Peçenekler olsun, Bulgarlar olsun, Avarlar
olsun, hepsi at üzerinde usta bir savaşçı oldukları için yenilemez duruma
gelmişlerdir. Sonunda Selçuklular Kudüs gibi önemli ve kutsal şehri alınca,
Avrupalılar yine “Büyük Türk”lere karşı bir korku içindeydiler. Kudüs’ü geri
almak için toplam yedi tane Haçlı Seferi düzenleyen Avrupalılar, sadece ilk
seferde başarılı olmuşlardır. Fakat bu da sadece kısa bir süre başarısını
koruyabilmiştir. Böylece Türklerin “yenilmez” imajı yine devam etmiştir.
Selçuklulardan sonra Türkçe konuşan
Moğol-Tatarlar, Cengiz Han önderliğinde, yine Avrupa’ya girmeye başlamışlardır.
Hatta Polonya’yı yenip de Viyana duvarlarına dayanan Cengiz Han ve oğulları
Avrupa’daki “Türk antipatisine” yeni bir eklenti yapmışlardır. Bu Türk
korkusunu Cengiz Han’ın torunu Batuhan Altınordu İmparatorluğu ile devam
etmiştir. Son olarak da Osmanlılar piyasa çıkıp Bizans İmparatorluğu’na son
vererek yine çağ değişmesine neden olmuştur. Bizanslıları haritadan silerek
Orta Çağı’nın kapanıp Yeni Çağı’nın başlamasına neden olan Fatih Sultan Mehmet,
bu fethi ile aynı anda Avrupa’daki bin yıllık Türk korkusu ve Türk düşmanlığını
güçlendirmiştir. Yüz sene sonra Osmanlı orduları Viyana’ya dayanırken tekrar bu
Türk korkusunu tetikleyen Osmanlılar, Avrupa tarihi boyunca böyle
tanıtılmışlardır. Dolayısıyla yaklaşık 1500-1600 senedir devam eden bu Türk
korkusunu ve Türk düşmanlığını birkaç senede yok edeceğimizi sanmak gerçek dışı
birşeydir.
Daha hala bugünün çizgi film
kahramanları bilinçaltı mesajlarıyla ve gizlice bu Türk düşmanlığını besler.
Bir örnek vermek gerekirse, Hollanda’da bu hafta çıkan Vakvak Amca Dergisi’nde
(Donald Duck Weekblad) Vakvak amcanın düşmanları ne tesadüftür ki “Mağollar”dır
(Mangoliers). Yani ‘Moğollar’ (Mongoliers) demek istediler. Zaten çizilen
karakterler de at üzerinde yay ile ok ve kılıçla Vakvak amcanın peşinde
koşturmaktadırlar. O zaman bunu okuyan 7-8 yaşındaki çocuklar ister istemez bu
çekik gözlü “Mağollara” bir antipati oluşturacaklardır. İşte bu da Türk
düşmanlığının devamı ve nesilden nesile aktarımıdır.
Armand SAĞ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.