Eyüp Can / eyup.can@radikal.com.tr
Peki bu gizli soy kodu ne işe yarıyor? En hafif tarifesini anlamak
için askerde Sinan'ın başına gelenleri okumanız yeter... Daha ilk gün sorguya
çekiliyor. Aç, susuz günlerce sürüyor sorgu… Sonunda bir gün dayanamayıp “Bu işte
bir yanlışlık olmalı günlerdir bana niye ninemi sorup duruyorsunuz” der. “İtiraf etmeni bekliyoruz” der subay. ‘İtiraf!’ Ürperir. Neyi itiraf
edeceğini bilemez! Arkadaşlarını sorsa anlayacak. Gerçi onların adını vermemek
için kendi kendisine yemin etmiş. Ama zaten onları soran yok. Sonunda daha üst
rütbeli bir komutan gelir ve Sinan’a Fatma diye bildiği hacı ninesinin aslında
Siranuş isimli bir Ermeni olduğunu söyler. Sinan’ın gözü döner, öfkeyle “Yalan
söylüyorsun” diyerek komutanın üzerine yürür.
***
Peki bu gizli soy kodu ne işe yarıyor? En hafif tarifesini anlamak
için askerde Sinan'ın başına gelenleri okumanız yeter.
Onu yıllar önce Diyarbakır’da tanıdım.
Adı Sinan.
12 Eylül öncesi lise yıllarında hem sol hem de Kürt hareketinin içinde
bulunmuş.
Ailesi dindar haliyle hayli tedirgin… Gözbebekleri gibi gördükleri
evin tek oğlunun başına bir şey gelsin istemiyorlar.
Sinan ise heyecanlı devrim hayalleri kuruyor. Okul bitince anne ve
baba bastırıyor:
“Ya evlen ya askere git!”
Sinan ikisini de istemiyor.
Baba çaresiz örgüte katılmasın diye gidip oğlunu askerlik şubesine
ihbar ediyor.
Sinan kargatulumba kendisini askerde buluyor.
Buluyor ama bir tuhaflık var.
Daha ilk gün sorguya çekiliyor.
Aç, susuz günlerce sürüyor sorgu…
Tek korkusu var:
“Örgütteki arkadaşlarımın ismini isterlerse ne yapacağım?”
* * *
Bir, iki, üç sorular hep aynı…
Önce kimlik bilgileri, sonra kimlik bilgileri sonra yine kimlik
bilgileri…
Doğum yeri?
Doğum tarihi?
Annesi?
Babası?
Dedesi?
Ninesi?
Bir de din ve mezhebi…
Her defasında nineye gelip duruyor sorguyu yapan subay…
Tekrar tekrar soruyor nineyi…
O da tekrar tekrar aynı cevabı veriyor.
Adı? -Fatma.
Adı? -Fatma.
Adı? –Fatma.
Başka bir adı var mı? -Yok!
Dini? -Müslüman.
Emin misin?
-Elbette eminim hacı ninem, beş vakit namaz kılar, üç ayları tutar.
* * *
Sonunda bir gün dayanamayıp “Bu işte bir yanlışlık olmalı günlerdir
bana niye ninemi sorup duruyorsunuz” der.
“İtiraf etmeni bekliyoruz” der subay.
‘İtiraf!’ Ürperir.
Neyi itiraf edeceğini bilemez! Arkadaşlarını sorsa anlayacak.
Gerçi onların adını vermemek için kendi kendisine yemin etmiş.
Ama zaten onları soran yok.
Sonunda daha üst rütbeli bir komutan gelir ve Sinan’a Fatma diye
bildiği hacı ninesinin aslında Siranuş isimli bir Ermeni olduğunu söyler.
Sinan’ın gözü döner, öfkeyle “Yalan söylüyorsun” diyerek komutanın
üzerine yürür.
Askerler zor zapt eder. Üstüne itaatsizlikten bir süre hücrede
tutulur.
İnanmaz, inanmak istemez.
Ta ki anne ve babası oğullarını görmek için ziyarete gelene kadar.
Aile de şoka girer.
Çünkü bu, ailede asla konuşulmayan bir sırdır. Siranuş genç bir kızken
1915’te tüm ailesi katledilir.
Sinan’ın dedesi bu yeşil gözlü güzel kızı himayesine alıp Müslüman
yapar ve evlenir. Ama bu bilgi ailede sır olarak kalır.
Aile oğullarının karşısına bu bilginin askerde çıkabileceğini asla
tahmin etmez. Herkes perişan…
Yıllar sonra bana bu hikâyeyi anlatırken bile gözleri boncuk boncuktu.
“Hacı Fatma ninemin aslında Ermeni Siranuş olduğunu öğrenmiş olmama mı
yanayım?Ailemin yıllarca bu bilgiyi benden saklamış olmasına mı yanayım? Yoksa
Askerde Ermeni dönmesi olarak sorgulanmış olmama mı yanayım?”
İnsan yaşamadan ya da yaşayan birinden dinlemeden bazı şeyleri
anlayamıyor.
İlk Agos yazdı.
İki gündür Radikal’in manşetinde.
Meğer yüce devletimiz Lozan’dan bu yana ‘gizli soy kodu’ tutarak
vatandaşlarını resmen fişliyormuş.
Rumlar 1, Ermeniler 2, Yahudiler 3, Süryaniler 4, Diğerleri 5…
Hani azınlık-çoğunluk, Müslüman-Yahudi, Alevi-Sünni, Kürt-Türk herkes
eşitti?
Fiilen eşit olmadığını biliyorduk, bu sayede resmen öğrendik.
Peki bu gizli soy kodu ne işe yarıyor?
Yetkililerden tek kelime açıklama yok…
Ama en hafif tarifesini anlamak için askerde Sinan’ın başına gelenleri
okumanız yeter. Soy kodunuza bağlı her şey?
Okulda, işte, sokakta, mahkemede, askerde soy numaranız neyse
tarifeniz o!
Lozan’dan bu yana vatandaşını potansiyel düşman gören bir devlet
zihniyeti.
Ne soysuz bir tarife!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.