Hayri Tunç
Hayri Tunç, bir Ermeni ezgisiyken, kahramanlık marşına
sonra ise ilahiye dönüştürülen şarkıyı yazdı: Ankara'nın Taşına Bak.Bu derleme ve değiştirilmeler arasında bir tanesi ise çok
önemli bir örnek olarak karşımızda duruyor; Ankara’nın Taşına Bak! Çok bilinen
bu “marşın” hikâyesi, bu tarz bir kültür kırımının boyutları ve şekli konusunda
çok önemli bir örnek oluşturuyor. Ezginin, Mesam kayıtlarına göre bestecisi
1968 doğumlu Ali Cihat Taşkın olarak gösterilirken, başka bir kitapta 1930’lu
yıllarda Ankara bölgesinde derlendiği ve dönemin Kültür Bakanı’nın erkek
kardeşinin eser sahibi olduğu yazılmaktadır. Bu ezginin TRT Ankara Radyosuna
girişi de 1930’lu yıllar olarak bilinmekte. İsmi değiştirilen bu ezginin
1920’li yıllarda, Ermeni Soykırımı sonrası Ankara’ya yerleşen Ermenilere ait
“Ezê herîm welate xwe” ağıdından devşirildiğini daha sonra öğreniyoruz. Yine
Varto aşiretinden olan Rakel Dink de, Hrant Dink anısına düzenlenen bir
etkinlikte Kürtçe olarak söylediği bu ezginin bir ağıt olduğunun altını
çiziyor.
***
Kültür bir toplumun temelini oluşturan en önemli
etkenlerden biridir. Kültürler, birbirlerine benzeyebilir, birbirlerinden
etkilenebilir. Zaten toplumların iç içeliğinin doğal sonucudur da bu. Ancak
bazen etkileşimi aşan durumlar da olur. Bunların en başında da birlikte olan
toplumların ya da kültürlerini koruyamayan toplumların, başka toplumlara ait
kültür öğelerini alıp dezenformasyondan geçirmeleridir. Türkiye, çokça halkı ve
kültürü bir arada bulundurmasından kaynaklı olsa gerek bu dezenformasyonun en
fazla yaşandığı, kültürel soykırımın en yoğun yaşandığı ülkelerden biri.
Neredeyse Cumhuriyet tarihi ile eş zamanlı ilerleyen bu kültür kırımı en çok
-ve diğerlerine oranla ‘naif’ bir alan olan- halk ezgilerinde kendini
göstermektedir.
Osmanlı zamanı kurulan Dar’ül Elhan (Nağmeler Evi) eliyle
başlayan bu halk ezgilerini toplama, değiştirme süreci, TRT, Kültür Bakanlığı,
MEB’in katkılarıyla uzun yıllar devam etti. Özellikle Kürt illerinde, Kürtlerin
ve Ermenilerin yaşadığı bölgelerde yapılan bu “derleme” çalışmalarında binlerce
ezgi toplanmış, arşivlenmiş, değiştirilmiş ve TRT Ankara Radyosunda Yurttan
Sesler adıyla yayınlanmıştır. 1980’lere kadar gelişen bu süreçte, Kürt halk
ezgilerinden devşirilen ezgiler özellikle Kürt sanatçılara, Türkçe
söyletilmiştir.
Bu derleme ve değiştirilmeler arasında bir tanesi ise çok
önemli bir örnek olarak karşımızda duruyor; Ankara’nın Taşına Bak! Çok bilinen
bu “marşın” hikâyesi, bu tarz bir kültür kırımının boyutları ve şekli konusunda
çok önemli bir örnek oluşturuyor. Ezginin, Mesam kayıtlarına göre bestecisi
1968 doğumlu Ali Cihat Taşkın olarak gösterilirken, başka bir kitapta 1930’lu
yıllarda Ankara bölgesinde derlendiği ve dönemin Kültür Bakanı’nın erkek
kardeşinin eser sahibi olduğu yazılmaktadır. Bu ezginin TRT Ankara Radyosuna
girişi de 1930’lu yıllar olarak bilinmekte. İsmi değiştirilen bu ezginin
1920’li yıllarda, Ermeni Soykırımı sonrası Ankara’ya yerleşen Ermenilere ait
“Ezê herîm welate xwe” ağıdından devşirildiğini daha sonra öğreniyoruz. Yine
Varto aşiretinden olan Rakel Dink de, Hrant Dink anısına düzenlenen bir
etkinlikte Kürtçe olarak söylediği bu ezginin bir ağıt olduğunun altını
çiziyor.
Vatan özlemini, hasretini anlatan ezgi, tanıştığım bir
Ermeni ailenin anlatımına göre kiliselerde okunan bir ilahi. Ankara’da yaşayan
bu aile Ermeni kiliselerinde söylenen bu ilahiyi soykırım öncesinde
bildiklerini söylüyorlar. Ancak bunu şu an bir iddia olarak sizlerle
paylaşabiliyoruz.
1930’lu yıllarda ise bu sefer aynı müzik, biraz daha
farklı bir düzenleme ile Said Axa adlı Kürt sanatçının söylediği Ew milke Kurda
adlı ezgide karşımıza çıkıyor. Ezgi yine vatan sevgisi üzerine ilerliyor.
1946 yılına geldiğimizde aynı müziği Hesen Zirek adlı bir
Kürt şair ve bestecinin sözlerini yazdığı “Ey Niştiman” adlı ezgide görüyoruz.
Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılışı sonrası yazılan bu ezgide de yine vatana
duyulan hasret var.
Yıllar sonra aynı müzik bu sefer 1966 yılında çekilen
“Bir Millet Uyanıyor” adlı filmde, “Ankara’nın taşına bak” adıyla söyleniyor,
elbetteki sözlerinde bazı değişiklikler yapılmış halde. Bu sözleri yazmadan
önce, 1930’lu yıllarda yazılan sözleri yazmak gerek aslında;
“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Biz düşmanı esir aldık
Şu feleğin işine bak” olan ilk sözler, filmde bazı
değişikliklere uğramış ve;
“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Yunan Türk’ü esir almış
Şu feleğin işine bak” halini almıştır.
1970’li yıllarda ise Esin Engin adlı pop müzik sanatçısı,
sözlerde bazı değişiklikler yaparak, o güne kadar marş olarak bilinen sözleri
değiştirerek ortaya bir aşk şarkısı çıkarmıştır;
“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Aşkına ben esir oldum
Sen feleğin işine bak” haline gelen sözler, kısa bir süre
sonra Ruhi Su ve Zülfü Livaneli gibi sanatçıların söylemiyle yeniden marş
formatına dönüştürüldü.
İlk olarak Ruhi Su tarafından;
“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak” şeklinde değiştirilen sözler, kısa
bir süre sonra dönemin devrimci gençleri tarafından, siyasi sürece göre
değiştirilerek;
“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Yankee bizi esir almış
Şu düzenin işine bak” şeklini almış ve özellikle Dev-Genç
mitinglerinde ve hemen hemen yer etkinlikte söylenir hale gelmiştir.
Ancak ezginin daha da göreceği vardır; 1978 yılına
geldiğimizde aynı müzik üzerine “Biz Kuran’ın Hadimleri” adıyla sözler
yazılarak ilahi olarak, dönemin islami kesimi tarafından yaygınca söylenir.
Ermenilere ait bir ezginin bu yolculuğu, bir kültürel etkileşim
değil, kültür kırımının korkunç boyutudur aslında. Arada şunu da söylemekte
fayda var, müziğe ait Ermenice sözlerin kaydına rastlamadım ancak bu
topraklarda yaşayan Ermenilerin Kürtçe’yi de kullandıkları bilindiğinden ilk
kayıtların Kürtçe olması normal geliyor. Kültür kırımı diyorum çünkü ezginin orjinalliğini unutturmaya çalışan
bilinçli bir çaba var. Bunun dışında da kültür kırımının aslında siyasi
konjoktüre göre değiştiğinin de bir kanıtı olarak ortada duran bu yolculuk,
sistem değişmedikçe, kültür kırımlarının ısrarla devam edeceğinin de bir
kanıtıdır.
Bu yolculuğun ve değiştirilme sürecinin gösterdiği en
önemli noktalardan biri de, kendine ait olmayan kültürler üzerinden onu yok
ederek kendini var etme çabasının temelsizliği ve yıkıma muhtaç olduğudur.
.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.