[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı?
Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]
Demokrasinin faydası ne? “Halk iradesi”, “halkın çıkarı”
gibi fantezi fikirleri bir yana bırakırsan, çok basit, çok mütevazı, ama önemli
birkaç şey. Bir, iktidarın kan dökülmeden el değiştirmesini sağlar. İki,
iktidar süresini sınırlar. Üç, seçimler sayesinde iktidarı geniş kesimler
nezdinde meşru kılar.
Monarşi
Eskiden bu işler için tercih edilen model ırsî monarşi
idi. Şef ölür, yerine evladı geçer. Şansın varsa yüz yıl, üç yüz yıl rejimin
istikrarını koruyabilirsin.
O modelin de handikapları vardı. Hükümdarın evladı
olmayabilir. (8. Henry sendromu, 4. Murat sendromu) . Evladı küçük olabilir,
gay olabilir, ebleh olabilir. Evlatlar birbiriyle kavga edebilir. (Cem Sultan
sendromu). Bir başka enteresan ihtimal var üzerinde durulması gereken:
hükümdarlık süresi çok uzayabilir. Gerek Kanuni Süleyman, gerek 2. Abdülhamit
devrinin rejim krizlerine bir de bu açıdan bak, çok şey aydınlanacaktır. Eski
kadrolar iktidara kazık kakıp kemikleştikçe, kapıda bekleyenlerin gözünü hırs
büyümüş.
Avrupa monarşileri bu dertlere çareler aradılar.
İktidarın büyük payını parlamentoya ve başbakana emanet edip, monarkı bir denge
unsuru olarak korumayı denediler. Buna rağmen çoğu ülkede monarşi yürümedi.
Çünkü monark, Avrupa ülkelerine has bir dizi tarihi tesadüf sonucu, ırsî aristokrat
sınıfıyla fazlaca iç içe geçmişti. O sınıf çökünce monarşi de dayanağını
yitirdi.
Osmanlı’nın sonu
Bizde neden yürümedi sorusunu ikiye bölmek lazım. Osmanlı
hanedanı neden yürümedi, bu bir. Yerine neden başka hanedan değil cumhuriyet
tercih edildi, iki.
İlk sorunun cevabı Avrupa’dan farklıdır. Osmanlı hanedanı
hiçbir zaman ırsî bir aristokrasinin temsilcisi olmadı. Son devir Osmanlı
sadrazamlarına bak: birinin babası Eminönü’nde aktar (Âli Paşa), biri Ispartalı
eşekçi oğlu (Hüseyin Avni Paşa), ikisi kölelikten yetişme (İbrahim Edhem ve
Tunuslu Hayreddin Paşalar), biri Vefa’da kaynanasının iki katlı evinde oturur
maarif komisyonu üyesi (Sait Paşa), büyük çoğunluğu orta sınıf kökenli
memurdur. Padişahlık kurumuna karşı biriken ve 1876’dan sonra gitgide artan bir
şiddetle patlak veren tepkinin kaynağı sınıfsal değil, başka şey.
Peki nedir? Fransa’dan esen rüzgârların etkisi vardır
şüphesiz. Fransa son devir Osmanlı elitinin gerçek kıblesi idi. Orada
cumhuriyet 1871’de kuruldu, burada 1876’da Mithat Paşa vakasında mırıltısı
duyulmaya başladı. Tesadüf olabilir mi?
Öbür faktör, aksini iddia etmeye kalkma lütfen,
Abdülhamit rejiminin 33 yıllık (1876-1909) kara gölgesidir. Sovyetlerdeki
Brejnev dönemini andıran bir skleroz çağıdır: atalet, çürüme, köhneme, kol
gezer. Ardından gelen iki ihtiyar ve ürkek kardeşi – Reşat ve Vahidettin –
Osmanlı’nın iflah etmeyeceğine ilişkin genel kanıyı pekiştirmiştir. Düşün ki
1918’de Vahidettin yerine mesela 2. Mahmut kalibresinde dinamik bir padişah, ya
da son Abdülmecit’in oğlu Ömer Faruk Efendi gibi genç ve karizmatik bir modern
şahsiyet başa geçse sonuç aynı olur muydu?
… .
Yarın devam. Daha lafın başındayız.
Gönderen Sevan Nişanyan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.