Cumali Özbek cuma_alim-1472@hotmail.com
Cumhuriyet’in
hemen sonrasında Anadolu’da gayrimüslimlerin dolaşım özgürlüklerinin
engellenmesi ve evlerine el konması süreci özellikle Yahudi evlerinin basılması
ve linç girişimlerinde bulunulması ; 1934 Trakya olayları , 1942 Varlık Vergisi,
1955’de 6 Eylül saldırısına kadar ulaşmaktadır. Sonraki yıllarda 1964’deki
zorunlu mübadele ve ardından 1974’de vakıf mallarının müsaderesine yönelik
sistemli çabalar; gayrimüslimler ve devlet
ilişkisinin, hiç de basit bir vatandaşlık meselesi olmadığını ortaya
koymuştur. Buradaki konu belirli vatandaşların haklarını alıp almamaları değil;
bu kişilerin ‘vatandaş’ olup olmadıkları şeklinde tezahür etmiştir... en temel
sorun azınlıkların uluslararası politikada aktörel düzeyde fazla önemsenmiyor
olmasıdır. Özellikle azınlık statüsü altındaki etnik veya dini grupların bu
konuya ilişkin mekanizmaların yaptırımları insan hakları çerçevesinde yapılıyor
olması gerekse uluslararası örgütlerin bu konudaki teşkilatlanma ve yaptırım
eksiklikleri çözülmesi gereken büyük bir sorun haline gelmiştir.
***
Türk
dünyasında Gayrimüslim konusu ilk kez Osmanlı Devleti zamanında ortaya çıkmış
bir olgu değildir. Daha Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde Müslüman
Türklerle Müslüman olmayan kimi topluluklar birlikte yaşamaya başlamış ve konu
Türk dünyasının gündemine girmiştir. Ancak Selçuklu Türkleri bu konudaki
esasları daha önceki Müslüman Arap devletlerinden almıştır. Onlar da
Gayrimüslim sorununun esaslarını İslâm Hukuku’nun ilgili hükümlerine
dayandırmıştır.
Bu gruplar
gerek Osmanlı gerekse Selçuklularda azınlık statüsünde yer almışlardır.
Ancak o
dönemde bu tür gruplara hoşgörü politikasıyla yaklaşılmış ve kontrol altına
alınmaya çalışılmıştır. Ne var ki Dünyanın neredeyse üçte ikisini sömürge
yapmış olan Avrupa devletleri, bu yüzyıllar boyunca Osmanlı topraklarında
yaşayan çeşitli etnik ve dinsel gruplar arasında sürekli olarak milliyetçilik
propagandası yapmıştır. Ayaklanmalar başladığı zaman da doğrudan bu grupların
yanında yer almış ve bunun sonucu olarak önce Sırbistan, arkasından Yunanistan,
Bulgaristan, Romanya ve diğer Balkan devletleri birer birer ayrılıp bağımsız
olmuştur.
Osmanlı Devleti, Gayrimüslimlerle ilgili
bu tür düzenlemeleri daha çok Avrupa devletlerinin müdahalelerini önlemek
amacıyla yapmıştır. İmparatorluk yıkılırken Osmanlı yönetimleri, sorunu çözmek
bir yana, daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir duruma getirmişler ve bu sorun
bütün yönleriyle Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalmıştır.
Türkiye
cumhuriyeti kurulduğunda ise azınlıklara yönelik yaptırım veya halk hareketleri
pek görülmemiştir. Çünkü o dönemde azınlıklar statüsünde yer alan ve kendini
vatandaş olarak tanımlayan her kesim vatan müdafaasına katılmış ve yeni
cumhuriyetin kurulması esasında büyük emekler harcamışlardır. Özellikle
Yahudilerin ve gayrimüslim statüsünde gösterilen etnik ve dini grupların da
kurtuluş savaşındaki katkıları akabinde gelen zaferle beraber halkla ortak
sevinçleri, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda bir sıkıntı yaratmamış ve halk bu
konuda farklılık veya ayrışma yaratmamıştır. Özellikle Lozan Barış Antlaşması'nda azınlıklar, Müslüman
olmayanlar olarak belirlenmiş ve tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edilmiş ve
hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtilmiştir.
Antlaşmanın 40. maddesinde şu hüküm yer
almıştır: "Müslüman olmayan
azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada,
öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden
yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü
hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer
öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi
dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında
eşit hakka sahip olacaklardır." 42.maddenin 3.fıkrasında ise ;“Türk
hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve
öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir.”
Denmiştir. Ne var ki gelecek yıllarda
özellikle 1934 yılı batı Trakya
olayları bu hoşgörü ortamının bozulmasına ve yeni milliyetçilik akımının önem
kazanmasına neden olacaktır. Sonraki dönemlerde de bu örnekleri çoğaltmak
mümkündür. Birkaç örnek vermek gerekirse; Türkiye’de devletin gayrimüslim
azınlık cemaatleri karşısındaki tavrının tesadüfi veya Konjonktürel olduğunu
düşünmek bu dönemlerde pek mümkün olmamıştır.
Cumhuriyet’in
hemen sonrasında Anadolu’da gayrimüslimlerin dolaşım özgürlüklerinin
engellenmesi ve evlerine el konması süreci özellikle Yahudi evlerinin basılması
ve linç girişimlerinde bulunulması ; 1934 Trakya olayları , 1942 Varlık Vergisi,
1955’de 6 Eylül saldırısına kadar ulaşmaktadır. Sonraki yıllarda 1964’deki
zorunlu mübadele ve ardından 1974’de vakıf mallarının müsaderesine yönelik
sistemli çabalar; gayrimüslimler ve devlet
ilişkisinin, hiç de basit bir vatandaşlık meselesi olmadığını ortaya
koymuştur. Buradaki konu belirli vatandaşların haklarını alıp almamaları değil;
bu kişilerin ‘vatandaş’ olup olmadıkları şeklinde tezahür etmiştir. Nitekim aynı tarihsel süreçte çeşitli devlet
kurumlarının gayrimüslimlere ve vatandaşlığa yaklaşımı ve bu gerçeğin kanıtı:
“1940’larda, askeri okullara ve hatta sivil memuriyete giriş için verilen
ilanlarda ‘Türkiye Cumhuriyeti tebaasından ve Türk ırkından’ olmak ilk koşuldu.
1934 İskan Yasasında 6 kere geçen ‘Türk ırkının yanı sıra, sayamadığım kadar
‘Türk soyu’ geçiyordu. Bugün ise 4 Mayıs 2004 tarihli Resmi Gazete’ de çıkan
Yönetmelik, vatandaşlığa girmek için başvuranların ‘soy durumlarının
konsolosluklar, MİT, Emniyet ve valilikler tarafından araştırılacağını
yazıyordu.”(1) Böyle bir politika izlenmesi azınlıklar statüsünde yer alanların
ötekileştirilmelerine neden olduğunun kanıtıdır.
Genel olarak toparlamak gerekirse; bu
olaylar ve gelişmeler sürecinde yeni bir antisemitist dalganın oluşması
özellikle de Yahudi olaylarıyla başlayan bu gruplaşmaların büyümesi ve
çözülememesi durumunda geçmişte ve gelecekte de büyük bir sorun olduğu ve
olmaya devam edeceği kanısındayım.
Uluslararası politikada azınlık
sorunları:
İkinci Dünya
Savaşı’nın akabinde, ayrım gözetmenin yasaklandığı bir ortamda, azınlık hakları
ayrı bir şekilde ele alınmamaktaydı. 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
azınlık haklarında söz etmemekte, sadece ayrımcılığın önlenmesi ilkesine yer
vermekteydi. Aynı yıl BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen ulusal, etnik,
ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla
işlenen soykırım suçlarına ilişkin sözleşme, azınlıkların yalnızca fiziki
haklarını güvence altına almaktaydı.
1980’li yıllara gelindiğinde ise
azınlıkların korunmasının insan hakları çerçevesinde ele alınmasıyla
sağlanamayacağı görüşü hakim olmuş ve Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından
başlayan yeni dünya sisteminde, BM Genel Kurulu 1992 yılında “Ulusal, Etnik,
Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Ait Bireylerin Hakları” Bildirisi’ni kabul
etmiştir. Bildiriyle devletlere, azınlıkların haklarını ve çıkarlarını gözetme
görevi yüklenmiştir.(2)
1992 yılına
gelindiğinde ise azınlıklarla devletlerarasında arabuluculuk görevi üstlenmesi
için, AGİT bünyesinde “Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği” kurulmuş, ancak
sadece diyalog geliştirmeye yönelik bir yapılanması olduğu için etkili bir
organ olamamıştır.(3) her ne kadar bu konu üzerinde çalışmalar yapılmaya çalışılsa da şahsımca
buradaki en temel sorun azınlıkların uluslararası politikada aktörel düzeyde
fazla önemsenmiyor olmasıdır. Özellikle azınlık statüsü altındaki etnik veya
dini grupların bu konuya ilişkin mekanizmaların yaptırımları insan hakları
çerçevesinde yapılıyor olması gerekse uluslararası örgütlerin bu konudaki
teşkilatlanma ve yaptırım eksiklikleri çözülmesi gereken büyük bir sorun haline
gelmiştir.
CUMALİ
ÖZBEK
Kaynakça:
Türkiye’de
Gayrımüslim Cemaatlerin Sorunları ve Vatandaş Olamama Durumu Üzerine (*) Etyen
Mahçupyan Haziran 2004 s.14 )
Türkiye’de
Azınlık Sorununun Kökeni (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gayrimüslimler)Prof. Dr.
Yavuz Ercan*, s.2,6,14)
Uluslararası
Hukukta ve AB’de Azınlıkla Aslıhan P.
TURAN , Perşembe, 01 Nisan 2010, 09:20
(http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=625:uluslararas-hukukta-ve-abde-aznlklar&catid=113:analizler-sosyo-kultur&Itemid=151)
1) Baskın Oran – Birgün, 04/06/2004
2)
Hüseyin Pazarcı, op.cit. s 208
3) ) Halil Kalabalık, op.cit. s 276)
http://www.ulusalpost.com/turkiye-ve-uluslararasi-politikada-azinlik-sorunlari-414yy.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.