kaynak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaynak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vartanants Yortusu ve Anlamı / Սբ.Վարդանանց Տօնը եւ Խորհուրդը
301 tarihinde Ermeniler ,Hristiyanlığı resmi devlet dini olarak kabul ettiklerinde, güney komşuları İranlılar ateşe taparlardı, Zerdüşt inancına mensup idiler. Zamanın İran kralı Hazgert 2, Ermenilerin Hristiyanlığı tanımamalarını , ateşe taparak Zerdüşt inancına mensup olmalarını istiyor ve bu isteğinin gerçekleşmesi için emirler yağdırıyor ve ağır baskılar kuruyordu:Ermeniler kralın isteklerini şiddetle red ederek geri çevirdiler ve emirlerine uymadılar:Ermeniler kesin bir kararlıkla ve güçlü bir iradeyle Hristiyanlık dinine sadık kalmaya ,ülkelerini korumaya ve bu uğurda savaşmaya karar verdiler:
AYA İRİNİ KİLİSESİ
Asil S. Tunçer
Çok Özel Bir Kilise. Topkapı Sarayı avlusunda yer alan Aya İrini Kilisesi
İstanbul daki camiye çevrilmemiş ve orijinalliği korunmuş en büyük Bizans
kilisesidir. Aya Sofya kadar eskidir, heybetlidir ve yerinde bulunan pagan
tapınağı kalıntıları yardımıyla 337 yılında İmp. Konstantin tarafından inşa
ettirilmiştir. Kelime anlamı “kutsal barış '' tır. Yalnız kilise bu adı taşıyan
bir azizeye atfedilmiştir. Aziz İrene adını taşıyan birçok azize olduğu kadar daha
çok bilinen Selanikli Aziz İrenedir. Kız kardeşi Aziz Agape ile birlikte 304
yılında, İmp. Dioklasyan döneminde paganlar tarafından tören yemeğini yemeyi
reddettiklerinden canlı canlı yakılarak ve oklanarak öldürülmüştür yani şehit
edilmiştir.
Sahib Zuhur: 1915 Tehcirinde Öldürülen Lice Kaymakamının Kitabı
Haluk Kalafat
Hüseyin Nesimi, "Sahib Zuhur" adlı kitabında
Osmanlı’nın çöküş sürecinin tanığı bir bürokrat olarak fikirlerini aktarıyor.
“Sahib zuhur”, başkaldıran, isyancı anlamlarına geliyor. Lice Kaymakamı Giritli
Hüseyin Nesimi 1915 yılında tehcire karşı çıktığı ve Ermenileri korumaya
çalıştığı için öldürüldü.
Rejim dersleri - 2
Sevan Nişanyan
[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı? Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]
[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı? Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]
Dün Osmanlı hanedanının neden battığından söz ettik.
Bugün cumhuriyetle devam ediyoruz.…..
Neden cumhuriyet
Türk ve islam tarihinde kadim usul, bir hanedan eskiyince
yerine yenisinin gelmesidir. 1920-23’te neden öyle olmadı?
Rejim dersleri – 1 Sevan Nişanyan
[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı?
Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]
Demokrasinin faydası ne? “Halk iradesi”, “halkın çıkarı”
gibi fantezi fikirleri bir yana bırakırsan, çok basit, çok mütevazı, ama önemli
birkaç şey. Bir, iktidarın kan dökülmeden el değiştirmesini sağlar. İki,
iktidar süresini sınırlar. Üç, seçimler sayesinde iktidarı geniş kesimler
nezdinde meşru kılar.
Ermeni Soykırımı: Sorumluluk ve utanç kavramları üzerine düşünceler
Eski İttihatçıların şeflerinin anılarında gizliden gizliye Ermeni Soykırımı (1915-1916) ile ilgili samimi, pişmanlık ifade eden bir itirafa rastlamayı umut edenler hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Bu anılar ve insanlar üzerinde çalışan tarihçi de zaten böyle bir arayış içinde olmamalıdır, başarısızlıkla sonuçlanacağından değil aynı zamanda teleolojik, yönlendirilmiş ve bilim karşıtı olacağından da böyle yapmamalıdırlar. İttihatçıların yüzünde “utanç” dolu yüz kızarması görmeye çalışmak “onlar” ile “bizler” arasındaki mesafeyi değerlendirme, bir başka deyişle onların insanlığını değerlendirme iradesine ihanet olur.
Karıncalar Gibi Huzur Kaçıran: Zaven Biberyan
“Biberyan okurlarını İstanbul’daki küçük burjuva
ahlâkının ve görünmez aile zorbalığının tehlikeli sularına daldırıyor.” HERVE
GEORGELIN*
Zaven Biberyan benim için sadece hayal meyal bir isimdi.
Kesinlikle ilginç bir yazar olmasına karşın, yine de Ermenilerin çoğu için
tanınmayan biri olarak ünlenmişti. Gayet şaşırtıcı bir biçimde, benim bakış
açım da Fransız ya da Halep Ermenilerininkiyle aynıydı: Sanki 1915, Türkiye
Ermenileri arasında bütün entelektüel ve şairane yaşamı yerle bir etmemiş gibi
Ermenice yazan büyük bir yazar ancak İstanbul’dan çıkabilirdi.
CAMİLERDE BALYAN MÜHRÜ
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci / ekrem.ekinci@tg.com.tr
Boğaziçi’nin zarif câmilerinde namaz kılanların çoğu,
bunların, Balyan Ailesi’nden yetişmiş saray mimarları tarafından yapıldığını
bilmez.Kayseri asıllı bir Ermeni ailesi, peş peşe 9 mimar yetiştirmiş; 18 ve
19. asırda İstanbul ve çevresinde saray, cami, kilise, yalı, köşk, kışla,
mektep, hastane, kule, sebil, çeşme, bend, tiyatro gibi nice binalara imzasını
atmıştır. Bu aile, Avrupaî üslûbu, şark süsleme tarzı ile birleştirerek
kendilerine mahsus bir mimari stil meydana getirmiştir. Nesilden nesile
aktarılan bilgi müktesebatı ve tecrübe yanında, devamlı kendilerini yenilemeyi
ve unutturmamayı becermişlerdir.
Columbia Üniversitesi araştırmacısı Mouradian, El Bab'taki toplama kampını kaleme aldı
Bundan tam 101 yıl önce El-Bab kasabası yakınlarındaki
bir toplama kampına varan Hovhannes Khacherian ile oraya getirilen diğer
Ermenilerin çektiği çilelerini, kayıplarını ve direnişini anlatan makale şöyle:
"İlk tehcir ve katliam dalgasından kurtulan Ermeniler, Halep'in
kuzeydoğusundaki El-Bab'a Mayıs 1915 gibi erken bir vakitte vardılar.
Yetkililer tarafından kurulan bu toplama kampı en büyük kamplardan biriydi:
Çöle yapılan sürgünlerin başlıca geçit noktası olan kampa, aktif olduğu
1915-1916 yılları arasında yüz binlerce insan kapatıldı. 21 Temmuz'a
gelindiğinde çoğunluğu Zeytun, Maraş, Haçin ve civar köylerden yola çıkarılmış
1466 sürgün El-Bab'a yerleştirilmişti. Sonbaharın ilk yağmurlarıyla birlikte
kamp sefalete sürüklenmeye başladı. Killi bir arazi üzerinde bulunan El-Bab bir
bataklığa dönüşmüştü; zemin yağmuru ememiyordu. Soykırımdan kurtulanlardan biri
olan ve yolu El-Bab'tan geçmiş Hagop Seropian anılarında şöyle yazmıştı: “Uçsuz
bucaksız bir alanda bulunan Ermeni sürgünlerin kampı gözlerimizin önünde
belirmişti. Durum kelimelerle anlatılacak gibi değildi. Gece yağan yağmur kampı
göle çevirmişti. Su insanların dizine kadar geliyordu, tüm eşyaları suya
batmıştı. İçlerinde hiçbir enerji kalmamış olan insanlar pisliğin, balçığın,
açlığın ve hastalığın içinde kıpırdamadan duruyorlardı... Geceki yağmur ve
fırtına yüzünden çökmüş çadırların altında binlerce kişi hareket edemez halde
paçavraların üzerinde, sonsuz bir ıstırapla uzanıyordu. Ne Kızıl Haç, ne yardım
eli, ne de umut vardı...”
Profesör Tanrıöver: Kadın haklarını Ermeni kadınından öğrenmişiz
Trabzon’da “Toplumsal Cinsiyet ve Türkiye’de Kadın
Haklarının Gelişimi” konulu konferans
düzenlendi. Konferansa davetli olarak Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim
Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hülya Uğur
Tanrıöver katıldı. Tanrıöver, kadın hakları mücadelesinin Türkiye’de cumhuriyet
döneminde değil, Osmanlı döneminde Ermeni kadınların mücadeleleri ile
başladığını duyurdu.
Bir Ermeni ilahisinden kahramanlık marşına
Hayri Tunç
Hayri Tunç, bir Ermeni ezgisiyken, kahramanlık marşına
sonra ise ilahiye dönüştürülen şarkıyı yazdı: Ankara'nın Taşına Bak.Bu derleme ve değiştirilmeler arasında bir tanesi ise çok
önemli bir örnek olarak karşımızda duruyor; Ankara’nın Taşına Bak! Çok bilinen
bu “marşın” hikâyesi, bu tarz bir kültür kırımının boyutları ve şekli konusunda
çok önemli bir örnek oluşturuyor. Ezginin, Mesam kayıtlarına göre bestecisi
1968 doğumlu Ali Cihat Taşkın olarak gösterilirken, başka bir kitapta 1930’lu
yıllarda Ankara bölgesinde derlendiği ve dönemin Kültür Bakanı’nın erkek
kardeşinin eser sahibi olduğu yazılmaktadır. Bu ezginin TRT Ankara Radyosuna
girişi de 1930’lu yıllar olarak bilinmekte. İsmi değiştirilen bu ezginin
1920’li yıllarda, Ermeni Soykırımı sonrası Ankara’ya yerleşen Ermenilere ait
“Ezê herîm welate xwe” ağıdından devşirildiğini daha sonra öğreniyoruz. Yine
Varto aşiretinden olan Rakel Dink de, Hrant Dink anısına düzenlenen bir
etkinlikte Kürtçe olarak söylediği bu ezginin bir ağıt olduğunun altını
çiziyor.
Web-sergi : Türkiye, görüntülerle kimlikler MJM
Ermeni-Türk platformu REPAIR girişimiyle, Fransız-Ermeni
STK’sı Yerkir Europe ile yaptığım beş yıllık işbirliği çerçevesinde birçok kez
Türkiye’ye gitme fırsatım oldu. İstanbul’da 24 Nisan anma törenleri için ya da
Gezi Park olaylarını haber yapmak ve zaman zaman Müslümanlaştırılmış Ermeniler
olarak anılanları aramak üzere Hemşinlilere gitmek için, Dersim’de Alevi
Zazalara ve bugün bazılarının Türkiye’nin Kürt bölgesi dediği Batı
Ermenistan’da müzik topluluğu Van Project’e eşlik etmek için, SurpGiragos’ta
Paskalya ayinine katılmak veya Diyarbakır’da Ermeni ve Kürt topluluklarını
tanımak için. Her birinden anılarla ve anne tarafımın ülkesinden bizlere gelen
üzücü gündemle –sık sık- gördüğümüz Türkiye’den farklı bir Türkiye gösterdiğini
umduğum bu birkaç fotoğrafla döndüm.
İstanbul'un eskimeyen semti: Samatya
Gökhan Günay / Instagram: @corabidelikadam
İstanbul'a dair iki hayalim vardı çocukken, biri Galata
Kulesi'ne çıkıp şehre tepeden bakmak, diğeri ise 'Neşeli Günler' filmi ve
'İkinci Bahar' dizisine ev sahipliği yapmış Samatya'ya karışmak... 10 yıldır
İstanbul'da olmama ve Eminönü civarını defalarca gezmeme rağmen Galata’ya
çıkıp, Samatya'ya bir türlü gidememiştim. O gün bugünmüş diyerek yapılacaklar
listesine bir tik daha atıyorum.
Ermeni Meselesine İlişkin Üç Görüş
Mehmet Karasu
Akademi çalışanları ve üniversite öğrencileri Ermeni
meselesinde bütün sorumluluğu Türkiye’ye yükleyen ifadelerde ciddi bir şekilde
ayrışıyor; ancak ‘normalleşme ve kalıcı çözüm adımları’nı içeren görüşlerde ise
uzlaşıyorlar. Türkiye-Ermenistan arasındaki gergin ilişkilerin kökleri
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar uzanıyor ve bu süreç dönem dönem
sessizlikle, şiddet eylemleri ve normalleşme çabalarıyla yüz yılı aşkın süredir
devam ediyor.
Susan Pattie, kendilerini yani Ermenileri anlattı
“Çok
ilginç bir tarihimiz var. Çok acılar çektik ama bize ilişkin bundan çok daha
fazla şeyler de var. Kendimize özgü bir kültürümüz, dünyanın farklı
ülkelerinden insanlarla dostluklarımız da var. Onlarla olan paylaşımlarımız da
var. Simge ÇerkezoğluHakikaten, kimdir bu Ermeniler? Onlara
ilişkin neler biliyoruz… 1920’li yıllara kadar Anadolu’da yaşadıkları, daha
sonra ise tehcir mi soykırım mı yaşandığına ilişkin süregelen siyasi
tartışmalardan öte, onları ne kadar tanıyoruz.
Ermeni Soykırımı ile ilgili Çalışmalar: Akademik dogmanın tahribatları
Ayda Erbal/ Siyaset Bölümü, New York
Üniversitesi
Bu deneme sadece yalan, yarım gerçek, ihmal,
pasif susturma, bilmesinlercilik ve inkarın akademik sistemini sistematik ve
kurumsal bir biçimde desteklemeye sert bir biçimde dahil olan Türklerin değil
aynı zamanda Amerikalı iş ve devlet çıkar gruplarına yönelik çalışmada
akademisyenlerin sorumluluklarını ele alıyor. En büyük zarar,aslında-son on beş
yılda özellikle belli sayıda akademisyenin inkarcı literatürün ana ilkelerinin
kirli çamaşırlarını açığa çıkardıkları- soykırım çalışmaları alanında değil
Osmanlı ve Türk çalışmalarında verildi. Osmanlı’nın son dönemindeki soykırımları
görmezden gelen çalışma alanı, soykırımın aynı zamanda söylem olarak
normalleştiği ve böylece konuyla ilgili tam bilgisi olan ya da olmayan ya da
onların sessiz kalma stratejilerini onaylayan akademisyenler arasında yaygın
bir ahlaki anlam karmaşasına kaynak oldu.
Baron Sımpad’ın Moğolistan Seyahati
Rehan Nişanyan
Mersin’den Moğolistan’ın Cengiz Han
Havalimanı’na, İstanbul aktarmalı, yirmi küsur saatte varılabilir bugün. 13üncü yüzyılda ise Sımpad Sparabed’in Moğol başkenti Karakurum’a gidip gelişi üç
sene sürmüş. 1247’de Paperon kalesindeki
evinden (Mersin’in kuzeyinde Çandır
Kalesi) çıkıp 1250’de döndü. Kardeşi,
Kilikya Ermenistan kralı Hetum I onu Moğolistan’a elçi göndermişti. Sımpad Konstabıl (Constable veya sparabed,
yani başkomutan) Cengiz Han’ın torunlarından Güyük Han’ı kağan seçen kurultayı
izledi, hanın tahta çıkma töreninde hazır bulundu ve huzuruna çıktı. Kilikya’ya Orta Asya ile ilgili bilgiler,
resmi evraklar, imtiyazlar ve bir de Moğol hatun (խաթուն) ile döndü.
Fransa’da şok: ‘Ermeni soykırımı’ yoktur diyenlere hapis ve para cezasının önü açıldı
Fransa’da sözde ‘Ermeni soykırımı’ iddialarını inkâr
edenlerin cezalandırılmasını öngören yasa tasarısı Ulusal Meclis’te kabul
edildi. Fransa parlamentosu, “eşitlik ve vatandaşlık kanunu”nda değişiklikle
“savaş, soykırım ve insanlık suçlarının inkarı ve sıradanlaştırılması”
konusundaki cezanın kapsamının genişletilmesini onayladı.
Böylece 2012 yılında
Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği, Ermeni soykırım iddialarını inkar edenlerin
cezalandırılmasını öngören yasa, farklı bir yasa kapsamına alınarak yasalaştırılmış
oldu.
Torosyan Tarışmasında Yeni Bir Aşama
Edhem Eldem Yüzbaşı Torosyan’ın anılarının niçin uydurma
olduğu iddialarını yeniden yazdı. Ana iddiası Osmanlı Belgelerinin sahte
olması, buradan hareketle tüm anının uydurma olduğunu ileri sürüyor; Taner Akçam
ve Ayhan Aktar bu iddialara cevap veriyorlar. Onların iddiası da, yeni
araştırmalarla, Torosyan’ın anısında verilen ve yanlış olduğu zannedilen bir
çok bilginin bile doğru olduğunun açığa çıktığı ve bu yeni bilgiler ışığında
resmi tarih bilgilerinin bile düzeltilmesi gerektiği... Yani onlara göre,
“sahtelik” iddiası artık bir iddia değil bir komedi...
Basmane'deki Ermeni, Rum ve Yahudilerin tarihi mirası kayboluyor
Agora Antik Kenti, Kemeraltı Çarşısı, Rum evleri,
sinegoglar, kiliseleriyle tarihi mirasa ev sahipliği yapan Basmane'nin
zenginliği gözardı edildi. Tarihi ve kültürel bir mirasa sahip olan İzmir'in
Basmane semtinin neredeyse tamamı 1842 ve 1922 büyük İzmir yangınlarında büyük
hasar görmüş. Zamana direnen bu tarihi yapıların bir kısmı hala ayakta
dururken, bakımsızlıktan kaynaklı harabeye dönen birçok tarihi yapıyla, her
sokağı tarih kokan semtin göz ardı edilen zenginliği de giderek
kayboluyor.












