Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Müslim-gayrimüslim... Toplumsal
çatışma çıkarıp Türkiye'yi karanlığa gömmek isteyenler bugüne kadar hep bu
'yumuşak karnımızı' kullandı ve kullanmaya da devam ediyor… Malatya'da işlenen
Zirve Yayınevi cinayeti de ülkemizde yaşayan azınlıklara karşı olası bir
provokasyon ihtimalini her zaman gündemde tutuyor. Malatya ve Trabzon'daki
misyoner cinayetleri, geçmişte yapılan 'din elden gidiyor, her yere kilise ev
açılıyor' şeklindeki propagandaların nasıl da hedefine ulaştığını gösteriyor.
***
Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Müslim-gayrimüslim... Toplumsal
çatışma çıkarıp Türkiye'yi karanlığa gömmek isteyenler bugüne kadar hep bu
'yumuşak karnımızı' kullandı ve kullanmaya da devam ediyor.
Bünyamin Köseli'nin haberi
Güvenlik yetkilileri, Suriye'de yaşanan krizi göz önünde
bulundurarak hassas bir dönemden geçtiğimizi
söylüyor. Yetkililere göre Türk-Kürt ve Alevi-Sünni
vatandaşların birlikte yaşadığı küçük Anadolu şehirleri kırmızı alarm veriyor. Türkiye,
belki de tarihinin en hassas dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan PKK
toplumsal bir çatışmaya zemin hazırlamak için eylemlerini artırıyor, diğer
yandan da ülkede Alevi-Sünni kavgası çıkarılmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz
günlerde Malatya'da yaşanan bir olay, nasıl da provokasyona açık bir yapımız olduğunu
bir kere daha gösterdi. Kısa bir süre önce Aydın ve Adıyaman'da meydana gelen
iki olayda Alevilerin evleri işaretlenmiş, kapılarına tehdit dolu cümleler
yazılmıştı. Bu hadiseler, "Acaba birileri yine düğmeye mi bastı?"
sorusunu gündeme getirdi.
Çıkarılmak istenen olası bir Alevi-Sünni kavgasına hiç de
yabancı değiliz aslında. 1980 öncesinde oynanan bu oyun, adeta Türkiye'nin
'yumuşak karnı' olma özelliği taşıyor. Aynı oyunun kartları Türk-Kürt çatışması
üzerinden de karılıyor. Bugüne kadar Türkler ve Kürtler arasında toplumsal bir
çatışma çıkaramayan bazı çevreler, son kozlarını oynuyor. Maalesef buna medya
da alet oluyor. İki grup arasında çıkan bir kavga hemen Türk ve Kürt çatışması
olarak servis ediliyor. Bu da olası provokasyonlara zemin hazırlıyor. İsminin
açıklanmasını istemeyen bir güvenlik yetkilisi, Suriye'deki savaşa dikkat
çekerek oyuna gelmememiz gerektiğini söylüyor. Yetkililer, "Türkiye,
Suriye'deki rejimin değişmesi için bastırdıkça birileri de yumuşak karnımızdan
yaklaşıyor.
Gazeteler 'Suriye'nin kuzeyinde Kürt devleti kuruldu'
şeklinde manşetler atıyor. Bir kere Suriye'de büyük bir belirsizlik var.
Böylesine belirsiz bir ortamda Kürtlerin hemen bir devlet kurması hiç de kolay
değil." diyor. Yetkililere göre gazetelerin bu tutumuyla en ufak bir
kıvılcım bile Kürt-Türk çatışmasına dönüşebilir. Ayrıca Esed'in Nusayri olması
sürekli gündemde tutulursa güney bölgelerinde yaşayan Arap-Alevileri
incinebilir, çatışma için uygun zemin hazırlanmış olur.
Göç alan bütün il ve ilçeler tehlikeli
Mersin, Aydın, Adana, Bursa, Antalya, İzmir ve İstanbul
gibi illerde Kürtler yoğun olarak yaşıyor. Bazı ilçeler ve kasabalarda da çatışma için müsait
zeminler var. Çatalca, Ceyhan, Tarsus, Dörtyol ve Reyhanlı gibi hem Türk hem de
Kürt nüfusunun birbirine yakın olduğu ilçeler tehlike arz ediyor. Yine
İstanbul'un Zeytinburnu, Bağcılar, Sancaktepe, Gaziosmanpaşa, Gülsuyu,
Bahçelievler gibi semtlerde olası karışıklıklar çıkabilir.
Zeytinburnu'nda kısa bir süre önce Türk-Kürt çatışması
çıkarılmak istenmiş, işyerleri tahrip edilmişti. Diyarbakır, Hakkâri ve Şırnak
ise Kürtlerin sıkça sokağa döküldüğü, esnafın kepenk indirdiği illerin başında
geliyor. Bu provokasyonlar genelde Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin
yıldönümlerinde yaşanıyor. Öcalan'ın hapishane şartlarını bahane eden, Nevruz'u
kutlayan, KCK tutuklularına destek vermek isteyen bazı örgüt sempatizanları da
sokağa dökülüyor.
Misyoner provokasyonları tazeliğini koruyor
Trabzon'un şehit cenazelerine karşı ayrı bir hassasiyeti
var. Şehirde yaşayan gençler şehit haberlerinde tepkisini anında ortaya
koyuyor. Bir dönem Karadeniz'de var olmak için çabalayan PKK'nın bölge halkında
Kürtlere karşı bir önyargının oluşmasına neden olduğu biliniyor. Güvenlik
yetkilileri, Karadeniz'de olası bir Türk-Kürt çatışmasından ziyade Rahip
Santoro cinayetine benzer provokasyonların olabileceğine dikkat çekiyor. Hrant
Dink'in katilinin ve azmettiricisinin de bu ilden çıkması, şehirle ilgili bazı
ipuçları veriyor. Malatya'da işlenen Zirve Yayınevi cinayeti de ülkemizde
yaşayan azınlıklara karşı olası bir provokasyon ihtimalini her zaman gündemde
tutuyor. Malatya ve Trabzon'daki misyoner cinayetleri, geçmişte yapılan 'din
elden gidiyor, her yere kilise ev açılıyor' şeklindeki propagandaların nasıl da
hedefine ulaştığını gösteriyor.
Hatay, Adana ve Mersin'e özellikle dikkat edilmeli
Suriye'deki gelişmelere paralel olarak Hatay, Adana ve
Mersin illerinde olası provokasyon ihtimalleri doğabilir. Çünkü bu bölgelerde
yoğun bir şekilde Arap-Alevisi yaşıyor. Hatay'ın yüzde 30'u, Mersin ve Adana
illerinin ise neredeyse yüzde 15'i bu mezhebe mensup kişilerden oluşuyor.
Esed'in Nusayriliğinden çok 'Baas'cılığının vurgulanması, kendi halkına yaptığı
zulmün gündemde tutulması, daha akılcı bir yöntem. Aksi takdirde Nusayriliği
ile ön plana çıkartılan Esed, Türkiye'de yaşayan Arap-Alevilerine zarar
verebilir, olası bir provokasyonun fitilini ateşleyebilir.
Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadığı küçük iller kırmızı
alarm veriyor
Geçtiğimiz günlerde Malatya'nın Sürgü Belediyesi'nde
yaşanan üzücü Alevi-Sünni gerginliği, gayet basit bir olay gibi görünüyordu ama
kasaba karışmıştı bir kere. Küçük bir kıvılcım insanları sokağa dökmeye yetti.
Alevi bir Sürgülü, iddiaya göre evinin önünde Ramazan davulu çalınmasından
rahatsız olmuş, davulcuyla ağız dalaşına girmişti. Ertesi gece olay biraz daha
büyümüş ve bütün bir kasabaya sirayet etmişti. Böylesi durumlarda fısıltı gazetesi
küçük il, ilçe, kasaba ve köylerde, hemen devreye giriyor. Fısıltı gazetesinin
attığı manşetleri tahmin etmek de güç olmasa gerek, "Oruç tutmadığı için
davulcuya küfretmiş, hatta hızını alamamış dine diyanete de dil uzatmış!"
Bazı Alevi ve Sünnilerin patlamaya hazır birer bomba haline gelmesinin tarihsel
bir altyapısı var. Bazı inanç ve fikir ayrılıkları, geçmişte kanlı çatışmalarla
kendini gösterdi. 1978 yılında meydana gelen ve perde arkası hâlâ
aydınlatılamayan Maraş Olayları sonrasında 150 Alevi vatandaş hayatını
kaybetti. Merkezi otorite, olayların çıkmasını önlemediği gibi neredeyse 1
hafta süren çatışmayı bastırmakta aciz kaldı. 12 Eylül'ün hemen öncesinde 1980
yılında yaşanan Çorum Olayları, darbe için elle tutulur somut bir nedendi
artık. 1993 yılında meydana gelen Sivas katliamı ve iki yıl sonrasında
gerçekleşen Gazi Mahallesi Olayları ise hafızalardaki tazeliğini hâlâ koruyor.
Maraş, Çorum ve Sivas, olası bir provokasyona en müsait illerin başında geliyor
çünkü bu illerde yaşayan vatandaşların zihinlerinde hâlâ büyük bir travma
yatıyor. Güvenlik yetkilileri, bu illeri 'provokasyona müsait fay hatları'
olarak niteliyor. "Yara kaşınırsa anında kanama olur" uyarısında
bulunuyor. Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadığı küçük Anadolu illeri,
istihbaratçılara göre kırmızı alarm veriyor. Çünkü büyük şehirlerde Alevilik ve
Sünnilik aşınmaya uğruyor, mezhepsel öncelikler göz ardı ediliyor. Bu bağlamda
Çankırı, Amasya, Tokat, Erzincan, Elazığ, Kars, Bingöl ve Sinop'ta yaşayanların
daha dikkatli olması gerekiyor.
Türk-Kürt değil turist kavgası!
Türk-Kürt meselesi, kaşımaya en müsait bir diğer konu
olarak sürekli gündemimizde. Doğudan gelen bir şehit haberi, Batı'da etkisini
anında gösteriyor ve insanları sokağa dökmeye yetiyor. Özellikle Türk
milliyetçilerinin yoğun olarak yaşadığı illerde hava birden değişiveriyor.
Gençler, Türk bayraklarıyla sokağa dökülüyor hatta Doğu ve Güneydoğu'ya yolcu
taşıyan otobüsler taşlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Muğla'nın Ortaca ilçesinin
turistik beldesi Dalyan'da, iddiaya göre birkaç genç, Diyarbakırlıların
işlettiği bir otelin restoranına Türk oldukları gerekçesiyle alınmamış ve
tartışma çıkmıştı. Restorana alınmayan gençler, 50 kişilik bir grupla tekrar
mekâna gelip ortalığı dağıtmış, polis, olayı güçlükle yatıştırabilmişti. Olay
araştırınca aslında gerçeğin bu şekilde olmadığı, iki grup arasında turist
kadınlar yüzünden çıkan kavganın toplumsal gerginliğe dönüştürülmek istendiği
anlaşıldı. Güvenlik yetkilileri tam da bu noktaya değinerek, "Gazeteler
'Suriye'nin kuzeyinde Kürt devleti kuruldu' şeklinde manşetler atıyor.
Bir kere Suriye'de büyük bir belirsizlik var. Böylesine
belirsiz bir ortamda Kürtlerin hemen bir devlet kurması hiç de kolay değil.
Gazeteler bunu manşetlere taşıyınca en ufak bir kıvılcım bile sınırlarımız içerisinde
bir Kürt-Türk çatışmasına dönüşebilir. Batıdakiler hemen, 'Ne oluyoruz, bugün
devlet kuran yarın bizden toprak ister' diyor. Suriye'de neredeyse 2,5 milyon
civarında Kürt yaşıyor. Bunların Türkiye ile akrabalıkları, tarihsel
birliktelikleri var. Medya Kürtleri dışlayan bir dil kullanırsa çatışma için
psikolojik iklimi kendi eliyle oluşturur, onları PKK'nın kucağına iter.
Ortadoğu'da kartların yeniden karıldığı bir dönemden geçiyoruz. Belki de
önümüzdeki yıllarda bazı ülkelerin sınırları değişecek. İşte bu yüzden duygusal
düşünmemek gerek. Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden göç alan bütün il ve
ilçeler olası bir Kürt-Türk çatışması için müsait ortam oluşturuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.