Prof. Dr. Yılmaz Kurt / Yazar / info@adanamedya.com
Öncelikle şunu belirtelim ki 1564 yılında eyaletin adı
Diyarbekir; şehrin ve kazanın adı Amid (Amed) idi. Surları çevreleyen kara
taşlardan dolayı şehre Kara Amid de denilmekteydi. Amid şehir merkezinde ilk mahalle 93 vergi
nüfusuna sahip olan Cami-i Kebir yani Ulu Cami Mahallesi idi. Sonra 36 vergi
nüfusu olan Şeyh Cafer ( = Yiğit Ahmed) Mahallesi kayıtlı idi. Geçtiğimiz
günlerde acımasızca yakılan Kurşunlu Cami diye bilinen Fatih Paşa Camii ise
aynı adı taşıyan mahallede bulunmaktaydı. Toplam 80 mahalle ve mahzende 6.572 vergi mükellefi yetişkin erkek nüfus
yaşamaktaydı. Söz konusu 6.572 kişinin 4.268’i ise ( % 65) (Ermeni, Süryani,
Rum, Yahudi olmak üzere) Gayrımüslimlerden oluşmaktaydı. Müslüman nüfus ise
2.284 kişi olarak tespit olunmaktadır (% 35). İşte 1564 yılında Amid’in gerçeği budur.
***
Diyarbakır, 16 kültür katmanına sahip kadîm bir şehir.
İpekyolu’nun önemli bir durağı. Bu yüzden şehrin etrafı dev surlarla
çevrilmişti. Şimdi tarihi surlarla çevrili kadim Diyarbekir şehrine bu
surlardan dolayı Sur İlçesi veya kısaca Sur deniliyor.
Sur adı verilen tarihi Diyarbekir şehri aylardan beri
tarihi surlarıyla, tarihi eserleriyle değil sokaklarına kazılan hendeklerle,
kanla, terörle anılıyor.
Kendilerini Kürtlerin temsilcisi olarak gören bir grup
şimdi sokaklarda “öz yönetim” adı altında polise ve askere karşı silahlı direniş
peşinde. Dağlarda barınamayan PKK’lı teröristler de şehre inmiş ve hendeklerde
devlet güvenlik görevlilerine kurşun sıkıyor, tuzak kuruyor.
Devlete kafa tutan çoğu gençlerden ve hatta çocuk
sayılabilecek kimselerden oluşan bu grup ne istiyor? “Diyarbakır Kürttür ve
Kürtlerce yönetilmelidir”. Diyarbakır
gerçekten Kürt müdür? Ne zamandan beri Kürttür? Kürtlerin tamamı PKK gibi
gerçekten Türkiye Cumhuriyetinden kopmak ve “özyönetim” adı altında bağımsız mı
olmak istiyorlar?
Öncelikle iddianın tarihsel zemini yoktur. Diyarbakır
şehir merkezindeki demografik tablo 1915’lerde zorunlu göç ile oluşmuş ve 1985
sonrasındaki göçlerle şekillenmiştir. Ayrıca Kürtler üzerindeki maddi- manevi
baskı ve tehditler sebebiyle Kürt halkının ne istediğini tam olarak belirlemek
de çok zordur.
Diyarbakır tarihin hiçbir döneminde bir Kürt şehri olarak
anılmamıştır. Artuklu olmuştur, Akkoyunlu olmuştur, Karakoyunlu olmuştur,
Osmanlı olmuştur, ama hiçbir zaman Kürt olmamıştır.
İşte Diyarbakır’ın tapusu gibi sapa sağlam önümüzde duran
1564 tarihli Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri.
155 numaralı bu Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri,
Ankara’da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunuyor. Defter Kanunî
döneminde vergi toplamak ve erkek vergi nüfusunu belirlemek için
düzenlenmiştir. Bu sebeple Müslim/ Gayrımüslim bütün halk tek tek, baba
isimleri ile birlikte, oturdukları mahallelere göre yazılmışlardır.
Öncelikle şunu belirtelim ki 1564 yılında eyaletin adı
Diyarbekir; şehrin ve kazanın adı Amid (Amed) idi. Surları çevreleyen kara
taşlardan dolayı şehre Kara Amid de denilmekteydi. Amid şehir merkezinde ilk mahalle 93 vergi
nüfusuna sahip olan Cami-i Kebir yani Ulu Cami Mahallesi idi. Sonra 36 vergi
nüfusu olan Şeyh Cafer ( = Yiğit Ahmed) Mahallesi kayıtlı idi. Geçtiğimiz
günlerde acımasızca yakılan Kurşunlu Cami diye bilinen Fatih Paşa Camii ise
aynı adı taşıyan mahallede bulunmaktaydı.
Toplam 80 mahalle ve mahzende 6.572 vergi mükellefi yetişkin erkek nüfus
yaşamaktaydı. Söz konusu 6.572 kişinin 4.268’i ise ( % 65) (Ermeni, Süryani,
Rum, Yahudi olmak üzere) Gayrımüslimlerden oluşmaktaydı. Müslüman nüfus ise
2.284 kişi olarak tespit olunmaktadır (% 35). İşte 1564 yılında Amid’in gerçeği budur.
Şimdi bizim tartışmamız gereken konu şudur: Amid
halkından bu 2.284 Müslümanın ne kadarı Türk, ne kadarı Arap, ne kadarı Kürt,
ne kadarı Karaçi’den gelmiş Karaçiyân idi?
Osmanlı millet sistemi içerisinde Müslüman topluluğu
etnik bir tasnife tabi tutulmadığı için kişilerin veya aşiretlerin etnik
durumları çoğu zaman yazılmıyordu. “Ekrâd” ve “Türkmen” deyimleri ise çoğu
zaman “konar-göçer” anlamında kullanılmaktaydı. Bazı aşiretler için “Türkmen
Ekrâdından” şeklindeki arşiv kayıtları bunun en açık kanıtıdır.
2.284 kişinin taşıdıkları kişi adlarına bakarak Türk,
Arap, Kürt, Karaçiyân olduğunu söylemek de oldukça zordur. 1564 yılında
Diyarbekir Eyaleti’nde yaşamakta olan 26.284 Müslüman nüfusun kişi adlarına
baktığımızda en çok kullanılan isimler Mehmed, Ali, Hüseyin, Hasan, Ahmed, Yusuf,
Maksud gibi Arapça kökenli İslamî adlardır. Dolayısıyla bu isimlere bakarak
şehirde ve kırsal bölgelerde yaşamak olan Müslüman halkın etnik durumunu ortaya
çıkaramayız. Abdo, Cello, Haso, Memo
gibi Kürt kimliği yansıtan isimler görülse de çoğunluk Mehmed, Mahmud, Ahmed
şeklinde kayıtlıdır.
Güvendik, Sevindik, Ürkmez, Korkmaz, Karagöz, Alagöz gibi
Türkçe kökenli adlar ise diğer eyaletlere kıyasla daha yüksek oranda
kullanılmıştır. Bunun açıklaması ise Akkoyunlu Türkmenlerin 1564 yılında hala
Diyarbakır çevresinde bulundukları şeklinde yapılmaktadır.
Bir şehirde bir etnik grubun çoğunluk sağlamış olması,
demokratik rejim içerisinde bu gruba özel bir hak vermeyecektir. Tarihsel
sahiplik iddiaları ise yukarda görüldüğü gibi Kürtlerin değil Ermenilerin ve
Süryanilerin işine yarayacak bir iddia olur. İşin garibi ise Kürtlük tezini
savunanlar Ermeni tezine de destek vermek gibi bir tezat yaşamaktadırlar.
1 yorum:
"Vergi nufusu" veya vergi mukellefi yetiskin erkek nufus kavrami cok onemli. Bu kavrami yeterince gozonunde tutan basili kitaplar bir elin parmagini gecmez. Ayrintilara dikkat edisiniz takdire sayan. Umariz ki bu makale rakama dayanan arastirmalar icin artik bundan sonra bir "standart" teskil eder. Bu rakamlara askerlik cagina gelenler, kiliselerin evlilik - vaftiz, okullarin ogrenci kayitlari bile eklense geriye hala bir suru "adam"dan sayilmayan insan kalacagi barizdir.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.