Strategic Outlook Enstitüsü'nden Kafkasya Uzmanı Mehmet
Fatih Öztarsu, Milli Gazete'ye bölgenin siyasi,ekonomik ve stratejik
dengelerine yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu.
Röportaj: Abdussamet Karataş
Kafkasya, Türkiye’nin kuzeydoğusunda Karadeniz ve Hazar
denizi arasında yer alan toprakların genel adı. Avrupa ile Asya'nın sınırında
bulunması ve yeni enerji projelerinin üstünden geçiyor olması Kafkasya’nın
stratejik önemini her geçen gün artırıyor. Yakın tarihimiz boyunca uzun ve
yıkıcı savaşlara sahne olan Kafkasya, yeni bir gerginlikle gündemde.
Türkiye’nin iyi ilişkiler içinde bulunduğu iki ülke İran ve Azerbaycan arasında
İsrail üzerinden karşılıklı restleşmeler yaşanıyor.
İki ülke yetkililerinin karşılıklı
tehditleri bölgede yeni bir gerilimin fitili mi ateşleniyor sorusunu
sordururken bu gerilim üzerinden Rusya-Türkiye ve Gürcistan’ın da dahil olduğu
Kafkasya’nın genel siyasetini konunun uzmanı ile değerlendirdik. Kafkasya
konusunda önemli araştırmalarda bulunan Strategic Outlook Enstitüsü Kafkasya
Uzmanı Mehmet Fatih Öztarsu Kafkaslardaki son gelişmeler ile ilgili
sorularımızı cevapladı.
İşte o röportajımız:
İRAN’IN AZERBAYCAN SİYASETİNİN ÖZETİ: “NE SENİNLE NE
SENSİZ”
Kafkasya hemen yanıbaşımızda stratejik önemi haiz bir
bölge olarak sürekli çatışmaların merkezinde. Azerbaycan-Ermenistan arasında
uzun yıllardır süren savaşların yanısıra şimdi de İran ve Azerbaycan’ın
karşılıklı restleşmelerini okuyoruz. İran ve Azerbaycan arasındaki gerilim bölge
için gelecekte ciddi bir tehdit oluşturur mu? İki ülke arasında ilişkilerin
tarihi, siyasi ve stratejik boyutunu nasıl yorumlarsınız?
İran ve Azerbaycan bölgede birbirine kültürel olarak çok
yakın fakat siyasi olarak zaman zaman gerilimler yaşayan komşu ülkeler.
Sovyetler’in dağılmasıyla İran Azerbaycan’ı Kafkasya’da bir nüfuz istasyonu
olarak görmüş fakat zaman içinde özellikle Haydar Aliyev’in denge siyaseti
sebebiyle bu istenilen gerçekleşmemiştir. İki ülke arasında belirli aralıklarla
gerilimler yaşanır fakat üst düzey yetkililer bölgesel ortaklık temasında bir
mesaj verdiğinde ortam sakinleşir. Hatta 2000’lerin başında iki ülke için savaş
çanları çalıyordu, sonraki yıllarda casusluk olayları da yaşanmıştı. Fakat bu
gerilimleri İran’ın bölgedeki nabız yoklaması olarak okumak daha doğru olur.
Sonuç olarak Bakü’nün şimdiye kadar Tahran’ı kışkırtma
amaçlı hiçbir yaklaşımı olmamıştır. Fakat aynısını Tahran için söyleyemeyiz.
Gerek Hazar Denizi’nin paylaşımı konusunda, gerek Güney Azerbaycan konusunda gerekse
Dağlık Karabağ konusunda daima yara kaşıyıcı bir rol üstlenmiştir. Ama aynı
İran bu süreç içerisinde Azerbaycan’la ciddi ortaklıklar kurmayı da
sürdürmüştür. Azerbaycan İran için, “ne seninle, ne sensiz” gibi bir inişli
çıkışlı siyasetin parçası olmuştur.
AZERBAYCAN İSRAİL’İN ÖNEMLİ BİR ORTAĞI
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Azerbaycan
ziyareti İran’ı oldukça rahatsız etti. Bu gelişmenin hemen sonrasında İran
Cumhurbaşkanı Ruhani de Ermenistan’ı ziyaret etti ve burada sıcak bir şekilde
karşılandı. Bu restleşmeyle birlikte karşılıklı tehditler başladı. İki komşu
arasındaki bu gerilim sürecine İsrail’in etkisini nasıl okumalıyız? İsrail'in
Azerbaycan'dan beklentileri neler?
Asıl sorun, İran’ın bölge ülkelerinin iç ve dış
ilişkilerini kontrol etme isteğidir. Her ülke istediği şekilde hareket edebilir
ve ortaklık kurabilir. Bu, ne Rusya’yı ne de İran’ı ilgilendirir. Nitekim
Rusya’yı bile İran kadar agresif görmüyoruz. Rusya, üzerinde baskın olduğu
Ermenistan’ın Batı ile ilişkilerine bu şekilde tepki vermiyor.
Azerbaycan’ın önemli bir ortağı olan İsrail’le askeri ve
iktisadi konular başta olmak üzere çeşitli alanlarda ilişkileri var.
Azerbaycan’ın bölgeye hapsolmuş Ermenistan'dan farklı olması için eski bir
Sovyet ülkesi olarak kendisine yeni işbirliği alanları açması son derece önemli
görülüyor.
Tahran’ın Erivan’a verdiği destek ise, Türkiye ve
Azerbaycan’la kapalı sınırlara sahip olan Ermenistan için büyük önem
taşımaktadır. Şimdiye dek, Bakü-Ankara hattının Batı ve İsrail’e olan
yakınlığına Erivan-Moskova ittifakına destekle cevap veren İran’ın yeni dönemde
nasıl bir tutum sergileyeceği Erivan’da da hararetle tartışılıyor.
Geçtiğimiz yıl Rusya, Ermenistan, İran ve Gürcistan
dörtlüsünden yeni bir enerji hamlesi geldi. Erivan’da yapılan görüşmelerde dört
ülkenin enerji, enerji güvenliği ve bu alanda ileri düzeyli işbirliği
konularında memorandum imzalandı. İran’dan kuzeye doğru yeni bir enerji
işbirliği alanının açılacak olmasından dolayı Gürcistan da hareket halinde.
Gürcistan’ın doğalgaz ihtiyacını Azerbaycan yerine Rusya ve İran’dan
karşılaması gerektiği ilgili yaşanan tartışmalar sıcaklığını korurken, yeni
işbirliğinin Bakü tarafından nasıl karşılanacağı henüz bilinmiyor. Yeni dönemde
Ermenistan’ın birçok yönden rahatlayacağı ve İran ile Rusya hattı arasında
önemli kazanımlar elde edeceği tahmin ediliyor.
Buna karşılık İran Azerbaycan’ı şüphelendirmemek için
farklı bir enerji hamlesi oluşturdu. Aras Nehri üzerinde Khudaferin ve Gız
Galası hidroelektrik kompleksinin yapımıyla ilgili karar alındı. Bu, Ermenistan
aleyhine olabilecek çok ciddi bir projedir. Bunların Türkiye tarafından
dikkatle izlenmesi gerekiyor. İran’ın ne kadar usta bir siyaset izlediğini fark
edebiliyor muyuz? Kısacası manzara göründüğünden
çok farklı. Şu da var, uluslararası
arenada milli davalar konusunda Azerbaycan için İsrail lobilerinin, İran için
ise Ermeni lobilerinin önemi büyüktür. Bu da, ayrıca bir önemli konudur.
İRAN KARŞITI SÖYLEMLER AZERBAYCAN’IN ZARARINA
Azerbaycan’ın son Ermenistan savaşında kazandığı başarı
ve Karabağ’da kazandığı üstünlük Azerbaycanlılara oldukça özgüven kazandırmış
görünüyor. Azerbaycanlı yetkililerin “İran’ı 5’e bölme” “Haritadan silme” gibi
tehditlerinin ciddiyet payı var mı yoksa bu tehditler milli reflekslerle
verilmiş bir tepki olarak mı algılanmalı?
Nisan 2016’da gerçekleşen çatışmalarda, buna savaş da
denebilir, Ermenistan’a karşı zafer kazanan Azerbaycan, Ermeni ordusunun
moralini çökertti. Çünkü şimdiye kadar hep “Karabağ’ı basitçe kaybeden
Azerbaycan” söylemi vardı. Bu, ortadan kalktı. Bunun sağladığı özgüvenle
Karabağ konusunda daha cesur bir politika izlenebilir.
İran’ı parçalara bölme söylemini sanırım bir milletvekili
dile getirmiş. Bunu münferit bir söylem olarak algılıyorum. Bunun reel politika
ile ilgisi yoktur, nitekim analist olan Azerbaycanlı dostlarımızın büyük
çoğunluğu da bunu böyle görüyor. Bu tür söylemler, İran’ın nabız yoklama
girişimine destek verir. İran görür ki, 1990’larda Elçibey döneminde dile
getirilen yayılmacı, İran karşıtı söylemler hala devam ediyor. Bunun Bakü’ye faydası
değil zararı olur. Daha soğukkanlı yaklaşımlarla durum ifade edilebilir.
Söylendiği ortam, o anki psikoloji gibi durumları ele almak gerekiyor tabii ki.
Medyanın görevi de bu tür durumları dünyaya duyurmamaktır. Ufak ifadeler büyük
krizler çıkarabilir. İran da, bu krize ülkesinde daha fazla Azerbaycanlı
aydını, gazeteciyi ve iş adamını hapsederek cevap verir. İran’da ciddi bir
Azerbaycanlı nüfus var. Şimdi kim kârda,kim zararda?
İRAN BÖLGEDEKİ EN PRAGMATİK DEVLET
Azerbaycan’ın zarar görebileceği bir çatışmaya
Türkiye’nin de kayıtsız kalması düşünülemez. İran’la Türkiye arasındaki Suriye
ve Irak’tan kalan ‘bölge liderliği’ rekabetini düşünürsek Türkiye ve İran’ı
karşı karşıya getirip İslam ülkelerinin gücünü kırma projesi olarak okumak
fazla mı hayalperestlik olur? Bu
bağlamda Kafkaslarda büyük bir çatışmanın fitilini ateşlemek üzerine kurulu
derin bir komplodan bahsetmek mümkün müdür ?
Bunu fazla komplocu bir yaklaşım olarak görüyorum.
Türkiye ve İran’ın yüzyıllara dayanan ilişkisini temel alırsak, bugün bölgede
ne istediğimizi de görebiliriz. İki ülkenin birbiriyle karşı karşıya getirilme
durumu olduğunu sanmıyorum. Tahran’ın bölgede izlediği politikalar Ankara’ya
karşı engel oluşturuyor ya da İran, İslam devrimi ilkelerine aykırı hareket
ediyorsa, bunun altında dış güçleri aramak manasız olur. Ortada zaten bir İslam
dayanışması fikrinin olmadığının en önemli kanıtı Dağlık Karabağ’dır.
Dağlık Karabağ konusunda Ermenistan’a destek veren İran
bölgedeki en pragmatik devlet olarak ele alınmalı ve gerçekçi yaklaşımlarla
analiz yapılmalıdır. Bakın, yaptırımların kaldırılmasından sonra Ermenistan ve
İran liderleri arasında yapılan görüşmede “İran Körfezi ile Karadeniz arasında
bağlantının kurulması ve ekonomik akışın sağlanması” olarak ifade edilen sözler
çok önemlidir. İran bölgede Batı ve İsrail’e karşı, kendi siyasi ve ekonomik
çıkarlarını sağlama almak amaçlı olarak alternatif güzergahlar oluşturuyor. A
planı, Azerbaycan üzerinden bir koridor, B planı ise Ermenistan üzerinden
farklı bir koridor.
Azerbaycan’ı da önemli bir istasyon haline getirecek olan
Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru bünyesinde İran’la olan hatların en kısa zaman
içerisinde bitirilmesi çağrısı geçen yıl yapıldı.
Ermenistan ise İran için hem bölgesel dengeleri ölçme hem
de alternatif koridor olma özelliğine sahip bir ülke olarak görülmüştür. Hem
bölgesel izolasyona tabi tutulması hem de Rusya’nın vazgeçilmez bir partneri
olması dolayısıyla İran’ı kurtarıcı bir aktör olarak gören Erivan da bu konuda
oldukça aktif davranmaya çalışıyor. İki ülke ticari hacmi İran için fazla önem
taşımasa da, Ermenistan’ı kuzeye açılma sahası ve burayı Türkiye gibi
aktörlerin etkinliğini azaltan bir yer olarak görmesi pek çok ekonomik,
ulaştırma ve enerji projelerinin hızlandırılmasını sağlamıştır.
Biz bu gerçeklerden habersiz biçimde bölgeye bakıyoruz.
Dolayısıyla ortada bir çatıştırılma durumundan ziyade, satrancı daha kurnazca
oynayan bir taraf vardır. Türkiye’nin pasifliğini kendi çıkarı için
kullanabilme kabiliyeti olan bir İran’dan söz ediyoruz.
RUSYA DEVLET GÜVENLİĞİNİ KAFKASYA’DAN SAĞLIYOR
Süper güç Rusya’nın oyun kurucu olmadığı bir Kafkasya
düşünmek elbet mümkün olamaz. Binlerce insanın öldüğü Azerbaycan-Ermenistan
arasındaki çatışmalardan en karlı çıkan ülkenin, iki ülkeye de gelişmiş
silahlar satan Rusya olduğuna dair geçtiğimiz günlerde bazı analizler
yayınlandı. Rusya’nın Kafkasya’ya ilgisi sadece ticari çıkar üzerine mi
kurulu? Rusya’nın Kafkasya’da kurmak
istediği düzene yönelik nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?
Rusya’nın bölgeyle ilgili çok derin bir altyapısı var.
Bölgenin nasıl yoğrulacağını en iyi bilen ülke olarak Rusya’nın kazançlı
çıkmaması düşünülemez. Fakat bölge ülkelerinin de sorunları çözme konusunda
becerisinin gelişmesi lazım. Ben Kafkasya’da Rusya’nın her dediğini yaptırma gücünün
olduğunu düşünmüyorum. Bölge devletlerinin ve bölge halklarının da iradesi var.
Zaman zaman Rusya’nın bazı gelişmeler karşısında sessiz kaldığını, bir şey
yapamadığını görürsünüz.
Kafkasya çok dinamik bir bölgedir. Adını duymadığınız
etnik unsurları barındırır ve bölgenin geleceğini şekillendirecek olan da o
unsurların iradesidir. Rusya’nın buradaki en önemli amacı, devletin güvenliğini
bu topraklardan sağlama almasıdır. Orta Asya için de bu böyledir. Çarlık ve
Stalin döneminde buna büyük önem verilmiştir. Devlet güvenliğini bu uç
bölgelerden sağlama almışlardır ve anavatan toprağını bu şekilde koruma
refleksi gelişmiştir. O yüzden, Kafkasya’da kazanç sağlamanın ötesinde,
Rusya’nın devlet olarak hayati varlığını bu bölgelerden itibaren sağlama aldığını
bilmemiz gerekiyor öncelikle.
Türkiye olarak bölgeyi bilmesek bile, çarlığın Kars
şehrini alma sebebini ve elinde tuttuğu sürece Kars’a ne gibi yatırımlar
yaptığını bilmemiz gerekir. Rusya’nın Kars’a hangi gözle baktığını anlarsak,
Kafkasya’daki Rus etkisini de anlamaya başlarız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.