DurDe Platformu, 6-7 Eylül olaylarının mağdurlarını,
saldırıların 61’inci yıl dönümünde Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiği bir
etkinlikle andı. Galatasaray Meydanı’ndan toplanan DurDe aktivistleri,
ellerinde Türkçe ve Rumca “6-7 Eylül Irkçı Kışkırtma: Devlet Özür Dilesin”
pankartı ve “Bir daha asla!” dövizleriyle mağdurları anarken, Platform adına
basın açıklamasını İdil Ügüt okudu. Ügüt, farklı etnik grupları barındıran
Anadolu’nun homojen hale getirilmesi, 1913 yılından itibaren ulus-devlet
inşasında temel bir politika olarak uygulandığını belirtti. Ügüt daha sonra
sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizzat devlet tarafından örgütlenen meslek
yasakları, Amele Taburları, Varlık Vergisi, 1964 tehciri, fişlemeler, gasplar,
tehditler ve pogromlar ile bu politikalar kurumsallaştırıldı ve bunun sonucunda
günümüzde, Anadolu’nun kadim Müslüman olmayan halklarından Ermeniler, Rumlar,
Yahudiler ve Süryani toplumundan geriye sadece on binler kaldı.”
Basın açıklaması, DurDe Platformu’nun “Devlet 6-7 Eylül
mağdurlarından özür dilesin!” ve “Irkçı ve ayrımcı uygulamalara derhal son
verilsin!” çağrısıyla son buldu.
Anma etkinliğinde okunan basın açıklamasının tam metni
şöyle:
6-7 Eylül Mağdurlarını Saygıyla Anıyoruz!
DurDe Platformu aktivistleri olarak, 1955 yılının 6 ve 7
Eylül günlerinde, gayrimüslim azınlıklara yönelik gerçekleşen örgütlü
saldırıların mağdurlarını, olayların 61’inci yıl dönümünde anmak üzere
toplandık.
6-7 Eylül’de İstanbul ve diğer kentlerde, başta Rumlar
olmak üzere Müslüman olmayan vatandaşlara yönelik örgütlü saldırılar ve
yağmalamalar gerçekleşti. Olaylar sırasında 15 kişi öldürüldü, 300 kişi
yaralandı, çok sayıda kadın tecavüze uğradı, 5.214 ev, 1.004 iş yeri, 73
kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip edildi. Tahrip edilen mekânların
yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si Yahudilere aitti.
Ardından bir göç dalgası başlatan bu olaylar, etnik temizliğe dayalı uluslaşma
sürecinde önemli bir adım olarak tarihin karanlık sayfalarında yer aldı.
Farklı etnik grupları barındıran Anadolu’nun homojen hale
getirilmesi, 1913 yılından itibaren ulus-devlet inşasında temel bir politika
olarak uygulandı ve bu doğrultuda devlet tarafından açık bir şekilde
asimilasyon, zorunlu göç ve iskân politikaları yürütüldü.
Bu bakımdan 6-7 Eylül olayları, Sünni, Müslüman ve “Türk”
nitelikleri ağır basan tek tip ulus yaratma projesinin bir eseri olup, bu
doğrultuda gayrimüslim toplumlara verilen bir mesaj niteliğindedir. Bu
saldırılar, Lozan anlaşması ile hakları güvence altına alınan İstanbul’daki
Müslüman olmayan toplulukları yok etmeyi amaçlayan soykırımcı ulus devlet
politikalarında bir süreklilik olduğunu gösterdi.
Bizzat devlet tarafından örgütlenen meslek yasakları,
Amele Taburları, Varlık Vergisi, 1964 tehciri, fişlemeler, gasplar, tehditler
ve pogromlar ile bu politikalar kurumsallaştırıldı ve bunun sonucunda
günümüzde, Anadolu’nun kadim Müslüman olmayan halklarından Rumlar, Ermeniler,
Yahudiler ve Süryani toplumundan geriye sadece on binler kaldı.
Ne yazık ki 6-7 Eylül ve benzeri olayların arkasında
yatan bu zihniyet, özünde fazla değişmeden günümüzde de sürmektedir.
İnkâr politikaları, Ermeni Soykırımı’nın 101’inci yılında
hala sürüyor. Bugün Rahip Santoro ve Malatya Zirve Yayınevi katliamının
katilleri serbest olarak aramızda dolaşıyor. 9 yıldır adaletin yerine
getirilmediği Hrant Dink davasında, Ogün Samast’ı azmettiren ve destek
verenlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subayları olduğu ortaya çıkıyor.
Bizzat milletvekilleri, ana akım medya ve üst düzey kamu
görevlileri tarafından “Ermeni kimliğini” aşağılayan tutum; Yahudi vatandaşlara
yönelik, Naziler tarafından gerçekleştirilmiş Holokost ve antisemitizmi
meşrulaştıran nefret söylemleri yaygın ve alenen yapılıyor.
Tüm bu örnekler, 1913’den bu yana yürütülen ulus-devlet
politikalarının çok uzağında olmadığımızın; gayrimüslim vatandaşlara yönelik
benzer suçların önünün açıldığı, güncel siyasi manevraların bir parçası haline
getirildiğinin açık göstergeleri.
Savaş koşullarının yaşandığı günümüzde, barışçıl,
demokratik ve herkesin eşit olduğu bir Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca
yürütülen homojen ulus tasarımından tam bir kopuş olmadan mümkün olmayacaktır.
Bunun için ise tüm Müslüman olmayan yurttaşların eşit birer vatandaş olarak kabul
edilmeleri, geçmişte yaşanan mağduriyetlerin telafi edilmesi ve özür dilenmesi
bir önkoşuldur.
Devlet 6-7 Eylül mağdurlarından özür dilesin!
Irkçı ve ayrımcı uygulamalara derhal son verilsin!
DurDe Platformu

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.