30 Kasım 2012 tarihli “Basın Duyurusu”nda şöyle deniyor: “Araştırma kapsamında, İstanbul’daki 53 Ermeni vakfın yıllar içerisinde toplam 1.328 adet taşınmaz edindiği tespit edildi.. Bunlardan 580 taşınmaz mülkiyet sorunu yaşamamıştır. 661 adet taşınmaza ise değişik sebeplerle el konmuştur. 1.328 taşınmazdan 87 tanesinin akıbeti tespit edilemedi; yani mülkiyet sorunu yaşayıp yaşamadığını bilinmiyor. El konan 661 taşınmazın sadece 143 tanesi, son 10 yıl içerisinde yapılan yasal değişiklikler sonucunda vakfına iade edilmiştir. Bu rakam da 1.328 adet vakıf taşınmazının yüzde 10.77’sini oluşturuyor."
***
Siz hiç azınlık oldunuz mu güzel kardeşim
Safça yanıtladım:
-Hayır olmadım.
-Bir düşünelim, sonra buluşup- konuşalım.
Bana bu acı dersi, bir dost meclisinde yıllar önce bir
Ermeni hekim vermişti. Kaç kuşaktır buralarda yaşadığını hatırlamıyordu,
İstanbul’un köklerindeki atalarının…
Dini farklıydı çoğunluktan ve ulusal-etnik-ırksal yönden
çoğunluktan farklıydı, dili de öyle…
Ama İstanbulluydu ve devletin adı- rejimi değişmiş
olabilir, Türkiyeliydi.
Bir olgu var:
Azınlık olunuyordu ve doğuluyordu.
Tarih dilimine, coğrafyaya ve devletlerin çizdiği “sınır”
denilen çizgilere göre ve o tarihte, o coğrafyada geçerli hukuka göre azınlık
olarak doğabiliyor, olabiliyordunuz.
İş geliyor bence özellikle yaşanan travmalarla ilgili
“hakikati bilme hakkı”nda ve “anlama
çabasında” düğümleniyordu. İnsanlar açısından durum böyle.
Devletler açısından
ise insan haklarına saygı yükümlülüğü hatırda tutulması gereken bir
ilke…
Hrant Dink Vakfı, hakikati bilme hakkına dayalı olarak
anlama çabası göstermek isteyenlere yardımcı olmak üzere harika bir çalışmaya
imza attı. Vakıf, “ 2012 Beyannamesi:İstanbul Ermeni Vakıflarının El Konan
Mülkleri” adıyla bir kitap yayınladı.
Kitap üç bölümden oluşuyor. “İmparatorluk’tan
Cumhuriyet’e” başlıklı ilk bölümde, azınlık vakıflarının azınlık toplumunun
yaşantısındaki yerini, tarihçelerini, devletin çeşitli tarihlerdeki politik
gelişmelere göre attığı çeşitli adımları, konuyla ilgili yargı kararlarını ve
uygulamaları görüyoruz.
“El Koyma Hikâyeleri” başlıklı ikinci bölümde, yaşanmış
beş el koyma olayı derinlemesine inceleniyor.
Kitabın üçüncü bölümünde, İstanbul’daki, Apostolik,
Katolik ve Protestan Ermeni toplumlarına ait toplam 53 vakfın kısa tarihçeleri
ve tespit edilebilmiş el konan mülkleri hakkında bilgiler ve istatistikler yer
alıyor.
Vakfın 30 Kasım
2012 tarihli “Basın Duyurusu”nda şöyle
deniyor:
“Araştırma kapsamında, İstanbul’daki 53 Ermeni vakfın
yıllar içerisinde toplam 1.328 adet taşınmaz edindiği tespit edildi.. Bunlardan
580 taşınmaz mülkiyet sorunu yaşamamıştır. 661 adet taşınmaza ise değişik
sebeplerle el konmuştur. 1.328 taşınmazdan 87 tanesinin akıbeti tespit
edilemedi; yani mülkiyet sorunu yaşayıp yaşamadığını bilinmiyor. El konan 661
taşınmazın sadece 143 tanesi, son 10 yıl içerisinde yapılan yasal değişiklikler
sonucunda vakfına iade edilmiştir. Bu rakam da 1.328 adet vakıf taşınmazının
yüzde 10.77’sini oluşturuyor. “
Vakfın duyurusunda şöyle bir ek bilgi de veriliyor:
“İstanbul’da, günümüzde, toplam 53 Ermeni vakfı faaliyet
gösteriyor. Bu 53 vakfın bünyesinde, İstanbul’da ibadete açık toplam 48 Ermeni
kilisesi, 18 Ermeni okulu, 2 Ermeni hastanesi ve 20 Ermeni mezarlığı bulunuyor.
2012-2013 eğitim yılında, bu 18 Ermeni okulunda toplam 3.139 öğrenci eğitim
görüyor. İstanbul’da 9 Ermeni kilisesinin ibadete kapandığı veya tamamen yok
olduğu, 34 Ermeni okulunun kapandığı ve 11 Ermeni mezarlığının mezarlık vasfını
kaybettiği araştırma kapsamında tespit edildi.”
Kitabın Ankara’da insan hakları örgütlerine tanıtımı 27
Aralık Perşembe günü İHD Genel
Merkezi’nde yapıldı.Genç araştırmacılar çok güzel sunum yaptılar. Araştırma ve
kitaba Avrupa Birliği ve Açık Toplum Vakfı destek verdi.
Kitabı Hrant Dink Vakfından ücretsiz olarak temin etmek
mümkün.
Yeni yıla azınlıkların yaşadıklarının bir boyutuna dair
hakikati bilmek ve onların hak ve özgürlüklerini anlamaya çalışmak gibi bir
çaba ile girmek istiyorsanız, kitabı edinin ve siz de anlama çabasını göstermeye
devam edin lütfen…
Bitirirken şu kaydı da düşmeliyim:
Devletlerin insan haklarına saygı yükümlülüğünü
göstermesi bakımından da düşündürücü ve aydınlatıcı bir çalışma ile karşı
karşıyayız.
http://evrensel.net/news.php?id=45339
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.