Sıtkı Şükürer ssukurer@gmail.com
İttihat Terakki ile birlikte Türkçülük ideolojisi ön
plana çıkarılmaya çalışıldı. Amaç hep aynıydı. Mümkün olduğunca elde kalan
topraklar korunmaya çalışılıyordu. Türkçülük toplumun “payı” olacak, aynı
zamanda “paydada” İslam yer alacaktı. Proje, zaten müsait olan siyasi
konjonktüre uygun olarak hayata geçirildi. Bir müddet sonra elde kalan
topraklar gayrimüslim nüfustan “arındırılmaya” başlandı. Cumhuriyet, bu fikri
takip etti. Neticede, o an için sanki başka türlüsünün olamayacağına dair bir
kararlılıkla, bu günlerde belki 20 milyon kişiye ulaşacak Ermeni, Rum, Yahudi
nüfus tasfiye edildi. Payda artık İslam’dı. Paya dair bazı sıkıntılar vardı.
Özellikle Kürt nüfusu Türkleştirmek zorluklar arz ediyordu. Bu insanlar
Çerkezler, Boşnaklar ve benzerleri gibi ülkenin yeni vatandaşları değildi. Kendi
topraklarında, kendi dilleri ve kültürleri ile yaşayan insanlardı.
****
Osmanlı emperyaldı. Bağlı olarak, çok kültürlü, çok dinli
bir yapıyı yönetiyordu. Fransız
ihtilali, etkilerini 19. yüzyılda imparatorluk toprakları üzerinde göstermeye
ve milliyetçilik akımları hız kazanmaya başlayınca, çok kültürlü yapının
muhafazası zorlaşmaya başladı.Abdülhamit’in sarıldığı çare İslam’dı. Ana
yapıştırıcı konusunda bir paradigma değişikliğiydi bu. Ancak Arap dünyasına
dair yaşanan hayal kırıklıkları, bu defa, çağın trendine uyumlu başka bir
yapıştırıcı aranmasına neden oldu.
İttihat Terakki ile birlikte Türkçülük ideolojisi ön
plana çıkarılmaya çalışıldı.Amaç hep aynıydı. Mümkün olduğunca elde kalan
topraklar korunmaya çalışılıyordu. Türkçülük toplumun “payı” olacak, aynı
zamanda “paydada” İslam yer alacaktı.Proje, zaten müsait olan siyasi
konjonktüre uygun olarak hayata geçirildi. Bir müddet sonra elde kalan
topraklar gayrimüslim nüfustan “arındırılmaya” başlandı.
Cumhuriyet, bu fikri takip etti. Neticede, o an için
sanki başka türlüsünün olamayacağına dair bir kararlılıkla, bu günlerde belki
20 milyon kişiye ulaşacak Ermeni, Rum, Yahudi nüfus tasfiye edildi.
Payda artık İslam’dı.
Paya dair bazı sıkıntılar vardı. Özellikle Kürt nüfusu
Türkleştirmek zorluklar arz ediyordu.Bu insanlar Çerkezler, Boşnaklar ve
benzerleri gibi ülkenin yeni vatandaşları değildi.Kendi topraklarında, kendi
dilleri ve kültürleri ile yaşayan insanlardı.
Bu her yönüyle zor denklem demokrasinin ikinci plana
alınmasıyla çözümlenmeye çalışıldı.
Yıllar yılları kovaladı.
Müthiş bir kültürel biçimlemeyle, radikal eğilimlere
savrulmasına müsaade edilmeyen bir İslam paydasıyla, aslında hepimizin Türk
olduğuna dair bir toplum yapısı inşa edilme gayretine girildi.Bu arada
paradigma yine değişmiş ve tüm dünyada demokrasi rüzgarları esmeye başlamıştı.Türkiye
20. yüzyılın sonlarından itibaren bu kervana dahil olmaya başladı.Demokrasi,
bir yönü itibariyle, kurmaca dünyamızın pullarının dökülmesi demekti.Herşey
tekrar aslını arayacak ve kaçınılmaz bir karmaşa yaşanacaktı.
Ancak ülke 100 yıl önce bıraktığımız yerde değildi.Cumhuriyetin
kendi ideolojisi uygun biçimlediği on milyonlar, geçmişten farklı olarak
denkleme dahil olmuştu.
Bu kitlelerin Türklüğe itirazı yoktu, dinle ilişkisi
mesafeliydi, bireyselliğini keşfetmeye ve 21. yüzyıla uyum sağlamaya
çalışıyordu.Toplumu oluşturan tüm kesimler “demokrasi acemisiydi”.
Her kesim bir diğerine temkinli yaklaşıyor, yeni
Türkiye’de ön alanlar tekrar “geçmişin ezileni” pozisyonlarına dönmekten kaygı
duyuyordu.
Bu arada muhafazakarlar 2002 yılından itibaren
iktidardaydı.Cumhuriyet değerlerine sahip kitleler, değişen ülke koşullarında
batı tipi evrensel değerler içeren demokratik bir paydaya rıza gösteren bir
eğilim sergileseler de, kendilerini siyasi planda ifade edebilecek tatmin edici
bir oluşuma sahip değillerdi.
CHP, aklı karışık bir parti görünümü veriyordu.
Kürtler, etnisik temelli gecikmiş bir rüyanın cazibesiyle
üniter yapıya dair gel-gitler yaşıyor, uluslararası konjonktürün kendilerine
sunduğu seçeneği aşan ve onu aratmayacak statü taleplerini dillendiriyordu.
AK Parti, kültürel kodları itibariyle, Batı
medeniyetinden neşet etmiş evrensel demokrasiye güvensiz yaklaşıyor, din, hatta
mezhep bazlı bir konsolidasyonun bu toprakların realitesi olduğu ihtimalini
zorlamak istiyordu.
Ülke, şu an itibariyle bir belirsizik ortamında.
İktidar savaşlarının kazanını olamayacağı aşikar.
Hiçbir tarafın, bütünün tamamını kendi bildiğince
yönlendirmesinin mümkünü olamayacağı giderek anlaşılıyor.
Dünya, gönüllerden geçse de, eskinin ihyası anlamına
gelecek neo Osmanlı modellerine geçit vermiyor.
Ülkeden gönderilen gayrimüslim nüfusun bugüne dair laik
kesimin özlediği demokratik paydanın güvencesi olacağı yeni yeni idrak
ediliyor.
Ancak, geçmişe hayıflanmak anlamsız. Zaten, hayat dönemin
şartlarına göre tecelli ediyor. Belki de bu sebepten her dönemin muktediri pragmatist
olmak zorunda. Bu, Abdülhamit için de geçerli, Mustafa Kemal Atatürk için de.
Şimdilerin muktediri Tayyip Erdoğan. Fakat tarihinde ilk
kez bu topraklarda, “demokrasi” olgusu da denkleme dahil oldu.
Beri yandan “benim doğrum hepimizin doğrusudur anlayışı”,
bir başka türlüsünü bilemediğimiz için, tarihin size çizdiği pragmatist
çerçevenin dışına taşmanıza sebep oluyor.Galiba şu anda Türkiye’de yaşanan en
büyük sıkıntı da bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.