***
Armenian Architectural Heritage in Turkey
Türkiye ve Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinden
sonra gündeme,
konuşulmamış pek çok konu gelmiştir. Sıkça tartışılan
konulardan biri de, Anadolu’daki Ermeni mimari mirasının durumuyla ilgilidir.
Bu önemli ve az bilinen konuyla ilgili olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nden
Doç. Dr. Göknur Akçadağ ile konuştuk. Akçadağ konunun tarihi temelleri ve
bugünkü konumuyla ilgili oldukça önemli noktalara değiniyor. Bu konudaki az
bilinen gerçekleri ve yapılması gerekenleri Haber Ajanda okuyucuları için paylaşıyoruz.
Hocam uluslararası hukuk açısından bakıldığında Türkiye
topraklarında bulunan Ermeni tarihi ve kültürel yapılarının (anıtlarının)
hukuki statüsü nedir?
Uluslararası ilişkilerde kültür varlıklarının korunmasına
dair bazı bilgilerden önce Türkiye’nin ilgili bakanlık ve diğer kurumların
konuyla ilgili görevlerinden bahsetmek istiyorum. Ermeni tarihi yapıları da bu
statü içinde değerlendirilmektedir bütün farklı orijinlerden gelen yapılar
gibi.
Tarihi eserlerin, yapıların korunmasının devlet teminatı,
abidelerden faydalanma kuralları, eserlerin araştırılması, muhafaza edilmesi,
tamiri, restorasyonu, aslına uygun yeniden inşası ile ilgili konular Kültür ve
Turizm Bakanlığının ilgili kanunlarına göre yapılmaktadır. (Law on the
Protection of Cultural and Natural Properties, articles 32, 68) Ayrıca Avrupa
Konseyi ülkelerinin imzaladığı 19.12.1954 tarihli Avrupa Kültür Sözleşmesi ile
Arkeolojik Kültür Varlıkları’nın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (1969)
ve bu sözleşmeyi revize eden Arkeolojik Kültür Varlıklarının Korunmasına
ilişkin (1992) Avrupa Sözleşmelerine de bağlı hareket etmektedir.
Belediyenin görevleri arasında, kültür ve tabiat
varlıkları ile tarihi dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekanların
ve işlevlerinin korunmasına yönelik programları hazırlamak, bu amaçla yapılacak
uygulamalara ilişkin işlemleri yürütmekle de bulunmaktadır. Vakıflar Genel
Müdürlüğü Türkiye’de restorasyon yetkisi olan bir diğer kurumdur. “Koruma
Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEB)”, İl Özel İdareleri, Büyükşehir
Belediyeleri ve Bakanlıkça izin verilen belediyeler bünyesinde, korunması
gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarıyla ilgili işlemleri ve
uygulamaları yürütmek, denetimlerini yapmak üzere koruma, uygulama ve denetim
büroları olarak görev yapmaktadır. Ermenilere ait yapılar, bütün bu kısaca
bahsettiğim kurumların uygulamalarına göre ele alınmaktadır.
Ermeni tarihi ve kültürel yapılarının korunması,
kurtarılması ve daha fazla tahrip olmasının engellenmesi hususunda Türk
devletinin politikası nedir?
Bakanlığın veya kültür politikalarının milliyete göre
ayrım yapmadan koruma ve restorasyon yapması önemlidir. Geçmişte Türk ve
Müslümanlara ait olmayan yapılara iğreti bakan anlayışın görüldüğü süreçler,
örnekler olmuştur. Bunlar Osmanlı’yı iyi algılayamamanın ve büyük yıkılışın
etkisi ile darmadağın olmuş bir coğrafyanın sorunlarına dayanmaktadır.
Ayrıca üstüne basarak vurgulamak gerekir ki, bu anlayış
sadece gayrimüslim yapılarına veya Ermeni tarihi eserlerine dönük değildir,
eski eserlerin çoğu özellikle de dini yapıların büyük çoğunluğu yıkık dökük
kalmıştır uzunca süre. Türkiye’yi anlamak çok yönlü düşünmekten geçiyor. O
yüzden de ihmaller, korunamamış Ermeni yapıları, farklı amaca dönük kullanımda
olan yapılar, Türkiye’de bir dönemin anlayışından kaynaklanmışsa da bunu bütüne
yaymak, herkesin bu anlayışta olduğunu düşünmek haksız bir yaklaşımdır. Sorun
aynı zamanda bir kültür meselesidir. Eski eserlerin bütününe yaklaşım uzunca
süre insanların öncelikli konusu olmamıştır. Malatya’da bulunan 400 yıllık
Silahtar Kervansaray, birkaç yıl önceye kadar içine girilemeyecek kadar harap
ve moloz dolu bir yapıydı. 5 yıllık restorasyonu geçen yıl gerçekleşti şehrin
dibindeki bu devasa yapının. Koruma ve restorasyon bir maliyet konusudur. Yine
göz önünde bulundurmak gerekir ki geçmişte böyle bir maliyet ayrılamamıştır.
Bugün Türkiye’nin ayıracak gücü bulunuyor. Özellikle son on yıldır bütün tarihi
eserlerin restorasyon ve korunmasında büyük aşama kaydedilmiş, maliyet
ayrılmıştır. İlk soruda sıraladığım sorumlu kurumlar, Türkiye’deki yapıların
çoğunu restorasyon sürecine sokma çabasında olduğunu görmekteyiz. Bu süreçte
bazı Ermeni tarihi yapıların da tamamlandığını, bazılarının restorasyon
sürecine sokulduğunu görmekteyiz.
Bilgi vermek açısından, Kültür ve Turizm Bakanlığı
sitesinde 58.752 sivil mimari örnekleri, 8224 dinsel yapı olmak üzere,
Türkiye’de bulunan 94.388 eserin envanter kayıtlarına dair listeler yer
almaktadır. Bu listeler içinde kiliselerin taramasını yaparak bir özet
değerlendirme yaptım 214 sayfalık bilgiden. Listede milliyet ayrımı yapılmadan
Ermeni, Rum, Süryani vs. verilmiştir, kaç tanesinin Ermeni kaç tanesinin başka
milletlere veya cemaatlere ait olduğunu bilmek listeden mümkün olmuyor.
Bu listenin rakamsal özetine göre; 2149 adet toplam yapının
türlere göre dağılımı şöyledir:
Dinsel yapı, kilise: 1878
Antik kilise (arkeolojik sit alanı içinde olanlar, kaya
kiliseleri): 37
Cami adıyla kayıtlı kilise: 121
Kilise kalıntıları ve kilise çeşmeleri: 70
Adında “kilise” terimi bulunan bazı yapılar, kilise
kapısı, kültürel ve halk kültürü unsurları, soyut eserler, resimler, figürler,
kıyafet, mumluklar, halı, kilise motif detayı, fotoğraflar, kitabe, bordür,
mezarlar, tasvirler, heykel, sunak masası, papaz kürsüsü, haç, ayin müziği…
Anıtsal Yapılar ve Sivil Mimarlık Örneklerinin Onarımları
: Erzurum Öşvank Kilisesi Amasya Tarihi
Ermeni Kilisesi, Kars Ani Tigran Honents Kilisesi (Boyalı Kilise), Van Akdamar
Kilisesi Onarımı ve Çevre Düzenlemesi, Trabzon Sümela Manastırı, Burdur Kavaklı
Rum Kilisesi ve diğerleri… Son
restorasyon sürecine sokulan Ermeni kiliselerinden birisi, Malatya Taşhoron
Kilisesi’dir.
Peki Ermeni mimar, arkeolog ve diğer uzmanlar Türkiye’de
bulunan Ermeni tarihi yapılarının restorasyonuna katılabiliyor mu?
Milliyete göre ilgili yapının restorasyonuna katılım diye
bir uygulama olduğunu sanmıyorum. Önemli olan restorasyonun genel kurallar
çerçevesinde yapım aşamalarıdır, Türkiye’de Ermeni tarihi yapılarını veya
gayrimüslim yapılarını çalışan çok sayıda akademisyen, mimar, arkeolog ve sanat
tarihçisi var. “Türkler Türk yapısından anlar, Ermeniler Ermeni yapısından,
Rumlar Rum yapısından anlar” şeklindeki bir anlayış, yanlış olur. Önemli olan
uzmanlık alanıdır milliyetler değil. Üniversitelerde mimarlık, restorasyon ve
sanat tarihi bölümlerinde Ermeni yapılarının farklı konuları üzerine çok sayıda
tez çalışması yapılmaktadır. Tesadüf olarak
Ermeni kökenli Türk vatandaşlarının denk geldiği de olmuştur. Ellerinde
belge, bilgi olanların sürece katkıda bulunmaları şüphesiz iyi olabilir. Çünkü
bazen yapıların restorasyonunda fotoğraf, belge, bilgi arayışı olmaktadır.
Birkaç örnek için bkz. Nimet G. Korkmaz, Diyarbakır
Kiliseleri Kapsamında Surp Sargis Ermeni Kilisesi’nin Restorasyon Önerisi, YTU,
Mimarlık YL Tezi 2006; Özlem Tanış, Germir kiliseleri va Panagia “Kimisis-Tis
Theotoku” kilisesinin günümüz koşullarında değerlendirilmesi [Churchs in Germir
and the evaluation of the Panagia "Kimisis-Tis Theotoku" church in
the aspect of conditions today]; Serkan Sunay, Aksaray Güzelyurt manastır ve
kilise binaları [The monastery and church buildings of Aksaray Güzelyurt],
Doktora Tezi, Ankara Üni. SBE; Selinda Sümer, İstanbul Ortodoks Ermeni
kiliselerinde vaftiz mekanları [Baptism places of Orthodox Armenian churches in
Istanbul], Yüksek Lisans Tezi, İTÜ, SBE)
Türk kamuoyunun Ermeni eserlerin korunmasına yönelik
tavrını nasıl karşılıyorsunuz? Bu eserleri koruma adına gereken önem veriliyor
mu sizce?
Bu konunun cevabı, ikinci soru için verdiğim cevapta da
bulunmaktadır. Tarihi eserlerin korunmasına dönük anlayış bir kültür
meselesidir. Ermeni tarihi eselerinin korunması da bütün eserler gibi
önceliklidir. Ermeni eser restorasyonları Türk toplumu tarafından genelde
olumlu karşılanmakla birlikte, az bir kesimin hoşnutsuzluğu da hissedilebilir.
Bu tür yaklaşım her iki toplumda da bulunuyor, öncelikli olan genel
yaklaşımdır. Her iki toplumda da bazı kişiler yaptıkları açıklamalarla
ifrat-tefrit arasında kamplaştıran fikirler üretebiliyorlar. Bunun toplumlara ve
birbirini anlamaya faydası yok. Ermeni mimarlar konusunda da bu yaklaşım ortaya
çıkmıştı. Bazı açıklamalarda görüldüğü gibi Ermeni mimarların daha çok
önemsenmesini isteyenler ve onların bu kadar önemsenmesinden rahatsız olanlar
diye iki ayrı anlayış yanlıştır.
Geçmişte bir arada yaşamış “Anadoluluk” ortak özelliğinde
birleşen Türkler ve Ermeniler sorunlara rağmen, benzerliklerinin farkındalar.
Kültür mirasının bir parçasını oluşturan Ermeni yapılarının korunması ve
restorasyonu, kültür turizmi açısından da önemlidir. Bu topraklarla geçmişte
bağı bulunan Ermenilerin restorasyonlu kiliseleri, eserleri ziyaret
edebilmeleri bunun en güzel sonuçlarından olacaktır. Geçtiğimiz yıl Van’da
Akdamar Kilisesi’nin onarımından sonra açılıştaki görüntüler bunu ortaya koymuştu
Osmanlı’da çok ünlü Ermeni mimarların önemli sanat
eserleri oluşturduklarını görüyoruz. İstanbul’un tarihi mimari görünümü Ermeni
mimarlar tarafından oluşturulmuştur diyebilir miyiz? Bu hususta Ermeni
mimarların anahtar rolü nedir?
XIX. yüzyılda İstanbul’da yeni yapı türleri, yeni imar
alanları ve yeni mimari tasarımlar banka, kütüphane, kışla, okul ve devlet
daireleri yeni yapılarda görülmeye başlanmıştı. Giderek Batı mimari tarzında
saray ve köşkler Boğaz kıyılarına yayılmıştı. İstanbul’da ortaya çıkan
kozmopolit mimari, önceleri tepkiyle karşılanırken, zaman içinde alışılarak
kabul görmeye başlamış, gayrimüslim Osmanlı mimarlarınca da uygulanarak adeta
bir yeni üslup, bir “Türk Barok” tarzını ortaya çıkarmıştır. Gayrimüslim
ahalinin ve Levantenlerin yaşadığı bölge olan Galata ve Beyoğlu semtleri bir
eğlence ve iş merkezi olarak yapılanmaya başlamıştı yeni binalarla donanarak.
Bu yeni süreçte geleneksel mimari üslup, neo klasik ve seçmeci arayışlara
yönelmiştir. Anlattığımız bu gelişmelerin dinamikleri içerisinde diğer
mimarları ve Ermeni mimarları bir arada değerlendirmek gerekmektedir.
İmparatorluğun son 70 senesi içinde Avrupa mimarisinin
etkisi altında inşa edilmiş, Ermeni inşaat kalfası ve mimarların da sayısız
eseri vardır. Ermeni mimarlar hassa mimarları ocağının kalfa geleneğinden
geliyorlardı. 19’uncu yüzyılda bu aileler en başta Balyanlar, devletin yüksek
memur zümresi içinde yer aldılar. Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan sarayları;
valide sultanların ve Abdülmecid Han’ın yaptırdığı camiler, Valide Bendi gibi
su tesisleri ve yeni kiliseler yapılmıştı. Serveryan’ın tasarımı olan Surp
Krikor Lusavoriç Kilisesi gibi eserler ortaya çıkmıştı. Balyan ailesi,
Serveryan’ın yanı sıra, Bahçekapı’daki İş Bankası, Agopyan Hanı ve Karaköy’deki
Hovagimyan Hanı’nı yapan Levon Nafilyan da milli mimarinin öncülerin olmuştur.
Fatih Çarşamba’daki eski Darüşşafaka Lise binası da Ohannes kalfanın eseridir.
Sanat tarihçisi Osman Can, Sultan Abdülaziz Dönemi’nde inşaat sektörünün en
önde gelen müteahhidi Serkis Balyan olduğunu ve Sultan Abdülaziz’in desteği ile
“Şirket-i Nâfia-i Osmânî” adıyla imparatorluğun ilk inşaat şirketini de Serkis
Balyan’ın kurmuş olduğunu yazmıştır.
Osmanlı mimarları ve ustaları içinde değerlendirilen
Ermeni mimar ve ustalarını, bu süreçten koparmadan, milliyetçi anlayıştan
uzaklaşarak ele almanın doğru olduğunu söyleyen Mimarlık bölümünden Prof. Dr.
Afife Batur, yapıtlara Ermeni, Rum, İtalyan, Levanten vs. mimarlarının etnik
kimlikleriyle bakmadığını, mimari eserlerin kendileriyle ilgilendiğini,
Balyanlar’ın mimarisinin yerel ve geleneksel öğeler taşıdığına değinmektedir.
Dolmabahçe sarayının bunun en belirgin örneği olduğunu söylemektedir. 19.
yüzyıl’dan 20. yüzyıl’a kadar zaten müteahhit ve mimar diye bir ayrımın söz
konusu olmadığından bu kişilerin, müteahhidi oldukları işlerin aynı zamanda
tasarımcısı da olduklarını dile getirmektedir. Ermeni mimar ve kalfaların
yaptıkları önemli eserler ve İstanbul mimarisine katkıları, zaten genel kabul
görmüş bir durumdadır. İstanbul mimarisini sadece şu milliyet veya bu grubun
değiştirdiğini değiştirdiğini söylemek yanlıştır.
Osmanlı’da bir arada yaşayan toplumlar farklı dinden ve
milletten olsalar da farklılıklarıyla bir aradaydı ve toplumda yer tutmuştu.
Arşiv belgelerinden çıkartılan bilgilere göre, Beylerbeyi Sarayı yapılırken
çalışanlar ve mal alınan kişileri örneklediğimizde, binaların tam bir Osmanlı
kozmopolitliğini yansıttığını anlamak mümkündür.
Beylerbeyi Sarayı örneği üzerinden devam edecek olursak;
sarayın inşaatında kullanılacak bakır Tabako ve Bakırcı Yanko isimli
tüccarlardan temin edilmişti. Hamam ve külhan kazanları kazancı Hacı Agop’tan
satın alınmıştı, cam müteahhidi Hacı Ahmed Ağa, oyma işi ustası Oymacı Hristo
idi. Şamdan ve avizeler ile ilgili onarım, monte ve benzeri işleri Yahudi Hâyîm
usta yapmıştı. Doğrama işleri ağırlıklı olarak Ihlamur ve Gümüşsuyu’nda
atölyesi bulunan Vortik Kemhacıyan tarafından, Saray’ın ana binasının döşeme,
kiriş tavan ve ahşap bölmelerin imalatı Lazoglu Ohannes tarafından, renkli ve
mermer taklidi sıvaları somakici Kirkor ve Mayar tarafından
gerçekleştirilmişti. Taşçı Nisan ve taşçı Arakil, Eşref Hoca, Üsküdarlı taşçı
Yani gibi esnaftan taş, Hacı Kosti, Hacı Mihael, Hacı Hristo gibi bu iş koluna
hakim olan, çoğu gayrimüslim esnaftan moloz taş, neccar Halil Efendi’den ve
Marmaralı Mihael’den mermer alınmıştı. Bazı tüccarlardan hatta Amerikalı bir
tüccardan demir, Baruthaneli Dimitri, tuğlacı Toros ve Murad, Hasköy’de Şahbaz
Harman ve Mürefteli Panayot’tan kiremit ve tuğla satın alınmıştır. Moloz çıkarma
işinde Cerrâh Kasım ve Acem Aziz’in isimleri geçmektedir. Sarı köşkün
karsısındaki bahçenin tanzimi işi bahçıvanbaşı Mösyö Deroin eliyle
gerçekleştirilmişti. Tavanlarda yer alan kitabeler Hassa şairleri tarafından
kaleme alınmıştı, Saray’ın oda ve salon tavanlarındaki kitabeler dönemin ünlü
hattatlarından Abdülfettâh Efendi tarafından yazılmıştı. Bu baş döndürücü
çeşitlilikte son olarak bir Fransızı da ekleyelim: Beylerbeyi Sarayı’nın orta
ve üst kat tavanlarında sarayın ilk döneminde hayvan resimleri bulunmaktayken,
padişahın emriyle bu resimler feshedilerek 1868 yılında saray ressamı Mösyö
Mason marifetiyle gemi resimlerine dönüştürülmüştü. Böylesi bir Osmanlı çatısı
kozmopolitliğini bugün ancak New York’ta görebiliriz.
Mehmet Fatih ÖZTARSU / Haber Ajanda Dergisi Eylül 2011
http://anatoliancommonheritage.wordpress.com/2011/09/14/turkiye%E2%80%99deki-ermeni-mimarisi-ve-devletin-kanuni-duzenlemeleri/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.