Erdal Şafak
Rusya, herhalde sıkça duydunuz veya okudunuz, Kırım'a Kosova'yı emsal gösteriyor. Batı ise bu görüşü "Sui generis" ilkesini hatırlatarak reddediyor. "Sui generis", Latince bir deyim. "Nevi şahsına münhasır", "Kendine özgü", "Eşi olmayan", "Biricik" anlamına geliyor... Her şey BM'nin 1514 sayılı kararından kaynaklanıyor. 14 Aralık 1960'ta BM Genel Kurulu'nda kabul edilen bu kararda hem "Halkların selfdeterminasyon hakkı" tanınıyor, hem de "Sınırların değişmezliği" ilkesi vurgulanıyor.Aslında 1514 sayılı karar Afrika'daki kolonilere bağımsızlık yolunu açmayı amaçlıyordu. Yani o güne kadar sömürge yönetimi altında yaşayan halklar, "Self-determinasyon" hakkıyla artık bağımsızlıklarını ilan edebileceklerdi. "Sınırların değişmezliği" ilkesiyle de, sömürge döneminde çizilen yapay sınırların korunması, böylece toprak savaşlarının önlenmesi amaçlanıyordu.
***
Gerçi atı alan çoktan Üsküdar'ı geçti ama Batı ile
Rusya'nın Kırım kriziyle ilgili tezleri devletler hukukunun aslında nasıl
içinden çıkılmaz bir labirent olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Rusya, herhalde sıkça duydunuz veya okudunuz, Kırım'a
Kosova'yı emsal gösteriyor. Batı ise bu görüşü "Sui generis" ilkesini
hatırlatarak reddediyor.
"Sui generis", Latince bir deyim. "Nevi
şahsına münhasır", "Kendine özgü", "Eşi olmayan",
"Biricik" anlamına geliyor.
Batı'ya göre, Kosova'nın bağımsızlık ilanı "Sui generis".
Yani, başka örneği yok ve emsal oluşturamaz.
Gerçi Kosova da Kırım gibi parlamento kararıyla tek
taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti, hatta daha sonra bu kararı halka
götürmeyi bile aklından geçirmedi. Ama Batı, Belgrad yönetiminin bölgedeki Arnavut
çoğunluğa uyguladığı baskıların tek yanlı bağımsızlığa meşruiyet kazandırdığını
savunuyor. Rusya ise bu gerekçeye omuz silkip geçiyor.
Sorun şu: Dünyada özellikle Sovyetler Birliği'nin
dağılmasından ve Yugoslavya'nın tarihe karışmasından sonra o kadar çok
"Sui generis" ile karşılaşıldı ki...
***
Abhazya, Güney Osetya, Dağlık Karabağ, Transdinyester,
hepsi birer "Sui generis"...
Eritre, Güney Sudan, Somaliland, hepsi birer "Sui
generis".
Hatta, KKTC de bir "Sui generis".
Ve "Sui generis"ler birikiyor, birikiyor,
zamanla emsale dönüşüyor. Emsalden de devletler hukukunda içtihada...
Niye bu kadar "Sui generis" var? Cevap: Her şey
BM'nin 1514 sayılı kararından kaynaklanıyor.
14 Aralık 1960'ta BM Genel Kurulu'nda kabul edilen bu
kararda hem "Halkların selfdeterminasyon hakkı" tanınıyor, hem de
"Sınırların değişmezliği" ilkesi vurgulanıyor.
Aslında 1514 sayılı karar Afrika'daki kolonilere
bağımsızlık yolunu açmayı amaçlıyordu. Yani o güne kadar sömürge yönetimi
altında yaşayan halklar, "Self-determinasyon" hakkıyla artık
bağımsızlıklarını ilan edebileceklerdi.
"Sınırların değişmezliği" ilkesiyle de, sömürge
döneminde çizilen yapay sınırların korunması, böylece toprak savaşlarının
önlenmesi amaçlanıyordu.
***
Afrikalılar bağımsızlıklarına kavuştular (Kıtada şu anda
55 bağımsız devlet var) ama BM'nin 1514 sayılı kararı yürürlükte kalmaya devam
ettiği için başta Avrupa olmak üzere başka kıtalarda yer aldıkları devlette
azınlık ama yaşadıkları bölgede çoğunluk olan etnik gruplar bu karara dayanarak
bağımsızlık talep etmeye başladılar.
Devletler hukuku açısından en ilginç gelişme,
"Sınırların değişmezliği" ilkesinin geçirdiği evrim.
Yine Latince "Uti possidetis" deyimine dayanan
"Sınırların değişmezliği" ilkesi, aslında "Savaşta kazanılan
geri verilmez" anlamına geliyordu. Tam deyim şöyle: "Uti possidetis,
ita possideatis". Yani, "Neye sahiptiyseniz ona sahip
olacaksınız."
Kırım krizinin içinden çıkmak zor. Ama bir gerçek var:
Savaş, silahlı diplomasidir. Diplomasi ise silahsız
savaştır. Ve savaşta kazanılan geri verilmez.
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2014/03/21/kirim-ve-hukuk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.