Bunca
haksızlıklara rağmen halkımız, Hristiyanlık inancını değiştirmemiş, hiçbir
sömürgeci gücün işbirlikçisi olmamış ve Ortadoğu özelliğinden taviz
vermemiştir. Osmanlı İmparatorluğun devamı olan, İttihat Teraki uluslaşma
anlayışı adı altında, o dönemin gerici Kürtlerini de kullanarak Ermeni, Rum ve
Asuri/Süryani/Keldani halklarına karşı, 1915 Soykırımı ve sonraki yıllarda
uyguladığı asimilasyon politikalarıyla, halklarımızı fiziki olarak tasfiye
aşamasına getirmiş, topraklarımıza, mal varlıklarımıza, tarihsel, kültürel ve
inançsal değerlerimize el koymuştur.
***
Kısa
bir süre önce Belçika'nın başkenti Brüksel'de Barış ve Demokrasi adı altında
bir konferans gerçekleşti. Bu konferansta aynı halk grubuna mensup olan fakat
bazen farklı isimlerle anılan Asur/ Süryani/Keldani hallkının sorunları ve
istekleri de dile getirildi. Aşağıda isimleri yazılı olan kurumlar adına sunum
konuşmasını Şabo Akgül yaptı. Olduğu gibi yayınlıyoruz.
Şlomo
habre!
Sılaw
hewalno,
Merhaba
yoldaşlar!
Merhaba
Gezi direnişini kararlılıkla savunan, meydanlardan inmeyen siz Avrupa’daki
Göçmenler, İşçi ve Emekçiler,
Asuri/Süryani/Keldani
halkı adına; divanda bulunan arkadaşları ve salondaki bütün katılımcı ve
misafirleri saygıyla selamlıyoruz.
Türkiye
Cumhuriyeti kuruluşundan günümüze kadar halklara karşı yapılan bütün
katliamlarda yaşamını yitirenleri, halkların eşitçe yaşamaları inancıyla
Sosyalizim, Devrim, Demokrasi ve Özgürlük uğrunda mücadele vererek şehadete
ulaşmış lider, komutan, kadro ve sempatizanları ve özellikle 1915 Ermeni ve
Asuri-Süryani halklarına uygulanan soykırım şehitlerini saygı ve minetle
anıyoruz!
Mezopotamya
ve Anadolu zenginliklerini böylesi tarihi bir günde, aynı ortamda buluşturan,
Konferans çağrıcıların şuphesiz insan merkezli demokratik modernite perspektifi
olduğu bir gerçektir.
Bu
yüzden, bu demokratik perspektifin çıkışında, gelişmesi ve yayılmasında en
büyük emek payı olan Kürdistan özgürlük hareketini ve önderi Sayın Abdullah
Öcalan’ı huzurunuzda saygıyla selamlıyoruz!
Asuri/Süryani/Keldani
halkı tarihi süreci içerisinde, insanlık medeniyetinin beşiği olan Mezopotamya’da
siyasal, sosyal, askeri strateji, kültürel, edebiyat, bilim, mimari, ekoloji ve
sanatta yaptığı icatlarlar ve gelişmelerle bölgenin zenginleşmesine, insanlığın
ilerlemesine ve kendi tarihini yazmasına neden olmuştur. . Tarih süreci içinde
ömrünü dolduran Asur İmparatorluğunun çöküşüyle birlikte halkımızın ta
Sümerlerden başlıyan siyasal iktidarı da yitirilmiş oldu.
Siyasi
iktidarını yitiren halkımız, Hristiyanlığın çıkışını kendisine kurtuluş yolu
olarak görmüş, bu inancı kendisine yaşam felsefesi olarak algılamıştır. Ve
günümüze kadar bu felsefeyle dilini, kültürünü, inancını, yaşamını örgütlemiş
ve ayakta tutmuştur.
Halkımız,
zaman akışı içinde, Mezopotamya’nın zengin coğrafyasını istilaya gelen bütün
işgalci güçlerin ve islamcı saldırganlığın gazabına uğramış,’’Katli
Vacip’’fetvasıyla serbest olarak görülüp baskı, zulüm talan ve yağmalarıyla
kırılmış, kesilmiş ve soykırımlara uğratılmış, katledilerek halksal sayısı en
asgariye düşürülmüştür.
Bunca
haksızlıklara rağmen halkımız, Hristiyanlık inancını değiştirmemiş, hiçbir
sömürgeci gücün işbirlikçisi olmamış ve Ortadoğu özelliğinden taviz
vermemiştir.
Osmanlı
İmparatorluğun devamı olan, İttihat Teraki uluslaşma anlayışı adı altında, o
dönemin gerici Kürtlerini de kullanarak Ermeni, Rum ve Asuri/Süryani/Keldani
halklarına karşı, 1915 Soykırımı ve sonraki yıllarda uyguladığı asimilasyon
politikalarıyla, halklarımızı fiziki olarak tasfiye aşamasına getirmiş,
topraklarımıza, mal varlıklarımıza, tarihsel, kültürel ve inançsal
değerlerimize el koymuştur.
Bu
zihniyetle, kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan hemen sonra Kürt halkına,
farklı inanç taşıyan Hristiyan, Yahudi, Alevi ve Ezidilere katliamlar yapmış,
direnen Dersimli Alevi-Alevilere soykırım uygulamıştır.
Halkların
kanları, malları ve inkarları üzerine kurulan bu sistem, sürekli bir korku
piskolojisiyle yaşıyacaktı. Bu korkudan dolayı, kuruluşundan hemen sonra,
bağrında yaşayan bütün halkların dillerini, kültürlerini, inançlarını ve
tarihlerini yasakladı. Adeta, Türk ulus devlet mekanizması, bütün kesimleri
esaret altına almıştı. Bu zihniyet tek dil, tek din ve tek bayrak anlayışını,
herkese zorla empoze etmişti.
Bu
devlet anlayışıyla iktidara gelen bütün hükümetler ve bunların bir devamı olan
AKP’de aynı uygulamaları halklara, Sosyalistlere, devrimcilere ve demokratlara
karşı reva görmüş, hala da görmektedir.
Bu
şöven zihniyetin özelliği, farklılıkları zenginlik değil, çelişki aracı olarak
kullanıp, onları bir birine kırdıtma yöntemine gitmektedir. Eğer bugün;
Ortadoğu’nun birçok ülkesinde kaos, çelişki ve savaş varsa, tek ırk ve tek dine
dayalı ulus devlet anlayışından kaynaklanmaktadır.
Halkımızın
çoğunluğu bu anti-insan politikalar sonucu, Mezopotamya topraklarını terk edip,
Dünya’nın birçok ülkesine iltica etmiştir. Ancak her ne kadar topraklarından
uzakta yaşasada, sürekli yüzü toprağına, tarihine ve ardında bıraktığı
değerlere dönük, bir umutla yaşamaktadır.
Bir
halkın en büyük yaşam umudu, kendisini özgürce ifade edebilmektir! Umut’sa;
doğru bir perspektifle, verilen mücadeleyle yaratılır. Bu anlamda en umutsuz
dönemlerde, yaşam umudu doğar söylemi, Mezopotamya ve Anadolu topraklarında,
bir kez daha doğrulanmıştır:
Türkiye
Devrimci Hareketi, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ve diğer halkların Devrimci
Gurupları, tekçi, inkarcı ve şöven devlet analayışına karşı, Sosyalizim yolunda
geliştirdikleri mücadele ile bütün ezilmişlerin özgür yaşam umudu oldular!
Özellikle,
Kürdistan Özgürlük Mücedelesi kesintisiz olarak 30 yıldan fazla bir süredir,
yaşamın her alanında büyük fedekarlıklarla sergilediği tarihi direnişle, Türk
Devleti’nin halklara karşı uyguladığı soykırım, katliam, asimilasyon ve inkar
politikalarını tartışmaya açtırmış, bütün ezilen, ötekileştirilen ve farklı
görülen kesimleri, demokratik haklarını isteme aşamasına getirmiştir.
Halkımız
yarım asıra yakın bir süredir yaşadığı Diaspora ülkelerinde, herkes gibi
Kapitalist Modernite sisteminin sunduğu siyasal, sosyal ve kültürel yaşam
imkanlardan yararlanarak, siyasal, sosyal, kültürel, ve ekonomik alanlarda
önemli gelişmeler kaydetmiş bulunmaktadır.
Ancak
bu gelişmeler yanında; kaybetmekte olduğu önemli değerler de vardır.
Kapitalist
demokrasi anlayışı, genel topluma bireysel egoizmi hakim kıldığından, toplumun
menevi değer yargılarını yozlaştırmakta, özellikle Kapitalist Modernite
anlayışıyla ulusal ve toplumsal değerlerden uzak yetişerek şekillenen gençlik,
kendi toplumsal kültürüyle ciddi bir çelişki yaşamaktadır. Bu çelişki
gençliğimizi olumsuz, yollara sürüklemekte ve böylece halkımızın diasporadaki
geleceği tehlikeki boyutlara gelmektedir.
Kapitalist
Mödernite ortamında bu olumsuzlukları aşmanın yegane yolu, ulusal ve toplumsal
demoratik değerleri ön planda tutacak çok yönlü çalışmaların yapılmasıdır.
Ortadoğu’da
bütün ezilmişlerin yıllarca Arap milliyetçiliğine, gericiliğine ve
işbirlikçiliğine karşı biriken tepkileri, Arap Baharı denilen ayaklanmada
toplandı.
İnsanlar
eşitlik, özgürlük ve demokrasi umutlarıyla canlarını feda ederek diktatörlerin
saltana-tını yıktı.
Bütün
toplumsal dinamikleri yıllarca bastıran, bu diktatörlüklerin yıkılışları
elbette iyi oldu! Peki yeni süreçte Irak, Mısır, Tunus, Libya ve Yemen
halkları, demokrasiyle tanıştılarmı? Simalar değişmiş, ama mantıkta bir değişme
yok! . Bir sistemin demokrasiye geçebilmesi, toplumun bütün katmanlarına
tanıdığı eşit haklarla gerçekleşir.
Mısır’da
şekillenen Mursi hükümeti emekçilere, kadınlara, gençlere ve 20 milyon nüfüsa
sahip hristiyan Kupti halkına, eşit hak tanıdı mı?
Aksine,
onları daha fazla baskı altında tuttu. Bu nasıl bir Bahardır?
Kapitalist
Modernite’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin önemli ayağı olan, AKP hükümeti, 10
yıldır iktidarda olmasına rağmen, Türkiye’ye demokrasi getirebildimi?
AKP
hükümetinin, Roboski katliamını mahkeme kararıyla meşru göstermek, Kürdistan’da
yapılan kitlesel eylemlerde, 1. Mayıs alanlarında, Taksim Gezi Parkında ve
yurdun her tarafında halk kitlelerine karşı uyguladığı şiddetle, binlerce
insanı, seçilmiş milletvekillerini cezaevlerinde tutmakla, nasıl bir illeri
demokrasi anlayışına sahip olduğu ortadadır!
AKP
hükümeti, Suriye Baas rejimine karşı, desteklediği çeşitli muhalefetle, Suriye
halklarına nasıl bir demokrasi getirecek?
Suriye’de
yaşananlara bakıldığında halkların başına demokrasi değil, felaket getirlmiş!
Bunların
yaptığı; iktidar, din, mezhep ve çıkar çatışmasıdır ve görülen odur; Büyük
Ortadoğu Projesi’nin, şekillendirdiği yeni yeşil sistemler, mantıkları gereği
iflas etmiştir:
Aslında
bunlar; Kapitalist Modernite’nin, Ortadoğu’da geliştirdiği birer anti-demokratik
hareketlerdir.
Bu
tip hareketlerin zihniyeti 19. asırdan, günümüze kadar, Ortadoğu’da tarihleri,
halkları, emekçileri, kadınları, gençleri, dil ve kültürleri, inanç ve
mezhepleri ve ekolojiyi boğma noktasına getirdi.
Ortadoğu’da
bu zihniyetin acılarını yaşamın her alanında Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da
yaşamkta olan halkımızın nüfusu, bu yüzden çok azaldı. Dolayısıyla halkların
zararına olan, bu anti-demokratik, faşist, fanatik ve tekçi zihniyetleri
elbette tasvip etmiyoruz.
Kürdistan
Özgürlük Mücadelesi’nin, ezilenlere yönelik pratiğine; BDP ve DTK’nın Kürdistan
ve
Türkiye genelinde her yönlü kazandırdıklarına; Suriye’de PYD ’nin halklara
karşı sergi-lediği yaklaşım ve geliştirmekte olduğu üçüncü demokratik
alternatif açılımına baktığımızda, Kürdistan ve Anadolu halklarını ’Kapitalist
Sömürü Modernite’nin bataklığından kurtaracak, demokratik haklarına
kavuşturacak anlayışın, demokratik modernite perspektifi, olduğunu görüyoruz.
Bu
perspektifin, bölge halkları, kadınları, gençleri, emekçileri, inançları,
mezhepleri, dilleri, kültürleri ve ekolojiyle uyumlu özgür, eşit ve demokratik
bir Ortadoğu Yaşam Felsefesi oldu-ğunu da görebiliriz.
Böylesi
bir felsefeyle, Ortadoğu halklarının ‘Demokratik Baharı’ gerçekleşebilir:
Bizler
insanlığın gerçeğini temsil eden bu perpektiften yola çıkarak, halkların ve
halkımızın, Türk Devleti tarafından gasp edilen demokratik haklarına
kavuşmaları, uğradıkları soykırım ve katliamların muhatabları tarafından
yüzleşmesi ve tanınması anlayışıyla, halkımızın onurlu ortamının bu olduğuna
inanıyoruz!
Bu
anlayışla, Sayın Öcalan’ın başlattığı barış ve demokrasi hamlesini destekliyor,
halkımızı bu hamlenin, bir parçası olarak görüyoruz.
Bizler
doğal konumumuz, inanç öğretimiz ve kültürümüz gereği hep ve her zaman barış
istedik, barışı destekledik. Herdayım bütün kesimlerin birbirleriyle çatışmalı
değil, barış ortamında olamalarını savunduk ve savunacağız.
Çünkü
barış ortamı; anaların gözyaşlarının dinmesine, gençlerin yaşamasına,
kadınların toplumsal röllerini daha iyi üstlenmesine, ve çocukların sağlıklı
yetişmesine vesiledir.
Böylesi
bir barış ortamında, halkımız’da, diğer halklarla birlikte, kendi topraklarında
daha iyi yaşama imkanı bulacaktır.
Bütün
mağdur kesimleri kucaklıyabilen bir barış hamlesi şüphesiz Mezoptamya/
Kürdistan ve Anadolu topraklarında, inkar edilen insanlık tarihinin, yeniden
kazanıldığı, tarihin bir kez daha halkların hakikatını doğruladığı ve
demokrasisnin önünü açtığını gösterecektir.
Bu
gün Kürt halkı, Demokratik Modernite perspektifiyle İran, Irak, Suriye ve
Türkiye’de demokrasinin temel dinamiği olarak Türkiye, Kürdistanda yapılan
demokrasi konferansları ve Omed’te yapılan Ortadoğu Kadın Konferansında ortaya
çıkan halkların demokratik tablosu, bu söylediklerimizi doğruluyor.
Ortadoğu
halkları 21. asırda, böylesi çoğulcu, katılımcı ve demokratik bir yaşam
istiyor!
Türk
devleti, PKK arasında başlayan barış sürecinin sağlıklı ilerlemesi, demokratikleşmeye evrilmesi için, AKP
tarafından yerine getirilmesi gereken hususlar:
Sayın
Öcalan’ın, Milletvekillerin ve diğer siyasi tutsakların tümünün serbest
bırakılması ve dışarda bulunan siyasilerin yasağının kaldırılması;
Yeni
karakol inşasının durdurulması, koruculuk sisteminin, jitem, özel polis, özel
mahkeme vb. yapılanmaların lağvedilmesi;
Faili-meçhul
cinayetlerin aydınlanması; Ülkenin doğasını tahrip eden barajların yapımının
durdurulması;
Anayasa’nın
bütün halkların kimlik ve demokratik hukuk eşitliğine göre yapılması;
Alevi,
Ezidi, Yahudi, İslam ve Hiristiyan inançların kutsallıklarına eşit mesafede
yaklaşılması ve bütün inançlara ait devlet tarafından gasp edilen mekan, arazi,
kitap vb. değerlerin iade edilmesi;
Savaş
gerekçesiyle devletin yakıp, yıktığı köylerin tekrar imar edilmesi veya
tazminat ödemesi; Mezopotamya/Kürdistan ve Anadolu halklarına karşı 1915 ten
2011 Roboskiye kadar yapılan bütün soykırımların, katliamların tanınması. Bir
daha da böylesi katliamların yaşanmaması düşüncesiyle, katliamlarla yüzleşmek
anlayışıyla birkaç merkezde anıtların yapılması.
Türk
Devleti’nin/AKP hükümetinin bu istemlere vereceği pozitif karşılıkla, barış
kalıcılaşır, demokrasi derinleşir ve herkes güven içinde yaşamını sürdürür.
Yeni
Anayasadan İstemlerimiz:
Asuri/Süryani/Keldani
halkı anayasada eşit vatandaş olarak kabul edilmesi;
Kendi
siyasi oluşumunu kurması, özgürce siyaset yapabilmesi. Kendi dilini yaşatması,
geliştirmesi
amacıyla, kendi okullarını açabilmesi;
Okul
kitaplarında Süryanileri hain olarak tanımlayan ibarelerin ortadan
kaldırılması;
Türk
Devletinin halkımıza yönelik cemaat tanımlamasından vazgeçerek, bizlere halk
ismimizle
hitap etmesi, kendi tarihini, kültürünü, özgürce geliştirebilmesi ve
tanıtabilmesi;
Azınlık
halk yerine, azınlık cümlesi kaldırılarak, halk olarak hitap edilmesi;
Hiristiyan
inancına mensup insanlara ‘Gayri Muslim’ değil, Hiristiyan olarak hitap
edilmesi; Halkımızın kendi topraklarına dönebilmesi için koşulların
yaratılması, geri dönenlerin yeni yaşama ayak uydurmaları icin daha önce bölge
halkı tarafından elkonulan mal-mülk ve değerlerinin geri verilmesi;
Mor
Gabriel Manastırı, Mor Evgin vb. vakıf mallarının iade edilmesi; Bu talepleriz,
gayet haklı ve demokratik taleplerdir. Bu talepleri red eden zihniyet,
eskisinde ısrar anlamına gelmektedir.
Bu
demeokrasi konferansları bizlere bilinen bir gerçeği bir daha göstermiştir ki:
Her
hangi bir halk, anti-demokratik, tekçi koşullar altında yaşamayı benimsemiyor
ve artık kendisine layık görmüyor.
Sonuç
olarak halklarımıza layık olan, ortak demokratik bir yaşam içinde olmaları ve
kendi halk sistemlerini oluşturmaları.
Onurlu,
özgür, ve demokratik bir yaşam, demokrasi ve özgürlük için direnen
halklarındır! Bu inanç, karalılık ve duygularla sizleri bir kez daha
selamlıyor, saygılarımızı sunuyoruz.
Brüksel,
29/30 Haziran 2013
Asuri/Suryani/Keldani
Halkının Konferans Delegesyonu
.
Almanya ve Orta Avrupa Asur Federasyonu/ZAVD
.
Holanda Asur Federasyonu/ZAVN
.
Asur Demokratik Örgütü/ADO
.
Mezopotamya Demokratik Değişim Partisi/MDDP
.
Fransa Asur/Keldo Federasyonu/AKFF
.
Belçika Mezopotamya Enstitüsü/MAAB
.
Süryani-Soykırımları Araştırma Merkezi/Seyfo-Center
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.