Bugün Kemal Yalçın’ın ‘Haymatlos’ adlı yeni kitabını bitirdim… Bir çırpıda
okunup biten bir kitap…(İş Bankası Yayınları, 2011, resimli, 635 sayfa)
Tarihimizin hayırlı işlerinden birini anlatıyor bu kitap.Yani, Nazi
Almanya’sından kaçıp gelen ve Türkiye’de modern üniversite, mimarlık, müzik,
tiyatro kurumlarının inşasına katkı sunan bilim insanlarının ve sanatçıların,
onların ailelerinin öyküsü...
Kitap ağırlıkla Bischoff ailesinin ve Türkiye’deki modern
hukuk ve üniversite özerkliğine büyük katkı sunan Ord. Prof. Dr. Ernst Eduard
Hirsch’in öyküsü üzerine kurulu. Sadece bir kuşak kalmadı bu
coğrafyada.Almanya’dan gelen sürgünlerin bazı torunları da hala bu coğrafyada
yaşıyor. Tatlı ve bazı çok acı anılarla birlikte. Fakat benim için en acı olan
bu insanların aynı zamanda Varlık Vergisini, 6-7 Eylül olaylarını ve 1964 İnönü
son tehcirini de yaşamaları ve bu kez onların vatansız kalışları. En acı olanı
ise Prof. Edvard Zuckmayer’in 12 Mart Darbesi sonrası Balyoz Baskınları
sırasında Gazi Öğretmen Okulunda, kendisine yöneltilen namlular karşısında
uyanarak dehşet içinde kalarak kalbinin durması…
Prof. Edvard Zuckmayer Türkiye’de müzik öğreniminin
piridir. Birkaç kuşak müzik öğretmeni onun sıkı eğitimi ile yetişmiştir.
Ben de klasik müziği anlayıp, sevmeyi bu müzik
öğretmenleri sayesinde becerdim. Ve bu benim dünyamın en önemli parçalarından
biri oldu.
Dilerim bir gün Gazi Üniversitesi onun anısına bir
mütevazı büst koyar, görünür bir yere ve onun anısına toplantılar düzenler
doğum gününde..
Okullarda okuduğumuz birçok şarkı onun elinden çıkmadır. Koro müziği eğitimi
sayesinde, okul koroları da oluşmuştur onun verdiği eğitim ile…
Nazi Almanyası’ndan kaçıp, Türkiye’ye sığınan bilim ve
sanat insanlarının hemen hepsi ülkelerine dönerken, Prof. Zuckmayer Ankara’da,
Gazi Öğretmen Okulu’nda kalmayı tercih etti.Bütün dünyası müzik ve öğrencileri
idi.Müzik eğitimi kitaplarının hazırlanmasında da onun büyük katkısı oldu.
O Kadar mütevazı bir maaş alıyordu ki Zuckmayer, ayrı bir
ev kiralaması bile mümkün değildi. Onun için kendisine Gazi Okulunda bir oda
verilmişti. Orada yaşardı
12 Mart Darbesinden sona Türkiye’nin her yanında ‘Balyoz
Harekatı’ denen operasyon ile ev baskınları yapıldı; evler tek tek arandı.Bu
operasyon sırasında sayısız yazar, akademisyen, sanatçı da ‘şüpheli’ olarak
gözaltına alındı. Benim okuduğum iktisat fakültesinden maliye Profesörü Sevim
Görgün İktisatçı İdris Küçükömer, bu arada Yaşar Kemal, Çetin Altan başta,
sayısız yazar gözaltına alındı… Ankara’da Mete Tunçay, Baskın Oran, Ünsal Oskay
benim hatırladığım tanıdıklar arasındaydı. Ve en acı olan, bu sözde reform
hükümetinin başı bir başka eski akademisyendi: Prof. Dr. Nihat Erim…
Acaba, Türkiye’de üniversite kadar, içinden hain çıkmış,
kendi meslektaşlarını ihbar ile attırmış, kariyerini engellemiş, öğrencilerini
‘ikna odalarından’ geçirmiş, gözaltına aldırmış başka bir kurum var mıdır?
Prof. Dr Nihat Erim, sözde reformist olarak ordunun
meslektaşlarını’ hizaya getirip’ susturmasının siyasal sorumlusu!
Prof. Dr. Nihat Erim,1950 öncesi tek parti kalıntısı
CHP’nin parlayan yıldızı idi.
Prof. Dr. Hirsh’in oluşturduğu üniversite özerkliği 1948
yılında, onun akıl hocalığı ile ayaklar altına alındı.
Ankara Üniversitesi Rektörü onurlu bir direniş
sergileyince ‘milliyetçi gençlik’ tarafından neredeyse linç edilecekti.
Ankara Üniversitesindeki sosyalist eğilimli
akademisyenleri atmayı kabul etmemişti rektör.
CHP hükümeti ,çoğunluğuna dayanarak bir günde, üniversite
kurumunu Maarif Bakanlığına bağladı yasa değişikliği ile ve özerkliğe son
verdi.Faşistlerin boy hedefi olan öğretim üyelerinin kürsülerini iptal
ederek,onları kapı önüne koydu.Nazi Almanyası’ndan kaçan profesörlere kapı açan
Türkiye;bu kez kendi profesörlerini kovuyordu.Onlara kapılarını açan Fransız ve
Amerikan Üniversiteleri oluyordu.
Yine Prof. Dr. Nihat Erim’in ‘güvenlikçi’ aklı
ile,sosyalist basın artık çıkamaz hale getiriliyor, DP dışında bu muhalif
alternatif (B takımı) bırakılmıyordu.
Yine Almanya’dan gelen eğitimcilerin, sol eğilimli
akademisyen ve yazarlarla birlikte yarattığı,alternatif eğitim kurumu olan Köy Enstitüleri’nin ipini çeken de CHP
Yönetimi oluyordu.Çünkü bu okullar hümanist eğitimciler yetiştiriyordu,CHP
kadroları değil!Bu çocuklardan Mahmut Makal ‘Bizim Köy’ diye kitap yazınca;sadece
işinden değil,özgürlüğünden de olup hapse konuyordu.
Köy Enstitülerini bitirme işi ise DP tarafından
tamamlanıyordu.
Türkiye’de sadece askeri değil,’Sivil’ bir militarizm de
var.Nasıl istenen ‘ürünü’ vermediği için Köy Enstitüleri kapatıldı ise, İmam Hatip
okulları da aynı kaderi yaşadı.
Ve 28 Şubat Darbesi sonrası ,imam hatiplilerin önünü
keseceğiz,ortaokullarını kapatacağız diye,teknik ve meslek okullarının da ipi
çekildi.Korkunç bir ayrımcılık ve cahil bir elitizm ile yüz yüze kaldılar.
Ama tarihin garip bir tecellisi imam hatip okullarını
kurma şerefi de CHP’ye aittir.1960 sonrası ‘sol’ yükselirken,imam hatiplerin
önünü açıp, meslek eğitim kurumlarını ikinci palana iten Demirel
Hükümetleri’dir.
Ve nihayet,’dindar nesiller’ yetiştirme, projesinin öncüsü
Kenan Evren’dir. ‘Komünist olacaklarına dindar olsunlar’ diyerek, en fazla imam
hatip okulu açılan onun dönemi olacaktır.
Ama Köy Enstitüleri gibi imam hatip okulları da rejimin
verdiği ‘nesilleri üretmedi. İmam Hatipli sosyalist gençler de tanıdım,1975-80
fiili iç savaş döneminde, sayıları çok olmasa bile.
CHP, şu anda 50 öncesinin rotasına girmekten hala kendini
kurtaramadı. Ecevit nasıl ‘kanlısı’ MHP ile aynı rotaya girdi ise, 1999’da.
Şimdi de CHP aynı rotadan kendini kurtaramıyor.
Evet, Prof. Zuckmayer’in ölüm meleği de Prof. Dr. Nihat
Erim hükümeti oldu. 82 Yaşında idi.Bir gece dehşet içinde uyandı bağırtılar ve
kendine yönelmiş namlularla…
Asker ‘anarşist’ ‘eşkıya’
arama bahanesi ile Gazi Öğretmen Okulunu basmış, onun odasını zorla
açtırmıştı okulun hademesine. O da tir tir titriyordu; ‘orada yaşlı bir insan
var’ diyordu..
Askerler bağırıyordu:
‘Kimsin Sen,ne arıyorsun burada!’
Tam uyanamayan Prof. Zuckmayer ise, zaman, yer karmaşası
içinde,’geldiler, geldiler sonunda,beni götürmeye’ diye düşünüyordu; bir film
şeridi gibi kafasının içinde, sinagogların, kitapların yakılışı, insanların
evlerinden alınıp toplama kamplarına götürülüşleri geçiyordu.
‘Geldiler,geldiler sonunda’ diye düşünüyordu.
‘Naziler beni burada da buldu’ derken,müzik,insan, çocuk
sevgisi ile dolu kalbi duruverdi..
Son ‘Haymatlos’ işte böyle öldü…
Nazi ruhu eserken ülkenin üzerinde..
Teşekkürler Kemal, Zuckmayer’i bize yeniden hatırlattığın
için…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.