Zeynep Tozduman
Büyük düşünür ve öğretmen (malfono) Naum Faik,1868 Yılında Diyarbakır’da doğdu. 5 Şubat 1930 yılında Amerika’da acı dolu hayatına gözlerini kapadı. Ölümünün üzerinden 81 yıl geçti ama bu güne kadar Türkiye’de onunla ilgili tek bir kitap çevrilmiştir ( "Naum Faik ve Süryani Rönesansı" /Murat Fuat Çıkkı, Çeviren Mehmet Şimşek ). Diyarbakır’da doğumundan, Amerika’da ölümüne kadar verdiği yaşam mücadelesinde birçok eser bırakan Naum Faik bir yurtseverdir.
Büyük düşünür ve öğretmen (malfono) Naum Faik,1868 Yılında Diyarbakır’da doğdu. 5 Şubat 1930 yılında Amerika’da acı dolu hayatına gözlerini kapadı. Ölümünün üzerinden 81 yıl geçti ama bu güne kadar Türkiye’de onunla ilgili tek bir kitap çevrilmiştir ( "Naum Faik ve Süryani Rönesansı" /Murat Fuat Çıkkı, Çeviren Mehmet Şimşek ). Diyarbakır’da doğumundan, Amerika’da ölümüne kadar verdiği yaşam mücadelesinde birçok eser bırakan Naum Faik bir yurtseverdir.
Aynı zamanda O bir öğretmen (malfono), o bir aydın, dilbilimci,
gazeteci, Süryani rönenansını o topraklarda ilk başlatan insandır. Ne yazıkki,
Anayurdunda ve doğduğu yer olan Omid (Süryani mitolojisine göre Amed’in adı)
‘de bile tanınmayan bir yazar Naum Faik.
Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybeden büyük yazar
hayata çok erken atılmak zorunda kalmıştır. Çalışmak zorunda kalan Naum Faik,
1888’de Diyarbakır’da bulunan Süryani medresesinde öğretmenliğe ilk adımını
atar.1889 yılında ise Urfa’da Mor Petrus kilisesinde vekâleten öğretmenlik
mesleğini yapar. 1890’da tekrar Diyarbakır’a dönerek yeniden Süryani
medresesinde 4 yıl öğretmenlik yapmıştır. Çok küçük yaşlarda hayata atılmak
zorunda kaldığı için istediği eğitimi alamadığından, Beyrut’da bulunan
fakülteden eğitim almak amacıyla görevinden ayrılır. Tamda bu dönemlerde
Hıristiyanlara karşı müdahaleler başlar (20 Aralık 1895) Bu günler
Hıristiyanlar için zor günlerdir. Naum Faik’de yaşanan bu müdahaleler yüzünden
çok acı çeker 1896’da Beyrut’a büyük umutlarla gider, gider gitmesine de
Kudüs’te hayal kırıklığı ile tekrar anayurduna geri döner.
1904 yılında Diyarbakır’da üçüncü kez öğretmenliğe
başlar. 1908 yılında Osmanlı Devletinin yayımladığı bir kanunla Süryanilerde
bir uyanış başlar. Bu kanunun sağladığı yenilikler sonucu Naum, İntibah
(Uyanış) derneğinin hedef ve politikalarına uygun, yayım işlerini düzenleyip
bültenlerini yazmaya başlar. Bir yıl sonrada "Şark Yıldızı" adlı
Süryanice dergiyi, Diyarbakır’da yayınlamaya başlar. Hem öğretmenlik yapıp hem
dergi çıkaran Naum Faik bir yandan da Şemmaslık rütbesiyle Diyarbakır Meryem
Ana Kilisesindeki görevini yürütür. 24 yıla sığan öğretmenlik hayatında
Diyarbakır, Urfa ve Adıyaman’nın birçok kasaba ve köyünde anadil (Süryanice)
dersi veren yazarın ömrü hep çilelerle geçmiştir.
Anadilde eğitime büyük önem veren yazar çıkardığı dergi
ve gazeteler ile çok dilli bir coğrafyaya hizmet etmiştir. Türkçe, Arapça,
Süryanice olarak yayımladığı çok dilli gazeteyi Diyarbakır’da ilk çıkaran
kişidir.
2011 Türkiye’sinde ise BDP, anadilde eğitim hakkı ve çok
dilli belediyecilik anlayışı ile Naum Faik’in yaktığı meşaleyi şimdi Kürt halkı
taşımaktadır. O toprakların kaderi midir? Kederi midir? Bilinmez ama aradan
yüzyılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, hala çok dilli anlayış kamu kurum ve
kuruluşlarında hayata geçmemiştir. Belkide, Diyarbakır’In havasından, suyundan
olsa gerek. O toprağın çocukları hangi halktan gelirse gelsin direnişçi bir ruhla
doğarlar. Naum Faik, yoksulluk ve halkına salt Hıristiyan oldukları için
yapılan müdahalelerin yarattığı bütün olumsuzluklara rağmen mücadele etmekden
hiçbir zaman vazgeçmeyen bir yurtseverdir. Fransız Devrimin ‘ulus’ ve ‘ulus
–devlet’ düşüncesinden etkilenen zamanının öteki lider kişilikleriyle (Harputlu
Aşur Yusuf ve Senharip Bali ) ile beraber Süryani halkını bir ulus düşüncesinde
toplamak için çok emek harcamıştır.
1911’deki Trablusgarb savaşı (Osmanlı-Türkiye)’nda burada
yaşayan Süryanilere yapılan baskı ve eylemler büyük korku salmıştı yüreklerine.
Bunun sonucu Süryaniler kafile, kafile göç etmek zorunda kalmıştır
anayurtlarından. Ama Naum Faik’n çok sevdiği Diyarbakır’I terk etmesinin en büyük nedeni, 1911’de
iktidarını pekiştiren İttihat ve Terakki hükümetinin ülkedeki muhalefeti
susturmak ve sindirmek amacıyla başlattığı kampanyalar ve hayata geçirdiği yeni
dernek yasasıyla kurduğu baskılardır. Bu baskılara bir yıl dayanabilen Faik,
istediklerini hayata geçirmek uğruna, 1912’de Diyarbakır’ tan göçeder.
Biliyordu ki "O GİTMEZSE HALKI GİDECEKTİ".
22 Eylül 1912’de Ailesi ile birlikte Beyrut’a oradan da
Amerika’ya gitmiştir. Bu halkın payına bu güne kadar o coğrafyada hep gurbet,
hep acı düşmüştür. Diyarbakır’ın ve Süryani halkının sosyal hayatına katkısı
olan Naum Faik, Amerika’ya gitmek zorunda kalışıyla Omid yiğit bir evladını
kaybeder.
44 Yaşında Amerika’da yeni bir hayata başlayan yazar
orada da halkı için anayurdu ve Diaspora’da yaşayanlar arasında köprü kurmak
adına "Bethnahrin" Mezopotamya adlı gazeteyi yine
Süryanice-Arapça-Türkçe dillerinde çıkarır. Bir yandan da gurbette yaşayan
Süryani gençlerine Süryanice öğretir. Bu dönemde Ömer Hayyam’n Rübailer’ini Süryanice’ye
tercüme eder. 1930 yılının 5 Şubat günü 2.kez yakalandığı zatürre hastalığı
nedeniyle 62 yaşında hayata gözlerini kapar. Süryani ulusçuluğunu gençler ve
halkı arasında gelişmesine neden olan Naum Faik yaşarken değeri bilinmeyen bir
yazardır.
Hayatını kendi halkına ve geleneğine adayan Süryani
kahramanını Diyarbakır ve Türkiye halkları ise onun vatanseverliğini anlatan şu
dizelerle tanıyacaktır;
"Sende doğdum sende ölmek isterim ey vatanım
Eylerim arzu turabında gömülsün bu tenim"
Tıpkı,7 Ağustos 2009’da yitirdiğimiz Ermeni asıllı büyük
ozan Aram Digran gibi bu dünyadan göçüp giderken son arzusuydu Diyarbakır’a
gömülmek. Ne Aram Digran’nın nede Naum Faik’in son dileğini yerine getiremedik.
Bir mezarı bile çok gördüğümüz yazar ve sanatçılarımıza Diyarbakır ve
Türkiye’nin bir borcu vardır. Mezopotamya tarihine kalıcı eserler bırakan bu
aydınlarımıza bir karış toprağı bile çok görenleri bir gün gelecek tarih
yargılayacaktır.
Diyarbakır’ın aydınlanmasına katkı sağlayan bu yazara
Aralık 2009’da, Sur belediyesine bağlı bir sokağa Naum Faik ismini veren
Süryani dostu Sur belediye başkanı Abdullah Demirbaş’tan Süryani halkının ve
biz aydınların bir talebi var. Naum Faik’in doğduğu evi kamulaştırıp, bir Naum
Faik müzesi yapalım hep birlikte diye düşünüyorum. Avrupa’dan ve dünyanın her
yerinden gelecek Süryanilerle renk, renk kuşatalım Sur ilçesini. Haydi!
Türk’üyle, Kürdü’yle, Arabı’yla, Süryani’siyle, Ermeni’siyle, Rumu’yla her
renkten çiçek bahçesine çevirelim bir kez olsun Diyarbakır’ı. Herkes kendi dilinde
söylesin türkülerini, seslerimiz karışsın birbirine. Aynı acılar süzgecinden
geçen halklarla, güneşin ve ışığın çocukları aynı halaya duralım Omid’de.
Ezilen halklarla yan yana duran değerli başkanımız
verilmiş Sözünüz olsun şimdiden, Bundan bir asır öncesi tıpkı sizin gibi Ana
dilde eğitim ve çok dilli anlayışı savunan ve sürgünler yaşayan Naum Faik’i 5
Şubat 2012’de doğduğu evin restorasyonu bitmiş ve belediye bünyesinde 1 haftaya
yayılan etkinliklerle analım. Ne dersiniz?
http://www.aykiridogrular.com/haber-3869-Diyarbakirli-Naum-Faik-ve-Suryani-Ronesansi-1868.html#.UvKNRPl_uWZ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.