Yıllar sonra gerçek sahiplerine geri verilen Galata Rum
İlkokulu'nun duvarları bize yakın tarihimizi anlatıyor… Okuldaki dikkat çekici
görüntülerden birisi de, merdiven başlarına konan uyarıcı sözler: “Yurtta
barış, dünyada barış...” “Sağlık kurallarına uy...” ve “Kavga etme...” gibi
uyarılar dikkat çekiyor. “Kavga etme” doğal olarak ilgimizi çekti. Ne anlama
geldiği üzerine değişik yorumlar yaptık. Bu okulun yeniden gerçek sahiplerine
verilmesi, Türkiye gerçekliğini düşündüğümüzde, bir mucize gibi. Vakıflar
Kanunu’nda yapılan değişikliğin çok anlamlı olduğu açık. Atılan adımlar elbette
yeterli değil, ama yapılanı küçümsememek gerekiyor. İşin diğer boyutu da, bu ülkenin
yurttaşları üzerindeki akıl almaz ideolojik baskı. Kemalizm adı altında yapılan
dayatmanın, azınlıklar üzerinde katmerleştiğini, okulun duvarlarına asılan
tablolar, marşlar, fotoğraflar, sözlerden net bir şekilde görebiliyoruz.
***
Yıllar sonra gerçek sahiplerine geri verilen Galata Rum
İlkokulu'nun duvarları bize yakın tarihimizi anlatıyor.
Zili çaldım, kocaman demir kapıyı iterek açtık. 19 ve 20.
yüzyıl’da Karaköy’e damgasını vuran haşmetli yapılardan birisinin mermer
merdivenlerinden çıktık. Galata Rum İlkokulu Vakfı’nın Başkanı Meri Komorosano
bizi merdivenlerin başında karşıladı.
Kimyacı babası Sokrat’tan devraldığı vakıf başkanlığını sürdüren
Meri Hanım, yıllarını bu binayı korumaya ve geri almaya harcamıştı. Merdivenin
başında bizi beklerken, yanında kuyruğunu sallayarak bizi izleyen bakıcı Mari’nin
kedisi çolito duruyordu.
Çini zeminli, çifte sahneli tiyatro salonu galeri düzeninde
inşa edilmiş. İKSV bu yıl Bienal’in bazı etkinliklerini bu büyük ve bol ışıklı
salonda yapacak. Sahne İKSV amblemiyle kaplanmış, yerler pırıl pırıl silinmiş.
Binanın her katında yüksek tavanlı sınıflar var. Artık öğrencisi
kalmayan sıralar çoğu sınıfta köşelere itilmişler.
Meri Hanım, binayı kültür sanat etkinlikleri için
kullanmayı kararlaştırdıklarını anlattı. çocukların yuva olarak kullandıkları
dersliklerden birini de çocuk müzesi olarak düzenlemeyi planlıyorlar.
Geçen yıl bu okulun mezunlarından yüz kişi dünyanın dört
bir yanından gelip özlem dolu bir buluşma gerçekleştirmiş.
Merdivenler geniş. Koridorlar geniş. Tavanlar yüksek ve
ferah...
Mimar Korhan Gümüş de binanın gerçek sahiplerine iade
edilmesine önem veriyor. 1853’te yapımına başlanan ve 1883’te tamamlanan okul, asıl
faaliyete 1910’da başlamış. O yıllarda, Karaköy ve Tophane önemli bir yerleşim
alanıymış. Çevre, her türlü meslek erbabının dükkanlarıyla kaplıymış.
1950’li yıllarda yani Adnan Menderes döneminde yol
genişletme çalışmaları sırasında Karaköy ve Tophane büyük değişime uğramış.
Karaköy Rum İlkokulu önünden geçirilen geniş yol nedeniyle tam karşıdaki
Getronagen Kilisesi yıkılmış ve yolun gerisine çekilerek yeniden inşa edilmiş.
Karaköy ve Tophane’nin dokusu işte bu yol uğruna yıkılan tarihi binalar
nedeniyle bozulmuş. O gün bugündür bölge eski canlılığına ve etkinliğine
kavuşamamış.
Koridordaki uyarı sözleri
Hiçbir okulda bu kadar Atatürk resmini, İstiklal Marşı’nı,
Gençliğe Hitabe’yi, Atatürk’e bağlılık andını ve Andımız’ı bir arada görmedim. örneğin
bir duvarda bir Atatürk resminin iki yanına iki tane İstiklal Marşı levhası
asılmış. Bir camekanlı kutu içine asılmış tam 8 tane “Kemalizm” başlıklı dergi
dikkat çekiyor. Duvarlardaki manzara sanki 12 Eylül darbesinden yadigar gibi.
Okul 2007’de öğrenimine son verdiğine göre, “beş yıl önceyi yansıtıyor” da
diyebiliriz.
Vakıflar Kanunu
Okuldaki dikkat çekici görüntülerden birisi de, merdiven
başlarına konan uyarıcı sözler: “Yurtta barış, dünyada barış...” “Sağlık
kurallarına uy...” ve “Kavga etme...” gibi uyarılar dikkat çekiyor. “Kavga etme”
doğal olarak ilgimizi çekti. Ne anlama geldiği üzerine değişik yorumlar yaptık.
Bu okulun yeniden gerçek sahiplerine verilmesi, Türkiye
gerçekliğini düşündüğümüzde, bir mucize gibi. Vakıflar Kanunu’nda yapılan
değişikliğin çok anlamlı olduğu açık. Atılan adımlar elbette yeterli değil, ama
yapılanı küçümsememek gerekiyor.
İşin diğer boyutu da, bu ülkenin yurttaşları üzerindeki
akıl almaz ideolojik baskı. Kemalizm adı altında yapılan dayatmanın, azınlıklar
üzerinde katmerleştiğini, okulun duvarlarına asılan tablolar, marşlar,
fotoğraflar, sözlerden net bir şekilde görebiliyoruz.
Pencere kenarına üst üste dizilmiş çerçeveleri kaldırdım.
Timurlenk, Kanuni Sultan Süleyman, Fatih gibi Türk büyüğü olarak kabul edilen
tarihi kişilerin resimleriydi bunlar. Atatürk’ün olmadığı duvar ve koridorlarda
da belli ki onlar sıralanmışlardı.
Teras katından görünen İstanbul manzarası
etkileyiciydi...
Okulun kat kat çıktığımız terk edilmiş merdivenlerindeki
ayak sesleri, bizi geçmişe götürüyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.