Etiketler

Zeynep Tozduman
Yazıma nereden başlayacağımı bilemiyorum. İçimde buruk bir acı. Sol yanımın neresine dokunsan kan damlıyor. Yine bir 29 Ekim geliyor… Dokunacağım her sözcük acı içersinde haykırıyor. .. Bir zamanlar Ermeniler yaşardı Van’da. Şimdi Kürtlerin yaşadığı gibi. İncitmeseydik karıncayı, yok etmeseydik Ermeni’yi, Süryani’yi, Pontus Rum’u, Ezidi’yi. Bu gün böylesi felaketler karşısında ne Müge Anlı’lar olacaktı nede diğerleri. Kürt halkının iradesi olan Ahmet Türk bir parlamenter olarak Süryani halkı şahsında Özür diledi, Amed’in belediye başkanları ve milletvekilleri Altan Tan Ermeni kardeşleriyle bir arada yaşama istemini kesin bir dille ifade edip kamuoyu ile paylaştı. Ya! Biz Türk sosyalistleri, aydınlar, insan hakları savunucuları, barışseverler olarak bu iradeyi ne zaman koyacağız.



Yazıma nereden başlayacağımı bilemiyorum. İçimde buruk bir acı. Sol yanımın neresine dokunsan kan damlıyor. Yine bir 29 Ekim geliyor… Dokunacağım her sözcük acı içersinde haykırıyor.
Geçtiğimiz hafta 22-23 Ekim 2011 günü Diyarbekir Surp Gragos Ermeni Klisesinin açılışını yazacaktım. Açılışa 200 davetli konuğun yanı sıra yurt içi ve yurt dışından gelen toplam 1000 kadar konuğun katılımıyla ilk ayinin gerçekleştirildiğini. 30 Yıl aradan sonra açılan kilisede ilk duaların Barış ve Kardeşlik adına olmasının ne kadar anlamlı olduğunu. İnsanın kendi anavatanına, çocukluk ülkesine gelmesinin ne kadar sevindirici olduğunu… Diğer yanımsa cemaati olmayan bir halka Kilise açmak ne kadar hüzün verici diye dilsiz çığlıklarla avaz avaz bağırıyordu.
Kederi ve sevinci yüreğinde yaşayan Kadim ERMENİ halkına görkemli ve sımsıcak bir karşılama töreni yapılmalı ki, birer, birer vatanlarına dönmeye bir fırsat yaratılsın. Tüm bu düşünceleri beynimde tasarlarken o kara Pazar bir anda bütün yüreğimi dağladı.23 Ekim saat 13.41’de yüreğimizin doğusu 7,2’lik bir depremle yerle bir oldu. Haber ajansları durmaksızın VAN’da yaşanan 7.2 lik depremi gündeme taşıyordu. Çaresizlik içersinde pc’nin başında duyduklarımın Yalan olduğuna inanmak istercesine sol yanım ağlıyordu.

Sözcüklerim değil alfabedeki harfler bile anlamını yitirmişti bu büyük felaket karşısında. Oysaki biliyordum yazmak direnmektir. Büyük acılara, büyük felaketlere karşıda direnmek olmazsa olmazımızdı. Biz ezilenlerin tek silahı buydu, umut ekmek ve direnmek. Ardından ırkçı ve faşist söylemlerle depremden daha büyük bir felaket karşımızda tüm çıplaklığıyla sırıtıyordu. Düşündüm, insanoğlu insanlığından nasıl bu kadar uzak olabilir.
Bütün bu yaşadıklarımız neden? Diye sorguladım. Bu ülkenin Mazlum halklarının kaderimiydi? Kederimiydi bilinmez ama. Hep acı, hep gözyaşı, hep yokluk ve hep katliam. Neden hep yüreğimizin doğusunda sistematik bir şekilde bu acılar yaşanıyor.
Doğal felaketler insanın güdümü dışında evet ama felaketin yaralarını sarmakta büyük insanlığın işidir. Depremin milliyeti yoktur. Ama soykırımların milliyeti vardır. Dünyada en bilinen soykırımlara bakacak olursak, Yahudi holocostu, Kızılderili katliamları, Aborjin katliamları, Laz, Çerkes, Boşnak, Halepçe, Dersim katliamları ve ülkemizde yaşatılan Ermeni ve Süryani soykırımı. Yine dünyadaki bütün soykırımlar hep aynı replikle yapılmıştır.
Ülke olarak yaşadığımız Van depreminde enkaz altında kalan insanlığımızın kökenine inecek olursak karşımıza Cumhuriyet denilen o sinsi canavar çıkacaktır. Irkçılık ve şovenizm tıpkı metastas gibi bütün hücrelerimize işlemiş.29 Ekim 1923’ de kurulan cumhuriyet tamda bu gün yaşadıklarımızın sonucudur diye düşünüyorum. İttihat ve teraki bir anlamda Hades hala işbaşında. Cumhuriyetle birlikte inşa edilen anayasa tek tip bir anayasadır. Tek millet, tek ırk, tek din anlayışı hâkim kılınmıştır anayasal güvenceyle. Hal böyle olunca beyaz Türk olarak nitelediğimiz Türk’leri bile kategorize edebiliriz, Sünni ve Hanefi Türk’lerden başkasına yaşam hakkı vermeyen bu anayasa faşizandır.
1,5 milyon insanın ölümüne neden olan 1915 soykırımında insanlar, doğal felaketten değil işte bu faşizan anlayışların hayata geçmesi sonucu yok oldular. Sağ kalıpta başka ülkelere nar taneleri gibi dağılanlar dışında, bu ülkede yaşamak zorunda kalanlar ise ya zorla dinleri değiştirildi, ya Kürtleştirildi, ya Türkleştirildi, yâda yozlaştırıldı. Direnenler ise gizli gizli kendi içinde yaşadılar dinlerini ve kimliklerini.1924 lozan antlaşmasındaki Azınlık hakları sözleşmesi ise sadece kâğıt üstünde yazılıydı. Sözlü ferman kutsaldı. Korku ve baskı o kadar ağırdı ki, ölenler mi? daha şanslı yoksa sağ kalıp kurtulanlar mı? Dedirten. İşte bu ahval altında kurulan Cumhuriyet katliamlar yapmaya ve Azınlık vergileri, 1942-1944 Varlık vergileri yani Ekonomik genocid, Türkçe konuş vatandaş kampanyaları,5-6 Eylül olayları,1974 Kıbrıs savaşı gibi sürekli medyanın satılmış maymunları ile kamuoyu yönlendirilip bu ülkeyi ötekine cehenneme çevirdi. Cumhuriyetin arka bahçesinde yaşatılanlar ise bu günleri doğurdu.
Onları yok ettik de bizler mutlu, mesut mu? Yaşadık bu ülkede yüzyıldır. Kanla sulanan bu topraklar kana doymamış olsa gerek ki, hala savaş hala zulüm bu coğrafyaya egemen. Bu günlerde yaşadığımız VAN depreminin tek suçlusu Cumhuriyet yani bizleriz. Bir zamanlar Ermeniler yaşardı Van’da. Şimdi Kürtlerin yaşadığı gibi.
İncitmeseydik karıncayı, yok etmeseydik Ermeni’yi, Süryani’yi, Pontus Rum’u, Ezidi’yi. Bu gün böylesi felaketler karşısında ne Müge Anlı’lar olacaktı nede diğerleri. Kürt halkının iradesi olan Ahmet Türk bir parlementer olarak Süryani halkı şahsında Özür diledi, Amed’in belediye başkanları ve milletvekilleri Altan Tan Ermeni kardeşleriyle bir arada yaşama istemini kesin bir dille ifade edip kamuoyu ile paylaştı. Ya! Biz Türk sosyalistleri, aydınlar, insan hakları savunucuları, barışseverler olarak bu iradeyi ne zaman koyacağız.
Her şeye rağmen VAN depremi bizlere şunu göstermiştir. Gün, Van halkıyla yan yana durma günü olduğunu yapılan dayanışmalarla kendini
Göstermiştir. Bu ülkede yaşayan bütün halklar sisteme rağmen Van’nın yaralarını sarmak için tek yumruk olabiliyorsa gelin çok geç olmadan hep birlikte bu savaşı durduralım. Barışın sesi olalım. Depremin yaraları zamanla sarılır ama savaşın yaraları ASLA kapanmaz.

ZEYNEP TOZDUMAN
 zeynoege [zeynoege@mynet.com]



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.