Sevan Nişanyan
[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı? Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]
[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı? Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]
Dün Osmanlı hanedanının neden battığından söz ettik.
Bugün cumhuriyetle devam ediyoruz.…..
Neden cumhuriyet
Türk ve islam tarihinde kadim usul, bir hanedan eskiyince
yerine yenisinin gelmesidir. 1920-23’te neden öyle olmadı?
Üç faktör sayalım.
Birincisi gene dışarıdan, bu sefer Fransa’ya ek olarak
Almanya ve Rusya’dan esen fırtınalardır. Fransa bizim yüz yıllık modelimizdi;
Almanya savaşta kader ortağımız, Rusya 1920’lerin başında tek dostumuz. Fransa
kırk yıllık cumhuriyetti; Rusya 1917’de, Almanya 18’de monarşiyi devirip
cumhuriyet ilan ettiler. Bizde başka türlü olması çok zordu. Oysa Britanya
gölgesindeki Mısır’da, İran’da, Irak’ta, Ürdün’de yeni monarşiler denendi. Kimi
kısa sürdü, Ürdün’deki halâ yürüyor, pekalâ da sağlıklı.
İkinci faktör iç siyasi dengelerin niteliği ile ilgili
olabilir. Tam emin değilim ama, 1923’te Gazi Paşa’nın siyasi gücü henüz
padişahlık ilan etmeye yetmezdi desek çok yanılmayız sanırım. Bu demek değil ki
düşünülmedi; Ya da Arnavutluk’ta başbakanken krallık ilan eden Ahmet Zogu gibi,
yahut İran’da ekser, diktatörken şah olan assubay eskisi Rıza Pehlevi gibi,
sonradan olamazdı. Belki cesaret edilemedi.
Üçüncü faktör en önemlisidir. Gazi’nin evladı yoktu. Öyle
anlaşılıyor ki ilerde olabileceğine dair bir beklenti de yoktu. Evladın yoksa
ırsî monarşi neye yarar?
Türkiye’de cumhuriyet rejiminin sebepleri o halde neymiş?
Bir, Avrupa’nın bazı ülkelerindeki olayların etkisi. İki, siyasi liderlerin
kritik dönemeçte yeterince güçlü olmaması. Üçüncü olarak, kişisel ahvalindeki bazı
sıkıntılar. Sözünü etmeye değer başka sebep görebiliyor musun? Ben göremiyorum.
İşleyen var …
Buna karşılık Türkiye’de kurulan cumhuriyet rejimi,
demokrasilerden beklenen asgari faydayı sağlamakta yetersiz kaldı. Neydi o
fayda? En başta söylediklerimiz: iktidarın vukuatsız devrini sağlayamadı.
Süresini sınırlayamadı. Dolayısı ile meşruiyeti sağlama olamadı.
Terimlerimizi tanımlayalım. Vukuatsız, yani silah ve
kelepçe kullanmadan; ayrıca eski iktidarın adamlarını cehennemin ta dibine
kadar kovalamak zorunda kalmadan. Sınırlı, yani beş yıl, on yıl, her ne ise,
makul iktidar süresinin sonunda iktidar sahibine törenle plaket verip alkışlar
arasında evine yollamacasına. Meşru, yani eski iktidarın adamları dahil siyasi
aktörlerin kahir çoğunluğuna “e canım, sevmiyoruz mevmiyoruz ama hakkıymış”
dedirterek.
Mesela nasıl diye sorarsan, meşhur örnek ABD’dir. 228
yılda 44 defa, bir tek istisnayla (Lincoln), makul sürede ve vukuatsız değişimi
başarmışlar. Gerçi son yıllarda oğul, kardeş, eş marifetiyle iktidar uzatma
denemeleri sıklaştı; kaygı verici bir gelişmedir.
Bir o kadar etkileyici başka örnek Almanya’dır. Yetmiş
yılda sekiz başbakan değişti, ortalaması dokuz yıl eder. Hepsi süresinin
sonunda sessizce köşesine çekildi; Adenauer ve Kohl gibi direnmeyi aklından
geçireni, hafifçe kolunu büküp gönderdiler. Hepsi büyük çoğunluk tarafından
rahmetle minnetle anılıyor.
İngiltere de fena değildir. Yetmiş yılda on dört
başbakan. Gittikten sonra geri gelmeye teşebbüs eden iki tane (Churchill ve
Wilson), onlar da çok kısa sürede tasfiye edilmiş. Almanlardan farklı olarak
İngilizler eski liderleri kuyruğuna teneke bağlayıp uğurlamayı seviyor, belki
aklına yanlış fikirler gelmesin diye.
Fransa 1958’den sonra başarılı. Mitterand’ın 14 yıllık
saltanatı can sıkıcı olunca hemen müdahale edip limiti on yıla indirdiler.
İndira Gandhi’nin tökezlemesini saymazsan Hindistan da başarılı sayılır.
Çin apayrı bir model. Bir küsur milyar nüfusla demokrasi
olmaz deyip, iktidar devrini ve meşruiyeti kurumsal bir oligarşi içinde halletmeyi
deniyorlar. Mao’nun ölümünden bu yana başarılı görünüyor. Ama otuz küsur yıl
nedir ki? Hiç.
… .
Devamı yarın. Yarın bitecek, söz.
Gönderen Sevan Nişanyan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.