Etyen Mahçupyan / Karar
Meclis’teki kavgalar artık kimseyi şaşırtmıyor. Türkiye
karşıtlığını meslek edinmiş yabancı yayınlar bile bu olayları haberleştirmiyor
ve ‘doğal bir durum’ olarak ele alıyorlar. Yani Türkiye’de siyasetin,
siyasetçinin ve sosyalleşme kültürünün kalibresinin bu olduğunu varsayıyorlar.
Bilinmesinde yarar var, yurt dışında yaptığımız çalışmalarda oryantalist
bakışın beslendiği zemin din değil. Müslümanların kendi dinleri yüzünden ‘geri’
kaldığını söyleyenlerin sayısı çok az ve genelde cahil bir görüş olarak
değerlendiriliyor. Ancak Müslümanların ‘geri’ bir toplumsal kültür yaratmış
olduğunu, cehalete prim verdiğini, zihinsel sığlığı aşamadığını düşünenlerin
oranı çok yüksek ve günümüzde oryantalizmin dayanağı da bu tespit.
***
Meclis’teki karşılıklı sözlü ve fiziksel saldırılar bu
yargıyı güçlendiriyor. Söz konusu kavgaların yıl içinde ortalama on çalışma
gününden birinde yaşandığına dair gözlemler, ‘konuşamama’ kültürünün Türkiye’de
ne kadar doğallaştığını ortaya koyuyor. Konuşamayan insanlardan oluşan bir
Meclis’in ve siyaset ortamının demokrasi üretemeyeceği ise aşikar… Dolayısıyla
sadece Meclis’e bakarak bile Türkiye’de demokrasi kültürünün olmadığını ve
bütün yetkileri tek elde toplayan bir önerinin nasıl yapılabildiğini anlamak
mümkün.
Geçen hafta HDP Milletvekili Garo Paylan’ın konuşması
sırasında yaşananlar bu durumun sıradan bir örneği. Paylan otoriterleşen
yönetimler konusunda geçmişten örnekler veriyor ve gayrimüslimlerin neredeyse
yok olma noktasında azalmalarını da buna bağlıyor. Mantıksal bağı kurmak zor
değil: Otoriterleşme bizim ülkemizde her zaman bağnaz bir milliyetçilikle
birlikte ortaya çıkıyor ve onunla besleniyor. Bu tür ortamların kimliksel
ayrışma ve şeytanlaştırmayı kolaylaştırması sonucu bedeli ‘öteki’ kimlikler
ödüyor.
***
Ancak konuşmanın bir yerinde, hazırun kürsüdeki kişiyi
dinlemeye tahammül edemiyor ve onu engellemek üzere sözlü sataşmalara başlıyor.
Nedeni Paylan’ın ‘soykırım’ sözcüğünü kullanması. Mealen geçmişte bu
topraklarda ‘soykırımlarla’ birçok halkın üzerine gidildiğini öne sürüyor.
Meclis’ten gelen tepkiler ilginç… Birisi “senin burada konuşman bile bu
milletin büyüklüğünü gösterir” diye bağırıyor. Anlaşılan bu kişiye göre bir
gayrimüslim ya da ‘Türk olmayan’ vatandaş da olamıyor. Bu kişiye göre bu tür kimliklerin
‘aslında’ hiç konuşmaması lazım… Meclis Başkanlığı koltuğunda oturan zat ise
“bu milletin geçmişinde soykırım yoktur” diyerek görevini yapmış oluyor.
Herhalde makamın kendisini tarihsel gerçekler hakkında kendiliğinden mücehhez
kıldığını varsayarak… Paylan’ın “soykırım denmeyecekse adını birlikte koyalım”
sözleri bile ortalığı yatıştıramıyor ve kendisine Meclis tarihinde ilk kez
çalışmalara katılmama cezası veriliyor.
***
Türkiye bunu hak etmiyor… Toplum bu noktayı çoktan geçti.
Geçmişle ilgili bugün isteyen soykırım kelimesini kullanıyor, isteyen
kullanmıyor. Bazıları da asıl gayrimüslimler soykırım yaptı diyebiliyor.
Dolayısıyla bu yaşananların soykırımla falan bir ilgisi yok. Meclis’in
konjonktürel olarak bağnaz milliyetçiliğe prim verme eğilimi ile ilgisi var.
Çünkü sonucu belirsiz bir referandum ortamındayız ve MHP fikriyatı AK Parti’yi
kuşatmış durumda. Fırsatçılığın ürettiği mahalle baskısı düşüncenin yerine
kimlikçi reaksiyonu geçiriyor…
Bütün bunların ayrıca adapla da ilgisi var. Demokrasi
önce dinleme ve çoğulculuğa hazır olma terbiyesi gerektiriyor. Bizde geçmişte
var olan ve giderek kalmayan bir haslet… Bu ülkenin geleceğini görgüsüzlüğün
millileştirilmesine rehin vermemek lazım… Oryantalistleri haklı çıkarmak ve
çocuklarımızın kurduğumuz ‘demokrasiden’ utanmasını istemiyorsak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.