı rejimi almaya başlıyor. Kırılma
noktası da 1909 Adana olayları başta olmak üzere, arkasından gelen 1911 sopalı
seçimler, 1913 Bab-ı Ali darbesi vs. İttihatçılar bu süreç içerisinde bir nevi
beraber sultanı devirdikleri bütün toplumsal kesimleri siyasetin, merkezin
dışına itmeye başladılar.
Ermeni halkı da bu baskıdan kendi payına düşeni aldı.
Osmanlı’da iktidar el değiştirdi ama Ermenilere karşı 1800’lerden beri başlayan
Sasun, Zeytun, Adana vs. katliamlar serisi devam etti. Büyük kırılma da 1915
yılında yüz binlerce Ermeni’nin katledilmesi, tehcir edilmesi ve soykırıma
uğraması ile devam etti, ettirildi.
Soykırımdan sonra da İttihatçılar ile devam kararı alan
Taşnaklar, tıpkı İttihatçılar gibi 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’daki
siyaset arenasından silinerek, marjinal, güçsüz ve etkisiz bir pozisyona
çekildi. İttihatçılar ile ittifakın bedelini Hınçaklar ve Antiranik Paşa’yı
dinlemeyerek çok ağır bir şekilde ödedi. Günümüzde bile geçmişten dersler
çıkaramayan bir çok muhalif hareket, siyasal sistemin içine dahil olup sistemi
demokratikleştireceğini sanarak buradan doğru bir çıkış yolu aramaktadır. Oysa birçok
yazımda da ifade ettiğim gibi bu topraklarda sorun sistemi, rejimi
demokratikleştirmek değil, demokratikleşmenin önünde engel olan bu rejimi
sorgulamak, yeni bir rejim oluşturmaktadır.
Kaynak: marksist.org

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.