Alev Kılıç /AVİM Başkanı
Birinci Dünya Savaşında Anadolu Ermenilerinin de acılar
çektiği, trajediler yaşadığı Türkiye’de bilinmekte, azımsanmamakta, inkâr
edilmemektedir. 1915 yılında Doğu Anadolu’da Ermenilerin zorunlu göçe tabi
tutuldukları, bu yer değiştirme sırasında, hastalık, açlık, coğrafi ve iklim
şartları ve çetelerin saldırısı sonucu yaklaşık 300.000 kişinin hayatlarını
kaybettikleri genel kabul görmektedir. Bu sayı belirtilirken amaç sayısal
oyunlara girmek değildir. 300.000 esasen çok büyük bir sayıdır. Her can bir
kıymettir ve kaybedilen her can saygıyı ve taziye ile anılmayı hak eder. Burada
dikkat çekilmek ve yanlış yapıldığı vurgulanmak istenen, aynı dönemde, aynı
coğrafyada 500.000’in üstünde Türk-Müslüman sivil insanın da benzer şartlar
altında hayatlarını kaybettikleri vakıasıdır. (Sayın başkan Ermeniler soykırım
yaptı biz bir şey yapmadık diyen bilerek yalan söyleyen akademisyenlerin, yazarların, politikacıların varlığını
bile görmezden geliyor. Varlıklarına, koyunlarındaki, boyunlarındaki servetlere el koymak için yapılan katliamları hastalığa, iklim şartlarına, çetelere mal ederken,
devletin suçunu görmezden gelinmesini normal görüyor,inkar yok, siz de kızıl derilileri
öldürdünüz diyor. HYETERT)
Anadolu’nun yakın tarihi insanlık trajedilerine şahit
olmuştur. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası Osmanlı İmparatorluğunun
dağılması, parçalanması ve paylaşılması sürecidir. Bu sürecin hedefi Türk
halkını, birçok bölgede nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu, nesiller boyu yaşadığı
Balkanlardan, hatta batı Anadolu’dan doğuya, iç kesimlere sürmek olmuştur. Bu
değerlendirmeyi kötümser, karamsar, tek yanlı, sübjektif olarak değerlendirmek
de maalesef doğru olmayacaktır. Tarih Türk halkına, zamanın müttefik güçlerinin
nasıl bir Türkiye görmek istediklerini tevil götürmeyecek, hiçbir tereddüde yer
bırakmayacak açıklıkla, bilinçli çalışmalar ve kendi aralarında müzakereler
sonunda hazırlanan ve kabul ettirilmek istenen yazılı bir belge olarak görmek
ve anlamak fırsatını vermiştir. Bir ulusa kalıcı bir ışık tutacak olan bu belge
Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’ye kabul ettirilmek istenen Sevr Anlaşması
idi. Türk halkını infiale sevk eden ve bir ölüm kalım mücadelesine yönlendiren
bu dayatma, ulusal kurtuluş savaşı ile bertaraf edilmiş, Türkiye Cumhuriyetinin
temelleri Lozan Barış Antlaşması ile atılmıştır.
Mora isyanı ile başlayan, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı,
Balkan savaşları ile yoğunlaşan, Birinci Dünya Savaşında beş cephede savaşırken
içte Ermeni isyanı ve düşmanla işbirliği ile hızla artan çatışmalar sonucu, 5
milyondan fazla sivil Türk hayatını kaybetmiş, öldürülmüştür. Sadece 1914-1918
döneminde Ermenilerin de dahil olduğu çatışmalarda öldürülen sivil
Türk-Müslüman sayısı, arşiv kayıtlarına göre, 500.000’in üstündedir. Başta
Balkanlar ve Kafkaslar olmak üzere yerinden edilen, sürülen insan sayısı bu
sayıları katlamaktadır. Türk insanı, Türk halkı, yakın geçmişte maruz kaldığı
bu büyük insanlık suçunu unutmamıştır. Ancak unutmamak bir şey,
tarihi eşelemek, intikam hislerini galeyana getirmek,
tarihi acıları ve hesaplaşmayı günümüze taşımak farklı şeylerdir.
Türk halkı acılarını içine atmış, Cumhuriyet ile yeni bir
sayfa açmış, geleceği inşa edecek yeni bir başlangıç yapmayı benimsemiş,
savaşlar sonucu alt yapısı, ekonomik kaynakları tükenmiş, genç ve eğitimli
nüfusu telef olmuş ülkesini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı şiar edinmiştir.
Neredeyse sıfırdan başlayan bu kalkınma hamlesi büyük özverilerle ivme
kazanmış, günümüzde Türkiye dünyanın en büyük ekonomik güçlerinin temsil
edildiği G-20 oluşumunun dönem başkanlığını üstlenebilecek bir konuma
gelmiştir.
Türkiye esas itibarıyla kendi içine kapandığı, önceliği
ulusal birlik ve ekonomik gelişmeye hasrettiği bu dönemde, tarihi ön yargıların
hortlamaya başladığını geç fark edebilmiştir. Günümüzde Türkiye Cumhuriyetinin
bütünlüğünün ve istikrarının siyasi hesaplara konu olduğu, bölgesinde güç ve
söz sahibi bir konuma gelmesinin engellenmeye çalışıldığı gözlenebilmektedir.
Türkiye’nin bölgesel coğrafi konumu da yenidünya jeopolitiğinde genişlemekte,
değişmektedir. Günümüzde oluşumuna şahit olduğumuz Pasifik’ten Atlantik’e bir
Avrasya kavramında, Türkiye Batı’nın doğudaki uç noktası, karakolu olmaktan,
Avrasya’nın merkezine kaymaya, Balkanlar, Kafkaslar, İran ve Orta Asya Cumhuriyetleri
ile doğuyu batıya bağlayan bir coğrafyada merkezi konuma gelmektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk halkının bu imrenilecek
gelişme çizgisinde, enerjisini, dikkatini dağıtmaya, bu başarılı yolu üzerinde
engeller koymaya matuf girişimler de ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi Ermeni
iddialarıdır. Çok uzun bir dönem sessizlikten ve tarihi gerçekleri kabullenme
süresinden sonra, bazı Ermeni aşırı, radikal, militan çevreler soykırım
iddialarında ve Türkiye’den taleplerde bulunmaya başlamış, önce sadece bir
azınlığa ait olan bu iddia ve talepler, bazı ermeni kuruluşların terör
eylemleri ile daha geniş kitlelere ve uluslararası alana yansıtılabilmiştir.
Terörle mücadelenin çok yönlü incelendiği ve araştırıldığı günümüzde, yakın
geçmişteki bu terör eylemlerinin de mercek altına alınması, bu teröristlere
kimlerin müsamaha gösterdiğinin, bunlara nasıl kahraman muamelesi
yapılabildiğinin irdelenmesi herhalde öğretici olacaktır.
Bu girişten sonra, yazının başlığına, Ermeniler nerede
yanlış yapıyorlar’a gelelim: Birinci Dünya Savaşında Anadolu Ermenilerinin de
acılar çektiği, trajediler yaşadığı Türkiye’de bilinmekte, azımsanmamakta,
inkâr edilmemektedir. 1915 yılında Doğu Anadolu’da Ermenilerin zorunlu göçe
tabi tutuldukları, bu yer değiştirme sırasında, hastalık, açlık, coğrafi ve
iklim şartları ve çetelerin saldırısı sonucu yaklaşık 300.000 kişinin
hayatlarını kaybettikleri genel kabul görmektedir. Bu sayı belirtilirken amaç
sayısal oyunlara girmek değildir. 300.000 esasen çok büyük bir sayıdır. Her can
bir kıymettir ve kaybedilen her can saygıyı ve taziye ile anılmayı hak eder.
Burada dikkat çekilmek ve yanlış yapıldığı vurgulanmak
istenen, aynı dönemde, aynı coğrafyada 500.000’in üstünde Türk-Müslüman sivil
insanın da benzer şartlar altında hayatlarını kaybettikleri vakıasıdır. Bu
insanların akıbetini görmezden gelip, sanki sadece Ermeniler mağdur olmuş
söylemi benimsemek, Türkleri tek suçlu olarak göstermek, Türkiye’de, Türk
halkında kaçınılmaz olarak derin bir infiale neden olmaktadır. Tarihi bu şekilde
tek yanlı ve intikamcı eşelemek, kaçınılmaz olarak Türk halkının kendi
tarihine, şehitlerine sahip çıkmak, bu ölümlerin sorumlularını hatırlamak ve
karşı bir revanşizme yönelmek yolunu açmaktadır. Hiçbir ülkenin ve halkın acısı
ve ölenlerine saygısı diğerinden az değildir. Bugüne kadar sessiz kalınması
Türk halkının umursamazlığından değil, tevekkül ve alicenaplığından
kaynaklanmaktadır. Bunun aksini çağrıştıracak girişimler ve iddialar, olsa
olsa, tarihi gerçeklerin geçmişte bırakılması değil, günümüzde de düşmanlığın
ve hesaplaşmanın devamı anlamına gelmektedir.
Ermeni diasporası ve Ermenistan, sürdüre geldikleri
Türkiye ve Türk halkı aleyhtarı faaliyetin kimlere çıkar sağladığını, kimlere
zarar verdiğini yeniden değerlendirmek durumundadır. Günümüzde, ortak acıları
paylaşmaya, taziyede bulunmaya hazır olduğunu ifade eden Türkiye’nin bu
gerçekçi ve insani jesti anlaşılmalı, uzattığı el tutulmalıdır. Her iki halk
için de gelecekte kazan-kazan yolunu açacak ikili ve bölgesel işbirliğine
yönelinmesi aklın gereği olmaktadır.
Yeni bir yılın eşiğinde, büyük beklentilerin bulunduğu,
ancak bunların gerçekçi olmadığının, hatta yanlış olduğunun ortaya çıktığı 2015
yılını geride bıraktığımız ve 2016 yılına adım atmakta olduğumuz bu günlerde,
bir yeni yıl temennisi, akılcı, uzlaşıcı
bir anlayışın geleceğe ışık tutmasıdır.
4 yorum:
1918 Kasım’ında, İttihatçıların yerine göreve gelen yeni Osmanlı Hükumeti, Ermeni kayıpları ile ilgili bir komisyon kurar. Bu komisyon Mayıs 1919’da elde ettiği sonuçları açıklar. Buna göre, hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı 800,000’dir. 1928 yılında Türk Genel Kurmay Başkanlığı, Birinci Cihan Harbinde kayıplar üzerine bir kitap yayınlar. Genel Kurmayın verdiği sayılara göre, Birinci Cihan Harbi sırasında, “800.000 Ermeni ve 200.000 Rum katli ve tehcir yüzünden veya amele tabularında ölmüştür.” denir. Bu ölümlere 1918 sonrası açlık, hastalık ve katliamlar sonucu Kafkasya’da hayatlarını kaybedenler dâhil değildir. Tüm rakamlar eklendiğinde 1.000.000’un üzerinde bir kayıp sayısına ulaşılır.
http://hyetert.blogspot.com.tr/2015/10/ermeni-gailesinden-ermeni-soykrmna_20.html#more
http://serbestiyet.com/yazarlar/umit-kurt/ermeni-gailesinden-ermeni-soykirimina-giden-surec-20-635155
Halaçoğlu’nu Ermenilerin 518.301 Müslüman öldürdüğünü söylüyor.
Birinci Dünya savaşında, tarafların 68.208.171 asker ve subayı, topla, tankla, savaş gemileriyle, uçakla, makineli tüfekle ve de hardal gazıyla toplam 9.909.000 asker ve subay öldürebilmiştir. Basit bir hesapla yaklaşık 7 asker bir asker öldürebilmiştir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1
Kurtuluş savaşına gelince: 1919- 1922. Bütün cepheler dahil, muharebe meydanlarında 9167 kişi (662 subay ve 8505 er) şehit olmuştur.Aldıkları yaradan daha sonra ölenler ise 53 subay ve 1665 er'dir. Yani toplam 715’i Subay ve 10.270’i Er olmak üzere toplam 10.985 kişi şehit olmuştur.
http://www.frmtr.com/turkiye-ye-sahip-cik/350323-kurtulus-savasi-bilancosu-sayisal-askeri-kayiplarimiz.html
Osmanlı’nın I. Düny Savaşındaki kaybı ise, 325.000 ölü, 400.000 yaralı ve 250.000 kayıp olmak üzere 975.000 kişidir. Yani 7 düvel ancak 325.000 kişi öldürebilmiştir.
Türkiye 2,850,000 325,000 400,000 250,000 975,000 34.2
http://www.milligazete.com.tr/haber/Rakamlarla_Birinci_Dunya_Savasi/316461#.VTDW-yG8PGc
Bu hesaplara göre Halaçoğlu’nun nüfusunun en fazla 1.5 milyon olduğunu söylediği Ermenilerin 518. 301 Müslüman öldürmüşse bütün Ermenilerin %50’sinin silahlı olduğunu düşünürsek, demek ki Ermeniler ellerindeki basit silahlarla adam başına neredeyse bir cinayet işleyebilmişlerdir. Yani yedi düvelin yapamadığını Ermeniler yapmış. Siz karar verin kimin doğru söylediğine.
Bu sayin yazarin,
hangi gezegenden, hangi devirden, hangi cagdan gunumuze geldigi mechul. Bu makalenin insanin kanini kaynatip, tansiyon makinasinin gostergesindeki civanin bulundugu tupu kirip disariya puskurmesi kacinilmaz.
Benim bu sayin yazara bir tek tavsiyem olacak: hic vakit kaybetmeden, derhal gidip 'BIZZAT HALLEDINIZ' adli sergide sunulan belgeleri ve her sehir icin sunulan yillik nufus sayilarini inceleyiniz. Ancak o zaman bu yazdiginizin ne derece anlamsiz ve gercek disi oldugunu anlayacaksiniz. Eger bu makaledeki yalanlari uydurabilecek kadar beyin gucunuz varsa, eminim ki bu sergide sunulan matematiksel gercekleri kavrayabileceksiniz.
saygilar;
"Cografi ve iklim sartlari sonucu Kanadaya yer degistirmis Istanbullu bir Ermeni"
Bir kimse, "1915 yılında Doğu Anadolu'daki Ermenilerin zorunlu göçe tabi tutuldukları" diye bir şey söylüyor veya yazıyorsa bu "ben yalan söylüyorum, bu konuda hiç bir şey bilmiyorum" demektir. Ayıp hemde çok ayıp. Pıyasada satılan, internet sayfalarında bile bulunan sayısız belgede "zorunlu göç" diyerek basite indirgediği olayın Anadolu ve Trakya topraklarının tüm yerleşim birimlerinde gerçekleştiğini görür. Öğrenir demiyorum "görür" diyorum. Öğrenmek, bilmek başka bir şey görmek, bakmak başka. Bu kimseler resmi tarihin masalcısı olmuşlar.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.