Nesrin Yılmaz / İnternethaber-Ankara
Meclis tarihinin ilk ve tek Hristiyan milletvekili HDP'li
Erol Dora internethaber.com'a konuştu. Meclis'e girmesinin Abdullah Öcalan'ın
fikri olduğunu söyleyen Erol Dora, Süryani bir vekilin Meclis'te olmasının
Süryani halkı için büyük bir özgüven olduğunu söyledi… Bizim partimizde parti
meclisimizde 3 tane Ermeni var, bunlardan biri MYK'da, 3 tane Süryani var,
Alevi var, Laz, Çerkez, Ezidi, bütün etnik kökenden insanlar var. Önümüzdeki
dönemde artık Meclis'te, Ermenileri, Ezidileri, Süryanileri, Lazları, Çerkezleri
göreceğiz. Bana göre diğer partilerin de Halkların Demokratik Partisi'ni örnek
almaları gerekiyor. Bu olmalı ki, bugün Türkiye'de bir Ermeni kalkıp "ben
dışlanıyorum" demesin. Çünkü, insanlar somut anlamda siyasete
girdiklerinde kendilerini daha özgür hissedeceklerdir. Çünkü orada kendisi de
karar alma mekanizmalarına katılıyor.
***
Meclis tarihinin ilk ve tek Hristiyan milletvekili HDP'li
Erol Dora internethaber.com'a konuştu. Meclis'e girmesinin Abdullah Öcalan'ın
fikri olduğunu söyleyen Erol Dora, Süryani bir vekilin Meclis'te olmasının
Süryani halkı için büyük bir özgüven olduğunu söyledi. Şimdiye kadar olumsuz
bir tepki almadığını belirten Dora, bir dahaki dönem partilerinde
"gayrımüslim" sayısının artacağını söyledi.
Seçim barajının kendileri için bir anlam ifade etmediğini
belirten Dora, barajı yerle bir edeceklerini ifade etti.
İşte, HDP Mardin milletvekili Erol Dora'nın
internethaber.com'dan Nesrin Yılmaz'la yaptığı röportaj:
Siz Meclis'teki tek gayrımüslim vekilsiniz ve Meclis
tarihindeki ilk Hristiyan vekilsiniz, nasıl dahil edildiniz Meclis'e?
MECLİS'TE OLMAM SAYIN ÖCALAN'IN FİKRİYDİ
2011 seçimleri adaylık sürecinde adaylığa başvuru için
çok az bir süre kala Barış ve Demokrasi Partisi'nden beni aradılar, Sayın
Demirtaş o zaman yine Eş Genel Başkanımızdı, benimle görüşeceğini söylediler,
kendisi benimle görüştü ve bir Süryani vatandaşı vekil yapıp Meclis'e göndermek
istediklerini söylediler.
Bir Süryani'nin Meclis'te olması fikri Sayın Öcalan
tarafından ortaya konmuştu. Daha sonra,i muhtelif Süryani kurum ve kuruluşlarıyla,
hem Diasporada hem de Türkiye'de iletişim kuruldu. O zaman Sayın Selahattin
Demirtaş benimle görüştüğünde benim ismimin ön plana çıktığını söyledi,
"garanti seçileceğiniz bir yerden sizi aday göstererek sizi Meclis'e
göndereceğiz, ne diyorsunuz" diye bana sordu; ben zaten, siyaseti amatör
olarak takip ediyordum, özellikle Kürt politikasını ve basınını yakından
izliyordum.
Aynı zamanda avukatlık da yaptığım için mesleğim
dolayısıyla sosyal bilimlerle ilişki içerisindeydim. Süryani olmam, Hristiyan
olmam da bu konularda merakımın uyanmasına neden oluyordu. Teklifi çok ciddi
görünce, özellikle Sayın Öcalan tarafından böyle bir kararın alınmış olması benim
için önemliydi, karakterim gereği ve siyasi düşüncelerim çerçevesinde evet
dedim. Bu şekilde Mardin'den aday oldum.
CUMHURİYET TARİHİNDE İLK SÜRYANİ-HRİSTİYAN VEKİL SEÇİLDİM
Biliyorsunuz 2011 seçimlerinde yüzde 10 barajı yüzünden
Özgürlük ve Demokrasi Bloğu olarak seçime girdik, Mardin'den 3 adaydık, ben,
Ahmet Türk ve Gülser Yıldırım. Aday olduktan sonra da Mardin'de partimiz tarafından
yapılan seçim çalışmaları doğrultusunda 52.500 civarında bir oyla Cumhuriyet
tarihi boyunca ilk defa bir Süryani-Hristiyan vatandaş, Sayın Öcalan ve
Kürtlerin ortak kararıyla Meclis'e girmiş oldu.
TARİHSEL BİR SORUMLULUK OLARAK ALGILADIM
Böyle bir karar alınınca "hangi Süryani'yi aday
yapalım" diye bir araştırma yapılmış, beni fazla tanımıyorlardı, Hasip
Kaplan benim eski büro ortağımdır, 5 sene aynı büroyu paylaştık, dolayısıyla
Hasip Bey beni iyi tanıyordu. Bana böyle bir teklif yapılınca aynı gün karar
verdim; Sayın Öcalan'ın bir Süryani'nin milletvekili olmasını istediğini
basından izlemiştim, Selahattin Başkan İstanbul'a gelip benimle görüşünce ve
muhakkak seçileceğim bir yerden konulacağımı söyledi. Teklifin çok ciddi
olduğunu gördüm ve bunu tarihsel bir sorumluluk olarak algıladım.
HAYIR DEMEM MÜMKÜN DEĞİLDİ
Menderes zamanında Ermeni ve Rum milletvekilleri vardı,
Tansu Çiller zamanında bir Yahudi milletvekili vardı, Cumhuriyet tarihi boyunca
hiç Süryani bir vekil olmamıştı. Teklifi ciddi görünce hayır demem mümkün
değildi. Çok güzel tepkiler aldım, basın çok ilgi gösterdi, Kürtler içerisinde
de çok büyük mutluluk yarattı. Çünkü biz Kürtlerle, hem Suriye'de, hem Irak'ta,
hem Türkiye'de, hem Irak ve İran'da komşu olarak yaşıyoruz.
Dışarıdan ya da içinde bulunduğunuz hareketten hiç tepki
geldi mi?
Biz 2011 seçimlerinde Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu
olarak seçimlere girdik. Hristiyan olarak sadece ben vardım ama Sırrı Süreyya
Önder, Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel gibi, Türklerden de adaylarımız vardı,
Alevi arkadaşlarımız vardı. Amaç Türkiye'deki bütün halkları kapsamaktı. Fakat
bir Hristiyan'ın adaylığı hem bizim halkımız için hem de Kürtler için daha ilgi
çekiciydi.
Meclisteki tek gayrımüslim vekil sizsiniz, Meclis'te
bununla ilgili bir eksiklik görüyor musunuz?
PARTİ MECLİSİMİZDE HER KESİMDEN İNSAN VAR
Halkların Demokratik Partisi'ni kurmamızın amacı, Ulus
Devlet paradigması doğrultusunda "tekçilik" üzerine homojen bir
toplum oluşturulmaya çalışılması doğrultusunda diğer bütün farklılıklar
dışlanmasına engel olmaktı. Ermeniler, Süryaniler, Lazlar, Çerkezler, Romanlar,
Ezidileri Aleviler... Hem inançsal bağlamda hem etnik bağlamda diğer bütün
halklar asimile edilmeye çalışıldı. Bizim amacımız Türkiye'deki bütün halklarla
birlikte siyaset yapmaktı, onun için Halkların Demokratik Kongresi oluşturuldu
ve bu kongrede hem etnik bağlamda hem de inançsal bağlamda bütün halklar yer
alıyorlar.
Bu proje Sayın Öcalan tarafından ortaya atılmış bir
paradigmadır. Yani Ulus Devlet paradigmasının vatandaşlara, mutluluk, özgürlük,
eşitlik getirmediği, dolayısıyla bunun değişmesi gerektiği ortaya çıktı. Bunun
değişmesinin yolu olarak demokratik ulus paradigması yeni bir modeldi.
Bizim politikamız, herkesin kendi kimliğiyle, rengiyle,
ana diliyle, inancıyla, özgürce bu oluşumun içinde yer alacağı ve hiçbir halkın
birbirine üstün olmayacağı bir çağdaş demokratik cumhuriyetin inşaasına yönelik
bir politikadır.
YENİ BİR YAŞAM VADEDİYORUZ
Şu an bizim parti meclisimizde ne kadar inançsal ve etnik
farklılık varsa her kesimden insan var. Bu, bizim konseptimizi gösteren bir
olgudur. Aynı zamanda bunun somut yaşamsal durumunu şu anda Rojava'da
görebiliriz. Rojava'da demokratik ulus paradigması doğrultusunda demokratik
özerklik oluşturulmuştur. Örneğin; orada Cizire kantonu, Efrin kantonu ve
Kobani kantonu var. Demokratik ulusun ne demek olduğunu anlatabilmek için şöyle
bir örnek vereyim; Cizre kantonunda kanton eşbaşkanlarından biri Araptır,
diğeri bir Kürttür, Başbakan bir Kürttür, Başbakan Yardımcısı Süryanidir, İnsan
Hakları Başkanı Süryanidir, Ermeniler, Aleviler var.
Orada herkes kendi kimliğyle görevini yapar. Mesela orada
Başbakan Yardımcısının boynunda haç vardır, kimse kültürel hiçbir şeyini
saklama gereği duymaz ve hiçbir halk diğerinden üstün değildir. Bütün halklar
orada kurucu öznedir.
HERKESİN PARTİSİYİZ
Biz de Halkların Demokratik Partisi olarak bu çerçevede
hareket ediyoruz. Bu Türkiyelileşmekle ilgili bir projedir, amacımız yalnız
Kürt bölgesinden oy almak değildir, projemiz gereğince, Laz, Çerkez, Alevi,
Roman, Boşnak kim olursa olsun herkesin partisiyiz. Dolayısıyla biz, Trakya'dan
da, Karadeniz'den de, Orta Anadolu'dan da oy almalıyız. Biz Türkiye'deki
vatandaşlarımıza yeni bir yaşam vaad ediyoruz.
Meclis'ten beklediğiniz bir şey var mı, hiç zorlukla
karşılaştınız mı?
MECLİSTE HİÇBİR PSİKOLOJİK BASKIYLA KARŞILAŞMADIM
"Ben Hristiyanım, Mecliste bütün partilerden
vekiller beni tanıyor, hiçbir partiden olumsuz tepki almadım, psikolojik olarak
hiçbir zorluk yaşamadım, hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmadım, ilgiyle
karşılandım. Bu anlamda negatif bir şey söyleyemem, parti içinde de arkadaşlar
tarafından çok teveccüh, saygı ve sevgi dışında bir şey görmüş değilim.
Siz şu anda Meclis'te teksiniz, önümüzdeki dönem bu sayı
hem partinizde hem de meclis genelinde artar mı, ne düşünüyorsunuz?
DİĞER PARTİLER BİZİ ÖRNEK ALMALI
Bizim partimizde parti meclisimizde 3 tane Ermeni var,
bunlardan biri MYK'da, 3 tane Süryani var, Alevi var, Laz, Çerkez, Ezidi, bütün
etnik kökenden insanlar var. Önümüzdeki dönemde artık Meclis'te, Ermenileri,
Ezidileri, Süryanileri, Lazları, Çerkezleri göreceğiz. Bana göre diğer
partilerin de Halkların Demokratik Partisi'ni örnek almaları gerekiyor. Bu
olmalı ki, bugün Türkiye'de bir Ermeni kalkıp "ben dışlanıyorum"
demesin. Çünkü, insanlar somut anlamda siyasete girdiklerinde kendilerini daha
özgür hissedeceklerdir. Çünkü orada kendisi de karar alma mekanizmalarına
katılıyor.
Bugün Türkiye'de en yüksek yer halkın iradesiyle seçilmiş
parlamentodur, şu anda ben o 550 kişiden biriyim. Bu durum bende ve Süryani
halkında ve diğer insanlarda da çok önemli pozitif gelişmelere vesile olmuştur.
Aynı zamanda halklar arasındaki ilişkilerin daha da sıcaklaşmasına vesile de
olmaktadır. Mesele şu anda Kürt ve Süryani halkı arasında ilişkiler çok daha
sıcaktır.
HDP seçimlere parti olarak girme kararı aldı, daha önceki
seçimlere bakıldığında oy oranı hep yüzde 10'un altında, HDP "neyine
güvenerek" parlamento dışında kalma riskini göze alabiliyor?
İLKELERİMİZE GÜVENİYORUZ
Biz, ilkelerimize güveniyoruz. Türkiye'de ilk defa 76
milyonunun iradesini dikkate alan bir parti olduğumuzdan dolayı savunduğumuz
evrensel ve aydınlanmacı değerlere güveniyoruz. Türkiye'de şu anda demokratik
özgürlükçü bir laiklik yok, biz demokratik özgürlükçü bir laikliği savunuyoruz.
Örneğin, Alevilerin inanç ve ibadet yerlerini biz tanımlayamayız, bu Alevilerin
konusudur, onların özgürlüğüdür, bunu müzakere etmek bile abesle iştigaldir
çünkü bu temel bir hak ve özgürlüktür diyoruz. Bütün anadillerde eğitimin
özgürleşmesi bizim amacımız.
HERKES KENDİSİ İÇİN KAYGILANSIN
Sünni İslama diğer inançlardan daha farklı bir hak
tanınmasını kabul etmiyoruz. Hristiyanlara da, Ezidilere de aynı hakların
tanınmasını istiyoruz. Örneğin şu an Ezidilerin kimliklerinde din hanesine X
konuyor. Kimliklerde din hanesinin olması aslında Anayasamız da aykırıdır,
Anayasa bunun için; "Kimse inancını beyan etmek zorunda değildir"
der. Şu anda kimlikteki din hanesine istemeyen yazdırmıyor ama yazdırmayınca
daha kötü, din hanesinin de olmaması gerekir. Biz Türkiye'de hiçbir halkı başka
bir halktan üstün tanımıyoruz, bütün halkları eşit olarak kabul eden bir
partiyiz.
BARAJ AŞMA KONUSUNU GÜNDEMİMİZDEN ÇIKARDIK
Biz, yüzde 10 barajını çok kolaylıkla aşabileceğimize
inanıyoruz. İnancımız, savunduğumuz ilkelerden geliyor. Halk bize bu teveccühü
gösterecektir, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birçok propogandasal açıdan
negatif durumlarla karşılaşmamıza rağmen yüzde 9.8 oy aldık. Biz barajı aşma
konusunu gündemimizden çıkarmış bulunmaktayız, kaygılanmanın boşa harcanmış
düşünceler olduğunu biliyoruz. Kimse bizim için kaygılanmasın kendisi için
kaygılansın. Çünkü Türkiye'de esas muhalefet biziz.
Bülent Arınç geçenlerde baraj üzerinden partinize
yüklendi, ne diyeceksiniz?
BARAJI YERLE BİR EDECEĞİZ
Bu, bizim ilkelerimizin Türkiye'yi demokratik anlamda ne
kadar dönüştüreceğinin bir göstergesidir. Demek ki onlarda da bir takım
kaygılar yaratmış. Aldığımız oylar ve seçmenlerimiz konusunda olumsuz ve
demokratik zihniyetle bağdaşmayan açıklamalar yapılmaktadır. Yüzde 10 barajı
kaldırılmadığına göre, bu barajı yıkıp geçme görevinin tarihsel olarak bize
verildiğine inanıyoruz. Dolayısıyla bu barajı yerle bir edip demokratik bir
cumhuriyetin inşaasına doğru muhalefet etmek üzere demokratik mücadelemizi
sürdüreceğiz.
Oy oranınız için bir tahmininiz var mı?
Yüzde 10 barajını aşacağız ama net bir rakam veremem.
Yüzde 11 mi olur, 13 mü, 14 mü olur o biraz da bizim çalışmamıza,
performansımıza bağlı. Halka ilkelerimizi ve proğramımızı anlatabilirsek barajı
aşmamızda hiçbir engel yoktur, bizim için baraj konusu anlamını yitirmiştir.
Çözüm süreci ne aşamada sizce, Mart'ta o merakla beklenen
çağrı yapılabilecek noktaya gelinecek mi?
2013 Nevroz'unda Diyarbakır'da Sayın Öcalan tarafından
bir deklarasyon yayınlandı. Artık silahların miadını doldurduğu, demokratik
siyasetin, ideolojilerin ve fikirlerin ön plana alınarak demokratik siyasetin
ön plana alınması gerektiği noktasında dünyaya bir çağrı yaptı ve sonrasında da
bir ateşkes ilan etti, bu ateşkes bugüne kadar da devam etti. Bu Türkiye
açısından çok önemlidir, bazıları "çözüm süreci ne getirdi" diye
soruyor; insanların ölmemesi kadar güzel bir şey var mıdır.
Yaklaşık 20 aydır Sayın Öcalan'la bir diyalog
sürdürülmekteydi. Bu demokratik çözüm ve barış sürecinin müzakere sürecine
evrilmesi noktasında beklentilerimiz var.
Paris'te yaşanan katliam tüm dünyayı ayağa kaldırdı. Bu
saldırı için ne söylemek istersiniz?
3 KÜRT KADININ KATİLİ BULUNSAYDI CHARLİE HEBDO SALDIRISI
OLMAZDI
2013 tarihinde Fransa'da 3 Kürt kadın bu şekilde
öldürüldü ve Fransa, Avrupanın kalbi denilen bir yerde bunların faillerini
ortaya çıkaramadı. Eğer o zaman bu kadınları öldüren failler yakalanıp yargı
önüne çıkarılmış olsaydı bugün bu olay da olmayacaktı. Charlie Hebdo dergisi
çalışanlarına yapılan bu saldırıyı kınıyorum, çağdışı bir saldırıdır, kabul
edilebilir değildir. Allah adına, din adına bu tür saldırıların yapılması
insanlıkla bağdaşmamaktadır. Kimse Allah'ın avukatlığına soyunamaz.
Erol Dora Kimdir?
BİYOGRAFİSİ VE TÜM HABERLERİ İÇİN TIKLAYINIZ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.