Orhan Miroğlu / omiroglu@stargazete.com
Başbakan 1915’in tarihsel koşullarına atıfta bulunarak, bu koşulların Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan halklara getirdiği acıları hatırlatıyor ve bu acıları yaşamış Ermeniler’in bugün yaşayan torunlarına taziye dileğinde bulunuyor..Önyargılarla hareket edenler, daha işin başında, bu tarihi açıklamayı itibarsızlaştırmaya ve konjonktürel şartlarla, mecburiyetten yapılmış bir açıklama olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Oysa Batı’nın bir bütün olarak Ermeni sorununda, Türkiye’yi , böyle bir açıklama yapmaya zorlayacak bir tutum içinde olmadığı besbellidir. Ermeni sorunu ve Ermenilerin geçen yüzyılın başında yaşadığı acılar, Batı’yı düne göre, bugün daha fazla meşgul ediyor değildir. Ermeni diyasporası, ABD’den AB’ne varıncaya kadar, hiçbir zaman dünyadaki Yahudi diyasporasının siyasi ve entelektüel gücüne ulaşamadı. Amerikan Başkanlarının, büyük felaketin yıldönümünde ‘soykırım’ demeleri yıllarca beklenir durur. Ama bu beklenti hiçbir zaman gerçekleşmez. Bu kelimeye yüklenen tılsımlı anlamın çözümü kolaylaştıracağı düşünülür.
***
Yüzyıllık Yalnızlık adını taşıyan romanında Marguez bizi
belleğin izinden gitmeye çağırıyordu. Macondo köyünde olup bitenleri anlatarak
yapıyordu bunu.
Başbakan Erdoğan’ın 1915’le ilgili mesajı, bizi yüzyıllık
bir inkarı sona erdiren bir çağrıdır ve Türkiye’yi belleğin izinden gitmeye
davet ediyor. .
Macondo köyünde, köylüler bir sabah, belleklerinin
belirli özelliklerini kaybetmiş olarak uyanırlar.
Kendini bellek yitimi olarak gösteren salgın hastalık,
kademeli olarak ilerlemeye başlar.
Macondo köyünün sakinleri, önce çocukluk yıllarına dair
anılarını, sonra nesnelerin adlarını ve işlevlerini, daha sonra diğer
insanların kimliklerini hatırlama yeteneğini dahi unuturlar..
Derken köyün sakinlerinden biri, her zaman kullandığı
aleti tarif etmek için ‘örs’ kelimesini bulamayıp dehşete kapılan bir gümüşçü
evindeki her şeyi etiketleme işine girişir..
Başbakan Erdoğan kendi Maconda köyümüzde yaşayıp ta
zamanla unuttuğumuz acıları, Yüzyıllık Yalnızlığın roman kahramanı Jose Arkadio
Buendia’a gibi etiketlemeye devam ediyor..
Kürt sorununu, Dersim’i büyük tartışmalara ve itirazlara
rağmen etiketlemişti. Şimdi de Ermeni meselesini etiketliyor.
Dersim’den ve meclis çatısı altında özür dilenmesi bir
ilkti.
Bunun gibi, Başbakan’ın Diyarbakır’da, Kürt sorununun
varlığını kabul eden konuşması ve ortaya koyduğu çözüm iradesi de bir ilkti.
Türkiye son zamanlarda hak etmediği biçimde yanlış
tanındı ve yanlış tanıtıldı.
Kimileri,işi Lahey Adalet Divanında yargılanması gereken
bir Başbakan ve bir ülke algısına kadar vardırdılar. Batı’nın en ünlü
kalemleri, hiçbir somut delil ortaya koyamadan, Esat’ın kullandığı kimyasal
silahlardan ve katliamlardan bile Türkiye’yi sorumlu tuttular.
İşte tam da böyle bir dönemde, Başbakan 1915’in tarihsel
koşullarına atıfta bulunarak, bu koşulların Osmanlı İmparatorluğu içinde
yaşayan halklara getirdiği acıları hatırlatıyor
ve bu acıları yaşamış Ermeniler’in bugün yaşayan torunlarına taziye
dileğinde bulunuyor..
Önyargılarla hareket edenler, daha işin başında, bu tarihi açıklamayı
itibarsızlaştırmaya ve konjonktürel şartlarla, mecburiyetten yapılmış bir
açıklama olduğunu göstermeye çalışıyorlar.
Oysa Batı’nın bir bütün olarak Ermeni sorununda, Türkiye’yi
, böyle bir açıklama yapmaya zorlayacak
bir tutum içinde olmadığı besbellidir. Ermeni sorunu ve Ermenilerin
geçen yüzyılın başında yaşadığı acılar, Batı’yı düne göre, bugün daha fazla meşgul ediyor değildir. Ermeni
diyasporası, ABD’den AB’ne varıncaya kadar, hiçbir zaman dünyadaki Yahudi
diyasporasının siyasi ve entelektüel gücüne ulaşamadı. Amerikan Başkanlarının,
büyük felaketin yıldönümünde ‘soykırım’ demeleri yıllarca beklenir durur. Ama
bu beklenti hiçbir zaman gerçekleşmez. Bu kelimeye yüklenen tılsımlı anlamın
çözümü kolaylaştıracağı düşünülür. Oysa çözüm büyük felaketleri yaşamış
halkların birbirleriyle diyaloglarında ve hakikati yeniden tanımlama
yeteneklerindedir. Halkları adeta tutsak etmiş, ‘Yüzyıllık Yalnızlıklar’ ve
düşmanlıklar ancak böyle sona erebilir.
Başka bir mucize ve başka bir irade aramak boşunadır.
Kürt sorunu dediğimiz sorunu yaratan Kemalistlerdi.
Ermeni sorununu, İttihatçılara borçluyuz.
Türkiye muhafazakar-demokrat bir iktidarın doğru
tercihleri ve bu tercihlerin arkasında duran muhafazakar değerlere bağlı bir
toplumun siyasi desteğiyle hem Kürt sorununda hem Ermeni sorununda makbul bir
yerde durmayı başardı.
Ama seküler-laik kesim; siyasi partileri, aydınları,
sanatçıları ve sivil toplumuyla; bazılarının düşündüğü gibi bu değişim ve
yüzleşme politikalarını kolaylaştıran bir yerde değil, zorlaştıran bir yerde
duruyor. Bütün meselesi Erdoğan olan bir camianın, hata üstüne hata yapmaktan
kurtulması mümkün değildir.
Gerçek şu ki, Başbakan, tarihi siyasi kullanım alanına sokmuyor.
Tam tersine Ermeni sorununda geleneksel inkar politikalarına nokta koyarak,
toplumun bu konularda benimsediği önyargıları alt üst ediyor ve Ermeni
sorununda bundan sonra yaşanacak tartışmaları özgürleştiriyor.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı için ismi en çok geçen bir
liderin, üstelik aday olduğu takdirde, 1915’le ilgili olarak hassasiyetlerini
koruyan milliyetçilerden de oy beklemesi doğal olan bir liderin, seçime dört ay
kala attığı bu tarihi adım sanırım ancak
siyasi cesaret ve basiretle, hakikate bağlılık ve vicdani
berraklıkla açıklanabilir.
http://haber.stargazete.com/yazar/ermeniler-macondo-koyu-ve-yuzyillik-yalnizliklar/yazi-876083
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.