Sait Çetinoğlu
Ermeni devrimcileri, 1915 Soykırım sürecinde bir askeri operasyon
çerçevesinde toplanıp katledilerek kadim topraklarından kazındılar. Bu
operasyonun bir parçası olarak Sosyal Demokrat Hınçak partisi militanları ve
yöneticilerinden 20 ‘si düzmece Divan-i
Harpte 2-15 Haziran 1915tarihinde Beyazıt Meydanı'nda idam edildiler.
Paramaz son söz olarak arkadaşları adına: "Siz yalnız bizim vücudumuzu
ortadan kaldırabilirsiniz, bizim ideallerimizi asla, bu ideallerimiz yakın
gelecekte gerçekleşecek ve bütün dünya bunu görecek, ideallerimiz
sosyalizmdir..." sözleriyle, idam sehpasında sosyalizm ideallerini tekrar
eder.[1]
20 Hınçak partisi üyesinin idamı 15 Haziran 1915 günü, sabaha
karşı Harbiye Nezareti’nin önünde bulunan Beyazıt Meydanı’nda gerçekleşti. Kısangakhağanner
(Yirmi Darağacı) olarak tarihe geçen bu idam cezaları, şafaktan önce ve
büyük bir gizlilik içinde infaz edildi. Ermeni Apostolik Kilisesi’nden Kalust
Kahana son dakikada mahkûmların yanına alındı. Aceleye getirilen bu yargılama
ve idamların, Avrupalı güçlerin Ermeni katliamlarından Türk yetkililerini
sorumlu tutacaklarını açıklamalarından hemen sonra gerçekleşmesi bir tesadüf
değildi.[2]
Zamanlama ve hazırlık
Soykırım planının bir parçasıdır. Paramaz ve arkadaşları önceden hedef
seçilmişlerdir ve İstanbul günler öncesi bu olaya hazırlanmaktadır: 1915’in bahar ayları Hem Çanakkale
Savaşındaki kötü durum hem de Ermeni halkını toptan yok etmenin aracı olarak tehcir’in rasyonalizasyonu için yapılan
ırkçı-milliyetçi propaganda Türk toplumu içinde milliyetçiliğin ve hatta ırkçılığın
giderek yükselmesine yol açmıştı. Mayıs ayında, Ittihat’ın yayın organı Tanin’de
günlük bölümler halinde yayımlanmaya başlanan Bir Siyasi Komedi başlıklı
kitap, konusu itibarıyla Türk halkını tahrik etmek üzere hazırlamıştı. Mevcut
siyasal duruma göre, tüm hükümet karşıtı aktörlerin, Prens Sabahattin, Kürt
Şerif Paşa, Gümülcineli İsmail, Lord Kitchener, Venizelos, eski Yunan
Büyükelçisi Panas, Ermenilerden Sabah-Gülyan,
Paramaz, Varastad ve benzerlerinin yer aldığı dizi, Türk halkının milli
duyularım galeyana getirmek üzere kurgulanmıştı.[3]
1914 yılı Temmuz ayı
içinde, Talat Paşa’ya suikast düzenleme hazırlığı içinde oldukları iddiasıyla
Hınçak Parti üyesi ve taraftarı 120 kişi tutuklandı. Daha sonra sayıları 49’a
düşen tutuklu Hınçak partililerle ilgili olarak 11 Mayıs 1915 günü İstanbul
Divan-ı Harp’te görüşülmeye başlanan davada Haziran ayının ilk haftasında 20
kişinin idam edilmesi kararı alındı.[4]
“Müstakil ve muhtar bir Ermenistan teşkili için suikastlar tertip ettikleri
tespit olunan Hınçak Komitesi azaları” Kafkasyalı Paramaz namıyla maruf Mateos
Sarkisyan’la birlikte, doktor Bene Torosyan, emlakçı Aram Açıkbaşyan, hukuk
mezunu muhabir Vanlı Keğam Vanigyan, Bahçecik Ermeni okulunda öğretmen ve
yazar Yervant Topuzyan, tüccar Rupen Garabedyan, öğretmen Hovhannes Der
Gazaryan, öğretmen Tovmas Tovmasyan, Singer firması çalışanı Hagop Basmacıyan,
Murat Zakaryan, Mıgırdıç Yeretsyan, çadırcı Karekin Boğosyan, Armenak
Hampartsumyan, kunduracı Yeremya Manukyan, kunduracı Apraham Muradyan,
Giresunlu rençber Minas Keşişyan, terzi Sımpad Kılıçyan, kahveci Karnik
Boyacıyan, tıp öğrencisi Hırant Yegavyan, kuyumcu Boğos Boğosyan’ın yer aldığı
yirmi kişi arasında çok sayıda suçsuz insan bulunuyordu.[5]
Teodik, bir süre cezaevinde bu kurbanlarla birlikte
kalmış olayların tanığı olarak tarihe not düşmüştür. 07/20 Nisan
I915’te Almanak’ı yayımlayan Hovagimyan ile birlikte Divan-ı Harp’teki son
duruşmamda, bir sene hapse mahkûm olmuştum. Aynı gece, Büyük
Koğuş ’ta, yukarıda zikrettiğim [20’ler]
insanlarla kalarak, feci akıbetlerimi henüz farkında olmayan bu insanları teker
teker tanımanın burukluğunu yaşadım. Merkez Hapishanesi’ne naklolduktan bir ay
sonra, kendilerini bekleyen akıbetin farkına varıp, benden durumu Patrikhane
’ye bildirmemi istemişlerdi. Hapishanedeki rahip vasıtasıyla gerekeni yaptım
ise de. Patrik Zaven Hazretlerinin elinden pek fazla bir şey gelmiyordu. Hatta
Talât, Patrik Hazretleri’nin ziyaretini dahi kabul etmemekte ısrar ediyordu. Ve
hepsi 2/15 Haziran’ında, gün doğarken Divan-ı Harp binası önünde birer birer
asıldılar; Büyük Hülya uğruna kurbanı giden birçokları gibi. Kaderin garip bir
tecellisi olarak, bu yirmi kişinin idamından yedi ay sonra [Hovagimyan ] Sultan Bayazıt de
darağacına çekildi.[6]
Dönemin polis şefleri de
anılarında bu katliama yer vermeden geçmezler. II. Şube şefi savaş sonrası
hakkındaki suçlamalardan dolayı tutuklanarak Malta’ya sürgün edilen tahliye
sonrasında Kemalist dönemde Danıştay başkanlığına kadar yükselen Mehmet Reşat
[Mimaroğlu], “1914 senesinde bütün çalışmalarımız, hemen hemen
(Hınçagyan) — Çanlar Ermeni İhtilâl Cemiyetinin çok dehşetli bir teşebbüsünü
takip etmek içine münhasır kalmıştır. Balkan Harbi sonunda geçirdiği felâketten
ve tehlikeden ders alarak biraz toplanmağa, biraz kuvvetlenmeğe çalışan ve yine
idareyi ele alarak ve biraz enerji göstererek harp sonu Edimeyi Bulgarlardan
geri alan îttihadü Terakkiye karşı Hınçagyan lider’i Sabah-gülyan’m alenen gösterdiği
düşmanlığın cinayetkâr bir tezahürü olmak ve imparatorluğu yüreğinden vurmak
üzere o zamanki Hükümet erkânına bilhassa Talât ve Enver paşalara, karşı
hazırlanmış olduğu haber alınan suikasd tertibatı hakkındaki istihbarın
incelenmesi ve sonra da hareketin izlemesi ile çok uğraştık.”[7]
Mehmet Reşat, “Ermeni komitacıları, ihtilâl illerinde daha
sert ve az şuurlu olup hareketli geçinen zümrelerden ve bazı Avrupalılar
tarafından daha iyi beslenen ve daha kolay avlanan ve avantüre düşkün,
zekâları az adamlardan olmakla Balkan Harbinin Türkiye’ye çöktürdüğü yeis ve
füturdan [bezginlik] ve maddi zayıflıktan istifade etmek emeliyle meydana
atılmışlardı.” Sözleriyle Ermeni devrimcilerine karşı katliamı
gerekçelendirirken diğer yandan da Soykırıma giden yolda da tehciri meşrulaştırmaktadır: “Hükümet bir
taraftan (Hınçagyan) ların Hükümet erkânına suikasd hazırlamaları takibatîyle
meşgul olurken tutuşan dünya harbi yangını dolayısıyla bütün Ermeniler açıkça
düşman tavrı takınmışlar ve memleketin her tarafından Komitalar faaliyete geçip
halkın silâhlarını kuvvetlendirmişler ve Türkiye'nin harbe duhuliyle
[girmesiyle] beraber Vanda, Kozan ve Zeytin havalisinde, Mıışda, Karahisarda
isyanlar çıkarmışlar ve Rus ordusunun Şarkdan Türkiye’ye girmesini beklemekte
bulunmuşlar idi...”[8]
Mehmet Reşat anılarında, Ermeni devrimcilerin katliam sürecine geniş
yer vererek ayrıntılandırır: “1913 yılının sonlarında Hınçagyanların Köstence kongresi kuruldu. Burada
müstakil Ermenistan fikrini her vasıta ile neşir ve tamimine fakat mevcut
şubelerde hali hazır ve âsikar olan vaziyetlerini muhafaza eylemeğe ve
ihtilâlciliğe el altından çalışılmasına ve nihayet îttibadü Terakki Fırkasıyla
olan münasebetlerinin kat'ına [kesilmesine] ve bu cemiyete karşı gizli
mücadeleye girişerek onu iskat [düşürme] ve mahvetmek için hiçbir faaliyeti
esirgememeğe karar vermişlerdir.[9]
Merkezlerinin de Paristen Sofyaya naklini ve Hınçag gazetesinin de orada
yayınlanmasını temin etmişler ve umumî merkezleri üyeliklerine Sabahgülyan’ı
(asıl ismi Sahakyan’dır), Paramazı (asıl adı Karabağlı Mateos Serkisof’tur),
Vratstad’ı (Arşagoni)yi ve yedek üyeliğe de (K. Uzanyanı) ve (Süniki) seçmişlerdir ki, ileride arzedileceği üzere bunlar kongre
kararının parlak bir şekilde tatbikini temin için Osmanlı Hükümeti erkânına bir
suikasd tertibini de kararlaştırarak bu faaliyet için Paramaz, 1914 Ağustosunda Paristen İstanbula gelmiş
ve Paramaz’a iltihak etmek üzere İzmirden, Kafkasyadan iki Terrorist daha muvasalat
etmiştir. Bu teşebbüse girişmek iare bulunurlarken mektupları ve vesikaları
elde edilmiş ve kendileri de yakalanıp Harp Divanına verilmiştir.”[10]
“Anlaşılıyordu ki
Ermenilerin istediği ıslahat değil, Rus müdahalesi, bunun altımda Ermeni
muhtariyeti ve daha sonra da Ermeni tam istiklâli.. Nitekim 17 Eylül 1813 tarihindeki Köstencede
toplanmış olduğunu yukarıda söylediğimiz Hınçagyan Gosakçutyun kongresinde.
“600 yıldır mücadele ( ? !)
halinde mahvolmak yoluna giren Ermeni milletinin emelleri” artık büsbütün
açıklandı. ’Türkierin bu 1908 ihtilâlinden sonra da muntazam bir Hükümet
kurmağa muktedir bulunmadığı ve onun maksadının, Mebuslar Meclisinde de (sol)
cuları ve radikalleri ve onların içindeki küçük milletleri ezmek, mahvetmek
olduğu” söylendi ve sonunda da Ermeni milletinin istiklâli uğrunda sabit ve sabur [çok sabırlı] bir hareket
takip edilmesi ve hatta bu uğurda gayrı meşru ve bilfiil cidalci [mücadeleci]
ve İhtilâlci hareketlere girişmek siyaseti kabul olundu ve
mukarreratın[kararların] sonunda bu
müstakil Ermenistan fikri esasisi üzerinde duruldu.”Sözleriyle Mehmet Reşat, kararlardan muhbirleri
vasıtasıyla haberdardır ve Ermenilerin İTC yöneticilerine suikast
yaparak isyan edeceklerinden inanmaktadır.Derhal komiser Ali Rıza’yı
görevlendirir: “[B]ir sabah Reşat Bey beni
yanına çağırdı. Sözü hiç uzatmadan bana şu talimatı verdi:
—
Mısır’dan Hınçakyan komitesi erkânından (Faramaz) adında biri yarın İstanbul’a
geliyor, bu komitesi bir süre önce Rusya’dan İstanbul'a gelen Ermeni
fedaileriyle ve komitenin diğer üyeleriyle birleşerek burada suikast tertibiyle
meşgul olacaklarını öğrendik. Yarın yanma bu işlere yatkın becerikli iki
memur olarak Deniz merkezine gideceksin, Orada sarı saçlı orta boylu siyah
gözlüklü bir Ermeni bulacaksın. Bu adam bize sadakatle hizmet eden birisidir.
Kendisi Mısır'dan gelenleri size tanıtacaktır. Bu size tanıtılan herifleri
gece gündüz aralıksız izleyeceksiniz. Ketumiyette son derece dikkat
edeceksiniz. Bunların ikamet yerleri belli olduktan sonra size her gün gereken
talimatı yereceğim. Diğer taraftan onların temas ettiği kimseleri de izlemeniz
lâzımdır. Dediklerime iyice dikkat edin, herifleri tanıdıktan sonra bana gel
yeniden talimatımı alacaksınız, dedi.”[11]
Şef
Ali Rıza ertesi gün derhal işe koyulur. Sonrasında azılı bir takip süreci
izliyoruz. Ayrıntılar ve ağdalı anlatım bir ajan filmi senaryosuna taş
çıkaracak niteliktedir; Muhbir, ihbar ve ihanet ardı sıra gelir:
“Ertesi
sabah Galata yolcu salonuna gittim. Tarif edilen adının Arşadir olduğunu
öğrendiğim sarı saçlı siyah gözlüklü adamı buldum. Önce gelecek adamların
eşkâlini kabil olduğu kadar anlatmaya çalıştı, Öğleye kadar bekledik. Öğleden
sonra Hidiv kumpanyasının gemisi rıhtıma yanaşmaya başladı. Vapurdan çıkan
yolcuların arasında bulunan orta boylu yüzünün elmacık kemikleri çıkık birisi
çıkıyordu ki Ardaşir çıkanı bize işaretle belirtti. Adamı sanki hafızamızda
bir fotoğraf plakası varmış gibi iyice belledik. Adam vapurdan çıkınca bir
araba tutarak önce Taksim’e ve sonra da Tarlabaşında bir eve girdi Mısırlı
komiteci hakikaten görüntüsü itibarile birçok cinayi filmlerdeki canilere taş
çıkartacak derecede korkunç bir siması vardı. Tarlabaşındaki evde bir saat
kaldıktan sonra dışarı çıktı ve yürüyerek Taksim’deki Ermeni mezarlığı
yanındaki bir gazinoya girdi. Burada bir kahve içtikten sonra Galata’da Roman
hanına gitti. Orada da İM üç saat kaldıktan sonra ilk girdiği Tar- labaşı’ndaki
eve geldi. O gece adam evde iken birçok ermeniler de ziyaretine geldiler.
(Sonradan bunların Rusya’dan gönderilen komiteciler olduğu anlaşılamaktır)
Gözetleme ve izleme işlerinin gün geçtikçe çapı büyüdüğü için yanıma bîr iki
memur memur
daha aldım, Bu komitenin reisi Mısır'dan gelen bu herifti. İzlemelerimizde
gördük ki, bu adam hemen ekseri zamanlarını Taksimdeki Ermeni fukaraperver Cemiyeti namı altında toplanmış
olan bir Hınçak şubesinde vakit geçirmekteydi. Herif o kadar pervasızdı ki,
bazı akşamlar yanına topladığı ermeni gençlerile birlikte Beşiktaş’da Ihlamur
gazinosuna gidip orada Ermeni Milli marşlarını okutmak suretile hareketlerde de
bulunurdu. Böylece Tarlabaşı’nda ki evde üç gün kaldıktan sonra
Şişli’de bir apartmana taşındı. Burası daha tenha olduğu için pek göze batacak
bir halleri yoktu. Toplantılar burada devam ediyordu.”[12]
Şef ayrıntılı anlatımlarında bu kez başka bir muhbire geçer; Şef Ali Rıza’nın
da muhbirleri vardır. Bunlardan birinin Karabet Yegiyan olduğunu söyler. Yıldız
vaka’sından sonra ajanlaştırılmış biridir. Karabet, “İstanbul zabıtanında vazifelendirilmiş olup
kendisinden her gün Mısırdan gelen bu adamlara ait Polis Siyasi Şube müdürüne
gerçek ve taze haberleri vermekteydi… Biz hemen her gün
Karabet efendinin çok sıkı bir şekilde elde ettiği son derece önemli bilgileri alıyor ve onların hemen
hergünkü davranışlarından bu değerli bilgilerle haberdar olabiliyorduk. Aradan
geçen birkaç gün sonra bize verilen talimatta onların tutuklanacakları
sebebiyle ürkütülmelerine meydan vermemek için izlemeye nihayet verilmesi
talimatlandı. Hal böyle olmakla beraber bir onların kaçmalarına mani olmak üzere
çenberi daha dar tutmaya başladık… İki gün sonra hepsinin tutuklanması, emredildi.
Biz de verilen emri yerine getirdik…” Osmanlı emniyeti, Birinci
Dünya Savaşı’nın başlamasından bir ay önce, 16 Temmuz 1914’te büyük bir Hınçak
tutuklama operasyonu düzenledi.
Ali Rıza Şef, bu suikast timlerini “Mısır’dan
gelen suikastçi reis daima Hınçakyan komitesinin İstanbul Merkez başkanı olan
(Hamparsom Boyacıyan) diğer mahalli adile (Murad) ile temas etmekteydi.”
Sözleriyle Büyük Murad ile
ilişkilendirir. Oysa Bu davadan dolayı Hınçak
yönetimini eleştirenlerin başında, kendisi de partinin en önemli önderi olan,
ancak merkez yönetimine muhalif durumda bulunan, Osmanlı Meclisi’nde eski
Adana-Kozan Mebusu olan Hampartsum Boyacıyan da bulunuyordu. Dönemin İstanbul
Ermeni Patriği Zaven Der Yegyayan, “rafine ve ihtiyatlı” bir kişi olarak tarif
ettiği Boyacıyan’ın kendisine, Talat Paşa’ya suikast yapmak üzere 4 kişinin
İstanbul’a geldiğini, onları bu planlarını uygulamaktan vazgeçirmek üzere çaba
harcadığını anlattığını anılarında yazmıştı. Boyacıyan, yasal zeminde
mücadeleye devam edilmesinden yanaydı ve bu tarz suikastlar yöntemini doğru
bulmuyordu. Bu nedenle de parti yönetiminin dışında kalmıştı.[13] 16
Temmuz 1914 tarihinde tutuklanan 120 kadar Hınçak üyesi arasında Boyacıyan’da
bulunmaktadır . Yapılan soruşturmada bu suikast hazırlıklarıyla ilgisi olmadığı
anlaşıldı ve serbest bırakıldı. Zaten muhbirlervasıtasıyla alınan kararlardan
Osmanlı yönetimi haberdardır. Bu komplodan kurtulan Büyük Murad 24 Nisan
fırtınasından kurtulamayacaktır.
Düzmece divan-i harp tarafından 11 ay önce
İstanbul’da tutuklanan ve Talat Paşa’ya suikast hazırladıkları tespit edilen
Hınçak Partisi üyelerinden 20 kişi suçlu bulunarak 5 Haziran 1915 günü idama
mahkûm edilerek , 15 Haziran 1915’te Beyazıt Meydanı’na kurulan 20 darağacında
yapılan idamlar[14], zaten
korku içinde yaşayan Ermeni toplumu üzerindeki etkilerini tarif etmek
imkansızdır. Sonrasında çeşitli illerde
sürdürülen idamlar ve ölüm yolculuğu tehcir
ile 1915 Soykırım sürecinde Ermeni devrimcileriyle birlikte Ermeni halkı da
tarihsel topraklarından kazınacaktır.
Türkiye Sosyalizm
Tarihinde büyük bir parantez olan Ermeni devrimci hareketinin “Yaşasın
sosyalizm! Sözleriyle 100 yıl önce can veren bu yiğit evlatlarını saygı ile
anarken. Yıllar sonra düzmece Amasya İstiklal Mahkemesi kararlarıyla
idam edilen Pontoslu devrimcilerin sehpaya çıkarken söyledikleri “Aşk olsun
adaletinize!” sözleri, günümüze uzanan adaletsizliğin özeti gibidir.
Ek 1
İSTANBUL’DA idam
edilenler[15]
1.PARAMAZ :
Karabağ doğumlu. Partinin önde gelen isimlerinden. Diğer adı Mateos Sarkisyan
ya da Rodostolu Hampartsum Krikor. Muhtelif hareketlere iştirak etti. Van'ın
savunmasına iştirak ederek önemli rol oynadı. Göstermiş olduğu karamanlıklar
nedeniyle adına baladlar yazıldı. Ermeni-Tatar (Azeri) çatışmalarında idari
görevlerde bulundu. Müzakereler sayesinde iki tarafı arasında yakınlaşmayı
sağlamak için yoğun çaba harcamıştı. Kafkas Hınçag örgütüne üye oldu. Bir çok
eyleme katıldı, Kalitsin’e yapılan suikastın organizatörlerindendi. Bu sebepten
Rus hükümeti tarafından defalarca hapsedildi. Köstence'deki tarihi toplantıdan
sonra İstabul'a geldi ve uzun süren yargılamalar sonrasında 19 arkadaşı ile
birlikte ölüme mahkum edildi.
Dr. BENNE TOROSYAN (Bedros
Manukyan) : Kharberd’in (Harput) Hüseynig kasabasında doğdu. Yeprad Koleji’nden
(Fırat) 1903’te mezun oldu. Bir yıl kadar öğretmenlik yaptıktan sonra, Beyrut
Amerikan Tıbbiye’sinde okudu, ihtisasını ilerletmek amacıyla Amerika’ya gitti.
Meşrtiyet’ten sonra İstanbul’a gelerek mesleğini icra etti; aynı zamanda
toplumsal faaliyetlerini de devam sürdürdü.
ARAM AÇIKBAŞYAN :
Arapgir’de doğdu, 55 yaşındaydı; öğrenimini orada gördükten sonra İstanbul’a
geldi. Hukuk Okulu’na devam etti. Öğrencilik yıllarıda Murat, Aıpiyar, Cangül
ve diğerleriyle temasa geçerek, Hınçagların önde gelen isimlerinden Şmavun’un
Hınçag Fırkası tohumlarını serpmek için İstanbula gelmesiyle bu fırkaya üye
oldu. 1897’de Kumkapı nümayişinin tertipçileri arasındaydı. Hukuk diplomasını
almadan Avrupa’ya geçti; oradan Ermeni gençleri tertiplemek amacıyla Pokr
Hayk’a (Sivas ve Kapadokya yöresi) göndrildi. Yıllarca maceralı bir hayat
yaşadı; Şabinkarahisar ve Sepastiya’da (Sivas) bir çok fedakarlık gösterdi.
Yakın arkadaşı Taniyel Çavuş tanınmış fedai Aram’ın yardımcısıydı. 1905’te
Delege Meclisi kendisini Merkezi Yönetim üyeliğine seçti o bu görevi ömrünün
sonuna kadar ifa etti. Hayatını kazanmak için İstanbul’da
emlakçilik da yapıyordu.
KEĞAM VANİGYAN:Van’da doğdu, 20 yaşındaydı.
Yeramyan Okulu’nu bitirdi, İstanbul’da Hukuk Mektebi’nden 1913’te mezun oldu.
Talebe Cemiyeti’nin kuranlarındandır. “Gaydz” (Kıvılcım) gazetesinde yazarlık
ve “Hmçag” gazetesinde muhabirlik yaptı.
YERVANT TOPUZYAN :
Bardizag’da (Bahçecik) doğdu, 20 yaşındaydı. Burada öğrenim gördükten sonra
doğum yerinde ve Geyve köylerinde öğretmenlik yaptı. Çeşitli gazetelerde Panvor
(İşçi) nam-ı müstearıyla yazılar yazdı.
RUPEN GARABEDYAN (Vahan
Boyacıyan) : Çemişkezek’te doğdu, 40 yaşındadaydı. Kafkasya, Romanya,
Bulgaristan ve Amerika’da siyasi faaliyetlerde bulundu. Meşrutiyet’ten sonra da
İstanbul’a geldi ve ticarete başladı ve Çemişkezek’ten Mahalli İdare Meclisi’ne
mümessil seçildi.
HOVHANNES DER ĞAZARYAN :
1878’de Gesariya’da (Kayseri) doğdu. Öğrenimini orada gördükten sonra,
öğretmenliğe başladı. Daha çocuk yaşta Çello ve Jirayr’m nutuklarından
etkilendi. Onların mensup olduğu Hınçag Fırkası’na girdi. Fırka’nın değişik
delege kurullarına, Kilikya katliamı sonrasında ise Azad-Vostanik ile doğup
büyüdüğü Gesarya’nın savunmasına katıldı. Hınçagyanların Gesariya şubesinin
faal azasıydı.
TOVMAS TOVMASYAN :
Kilis’te doğdu, 27 yaşındaydı. Öğre-nimini orada gördükten sonra, öğretmenliğe
başladı; Halep’e geçti ve buranın Muallim Mektebi’nden mezun olduktan sonra,
yine Kilis’te öğretmenlik mesleğine devam etti. Hınçag Fırkası’nm buradaki
şubesinde aktif rol oynadı vel914’te İstanbul’a getirildi.
HAGOP BASMACIYAN :
Kilis’te doğdu, 40 yaşındaydı. Erken yaşlarda Hmçag Fırkası’na girdi;
eğitimciliğe başladı; 1902’de Lusasirats İlkokulu’nu (Işıksever) açtı. Sonra
hapsedildi, Kilikya (Başpatriği) Gatoğigos’unun Kilisi ziyareti vesilesiyle
affedildi. 1895 kıyımı ve Kilikya katliamları sırasında müdafilerin ruhu oldu,
bilhassa yaptığı silahlarla müdafada önemli rol oynadı. Hmçagların Kilis şubesi
başkanıydı, Singer firmasında çalışıyordu.
MURAT ZAKARYAN (Hagop
Ğazaryan) : Muş’un Tsıronk köyünde doğdu. Memleketi insanlarının mâruz kaldığı
acı ve ıstıraplar kendisini de, daha erken yaşta, karşı eylemlere itti.
Paramaz’m ayrılmaz arkadaşı ve Kalitsin suikastını faiDerindendi. Ermeni -
Tatar çarpışmalarına katıldı. 1914’te özel görevle yâni Talât Rejimini
devirmek için İstanbula geldi. MIGIRDİÇ YERETSYAN : 1873’te Abuçeh’de doğdu.
Öğrenimini Kharberd’de (Haıput) gördükten sonra ticaretle uğraştı. Meşrutiyetken
sonra Kharberd’in Hınçag Fırkası şubesine üye oldu. Talât’ın Ermeni düşmanı
siyaseti arifesinde, olmadık eziyetllere mâruz bırakılarak, İstanbul’a
getirildi.
KAREKİN BOĞOSYAN :
Şabinkarahisar’da doğdu. Açıkba- şyan’ın en sevdiği arkadaşıydı. Abdülhamit
rejimin hokum sürerken Kafkasya’ya geçti ve Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’a
geldi. Saraçhane’de çadırcılık yaptı. Arşavir Sahakyan suikastının baş
sorumlusu gerekçesiyle tutuklanıp, hapsedildi.
ARMENAK HAMPARTSUMYAN :
Denizli’de doğdu. 27 yaşındaydı. silah ve bomba yapımı konusunda, ihtisas
sahibi olmuştu, ünlü bir nişancıydı. 1914’te İstanbul’a geldiğinde bir ihbar
sonucu tevkif edildi. İttihad’a hainlikle suçlandı.
YEREMYA MANUKYAN :
Gesariya’nın (Kayseri) Tomarza kasabasında doğdu. Küçük yaştan İstanbul’a göç
ederek Hınçagyan saflarına katıdı. Mahalli ihtilal nümayişlerine katıldı.
Kunduracılık yapmıştır.
APRAHAM MURADYAN :
Kunduracı, Hınçagyan Partisisi üyesiydi.
MİNAS KEŞİŞYAN :
Diğer müstear adları Samsunlu Khaçig ve Sarı Minas’tı. Kayseri’de doğdu. 35
yaşındaydı. Çocuk yaşta Hın- çagyan Gusagtsutyun bayrağı altına mücadeleye
girdi. Ermeni-Tatar (Azeri) silahlı çarpışmalarında, Erivan ve Şuşi’de
mesuliyetli roller aldı. İri yarı cüssesiyle, daha ilk görüşte terörist kanaati
uyandrırdı.
SIMPAD KILIÇYAN (‘Angudi’
yâni ‘parasız’ Bedros): Bağeş’te
(Bitlis) doğdu, 30 yaşındaydı. Terzi olmakla beraber, silah kullanmakta
ustalaşmıştı. Tecrübeli bir Hınçag Fırkası üyesi olarak, Muş’ta ve Bağeş’te
siyasi faaliyet gösterdi
KARNİK BOYACIYAN : Şabinkarahisar’da
doğdu. 35 yaşındaydı. Erken yaşta İstanbul’a geldi ve kahvecilik yaptı.
Hınçagyan Fırkası saflarına katıldı.
HIRANT YEGAVYAN : Arapgir’li
Tıbbiye öğrencisi.
BOĞOS BOĞOSYAN : (Eğin)
Agın’lı (Eğin) kuyumcu, hayli ilerlemiş yaşında asıldı.
HIRANT AĞACANYAN :
28 yaşındaydı.
Erzurumlu Pastır- macıyan adına yazılan sahte bir mektubu mahsus adresine
postalanarak isyan girişiminde bulunmakla suçlanmıştı. Marzıvan Koleji’nden
(Merzifon) mezun olduktan sonra üç yıl Amerika’da ticaretle uğraştı, sonra bu
işe kardeşiyle birlikte İstanbul’da devam etti. İstanbul’dan sürgüne gönderilen
şehit Arşag Khazkhazyan’ın kayın pederinin oğluydu.
Ek 2
HAMPARTSUM BOYACIYAN (Büyük Murad)[16] :
1867’de Hacın’da doğdu. Mahalli ‘Mitsyal’ okulunda eğitimini tamamladıktan
sonra İstanbul’a geldi ve İdâdi Mektebi’nden mezun olarak Tıp Fakültesi’ne
girdi; fakat eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 1888’de faaliyete geçen
Sosyal Demokrat Hınçakyan (Hınçak) Partisi’nin kurucularındandır. Abdülhamit
rejiminin aşırı muhaliflerinden olup, Kumkapı’daki Sessiz Mitingi tertipledi ve
bunun sonucunda Atina’ya kaçtı. Parti’nin talimatıyla Kafkasya’dan Sasun’a
(Sason) geçti ve Avrupa’nın müdahalesi, 11 Mayıs Islâhat Fermam’nı için fırsat
yaratan 95 direnişini yönetti. Sasun halkı, kendisini kurtarıcı olarak kabul
etti; zirâ yöre halkı, kendi hayatının, malının ve namusunun nihayet emniyet
altına alındığına inanmıştı, tabii hiç olmasa bir müddet için. Bu direniş
süresince, Murad tevkif edilerek Bağeş (Bitlis) Hapishanesi’ne gönderildi.
Burada iki yıl kaldı; Muhakeme sonunda idamına hükmetti, ancak yabancı
ülkelerin baskısıyla cezası ömür boyu hapse çevrildi. 12 yıl Tripoli’de
(Trablus) hapis yatarak, sonunda Fransa’ya kaçmaya muvaffak oldu. Bir müddet
Paris’te kaldıktan sonra Amerika’ya geçti ve Ermeni cemaatinin coşkulu
nümayişlerine mahzar oldu. Meşrutiyet ilânı arifesinde, İstanbul’a geldi;
Kumkapı’dan Ermeni Milli-Yerel Meclis’ine delege, Osmanlı parlamentosu’na da
Adana'dan mebus seçildi. Meclis-i Mebusan’da gayrimüslimlerin silah altına
alınmalarına ve padişahın yetkilerinin genişletilmesine şiddetle karşı çıktı,
aynı şiddetle Kilikya felaketinin kınadı ve Türk mebusların tepkisini üzerine
çekti. Belediye Meclis üyesiydi; Daha önceki istibdat döneminde, Ermeni
Kurtuluş Mücadelesi uğruna darağacında idam edilen ölümsüz Jirayr Boyacıyan’ın
kardeşidir.
16 Temmuz 1914’teki tutuklamalarda
büyük darbe yiyen Parti, 24 Temmuz 1914’te İstanbul’da 3.
Kongresi’ni topladı. Kongrenin başkanı, birkaç gün önce tutuklanıp serbest
bırakılan Harutyun Cangülyan’dı. 31 yerel komitenin katılımıyla yapılan
kongrede, Türkiye merkez yönetimine “Büyük Murad” Hampartsum Boyacıyan, Nerses
Zakaryan, Harutyun Cangülyan ve Vahan Zeytuntsiyan seçildi. Köstence’de
yapılan kongrede dışlanan Boyacıyan, hemen hemen tümüyle etkisiz hale gelmiş
bulunan örgüte sahip çıkmak ve hapisteki yoldaşlarım suçlamalara karşı savunmak
üzere yeniden işin başına geçmek zorunda kalmıştı.
İttihatçı merkezin
aldığı kararlarla, İstanbul’da 24 Nisan 1915 gecesi her meslekten ve siyasi
görüşten, ortak yanları Ermeni ve toplum önderi olmak olan aydınların
tutuklanma fırtınasında Boyacıyan’ın da başta gelmesi olağandı. Beyoğlu Yeşil Sokak 8 numaralı Haraçyan
Apartmanındaki evinden alman Boyacıyan, ilk tutuklanan grupla beraber
İstanbul’dan trenle getirildiği Ankara Sincanköy’de, siyasi özelliği ağır
basması nedeniyle, ağır suçlu olduğu düşünülen gruba dahil edildi ve Ayaş
Hapishanesi’ne götürüldü.
Yaşamını tüm Osmanlı
halkının ve özellikle Anadolu Ermenilerinin haklarını savunmaya adayan “Murad”
Hampartsum Boyacıyan, İttihatçı hükümet tarafından istenmeyen ve arzu
edilmeyen biriydi. “Hınçakyan Komitesi reislerinden Hamparsum Boyacıyan’m
Ermeni mefkûresi için uğraş verdiği tesbit edilmiş olduğundan, Ermenilerin bu
gibi kişilerle irtibat halinde olmalarının uygun olmadığı ve gerekli tedbirin
alınması gerektiği” Dahiliye Nezareti ve emniyet kayıtlarına geçmiş, Boyacıyan
ismi de ilk fırsatta yok edilmesi gerekli Ermenilerden biri olarak
sayılmıştır. ( 30 Ocak 1915 BOA.
DH. EUM. 2. Şb. 4/28.) Kayseri’ye bağlı Everek’te, 24 Şubat 1915’te bir Ermeni gencin imal etmeye
çalıştığı bombanın kazayla patlaması, Kayseri ve bağlı yerleşim birimlerinde,
her meslek ve sosyal tabakadan çok sayıda Ermeni tutuklanarak hapishanelere
konulmasının gerekçesini oluşturmuştu. Tutuklananlar Hınçak Partisi mensuplarıydı ve doğal olarak
partinin Türkiye sorumlusu olarak da Hampartsum Boyacıyan’ın adı öne çıkmıştı. Dolayısıyla Boyacıyan Kayseri Hınçak Partisi Davasına dahil edilmek üzere 11 Mayıs günü Boyacıyan Ayaş’tan
kayseriye yola yola çıkarıldı.[17]
Boyacıyan’a Kayseri cezaevinde
diğer yoldaşları gibi korkunç işkenceler
uygulanır. [18]“Arşag Alboyacıyan da Kayseri
Ermenileri’yle ilgili olarak yazdığı eserinde, çete reisi Süreyya’nın
anlattıklarından hareketle Ermeni Devrimci hareketinin ve Türkiye Sosyalizm
tarihinin önemli simalarından Murad’a yapılan işkenceleri şöyle nakleder:
“Yere yatırılan mebusun
tabanlarına, sırtına ve kaburgalarına vurulan darbeler, sonunda bir cesede
dönüşüp, şuurunu yitirmesine kadar devam ediyordu. Üzerine boca edilen soğuk
suyla ayıldıktan sonra, konuşması için yapılan uyarıların boşa gitmesi üzerine
üç gün daha işkence sürdürülmüş ve sonunda perişan halde hapishane revirine
kaldırılmıştı... Murad haklarına sımsıkı sarılmış ve şiddete boyun eğmeyi
reddetmişti.
Çete reisi Süreyya’nın
anlattıkları bunlardı: ‘Dayak ve işkence seanslarında çoğu kez hazır bulundum.
Yiğitlikleri nedeniyle Çiğdemyan ve Vişabiyan’la beraber Murad’a da hayran
olmaktan kendimi alamadım... Belki bu kadar darbeden sonra taş duvarlar dile
gelir konuşurdu ama onların ağzından tek kelime çıkmadı.( Alboyacıyan, Kayseri Ermenileri Tarihi, Kairo 1937 c 2 s
1442-1443)
Bu işkencelere direnen Hampartsum Boyacıyan, hapishanede bulunduğu
yerden, kendisi gibi tutuklu bulunan arkadaşlarına ve hukuki hizmet veren
avukatlarına sürekli olarak moral vermeye çalışan cesur davranışlarıyla da
hafızalarda yer etmiştir.
Büyük Murad, diğer Ermeni önderler gibi, 24 Ağustos 1915’te boynuna
geçirilen halatla soydaşlarına özgü şehadet şerbetini içerek ölümsüzleşir.
[1] Aynı gün İstanbul’un Salı Pazarı ve Tophane semtlerinde en az 700 evin
yandığı ve yüzlerce insanın evsiz kaldığı büyük bir yangın vardı. İdam sehpasında
iken, mahkûmlardan Dr. Bene’nin, suçsuz insanların idam edilmesinin laneti
olarak, Türk mahallelerinde çıkacak bu yangını öngördüğü bütün İstanbul
Ermenilerinin dilindeydi. ( Yervant POdian, Accurced Years:My Exile and
Returned From Der Zor 1914-1919 Gomidas Institute Londra 2009 s 29 ) Yangın
Türklerin yerleşik olduğu Finiz Ağa semtinde başlamış ve giderek artan
rüzgârla güçlenmişti. 24-25 saat devam eden yangının ardından duman kokusu
altındaki İstanbul’da insanlar ertesi gün idam sehpalarını ziyaret etmeye
gittiler. İdam edilenlerin cenazeleri, Edirnekapı Ermeni
Kabristanı’na gömüldü.( Nesim Ovadya İzrail, 24 Nisan 1915 İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara,
İletişim 2013 149-150)
[2] Nesim Ovadya İzrail,
24 Nisan 1915 İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara, İletişim 2013 149
[3] Odian, s. 21. Aktaran Ovadya… s 115
[4] 5 Haziran 1915 BOA
I.HB 169/1333/B-053 Akt Ovadya s 148
[5] Tasvir-i Efkar
17.06.1915 Ovadya, 148-9 İstanbul’da kahvecilik yapan Karnik Boyacıyan
suçsuz yere idam edilenlere bir örnektir: “1914 yılında Talat’a karşı
tertiplenen bir suikasta iştirak etmiş olması gerekçesi ile tevkif edildi. On
beş gün içerisinde 30 lira ceza ödemesi şartıyla serbest bırakıldı. Kendisi bu
meblağı zamanında temin edemediği için tekrar tevkif edilip hapsedildi.
Asılmadan önce, günah çıkartmak için gönderilen papaza şunları söylemiştir:
‘Papaz Efendi, git dışarıdakilere söyle, de ki, 30 liram olmadığı için beni
astılar.”(
Teodik, 11 Nisan Anıtı Ed. Dora Sakayan, Belge Y. 2010, s 100, Ovadya … 150)
[6] Teodik, 11 Nisan Anıtı
Ed. Dora Sakayan, Belge Y. 2010, s 100
[7] M.R. Mimaroğlu,
Gördüklerim ve Geçirdiklerim II. Kitap, T.C. Ziraat Bankası Matbaası 1946 s 33
[8] Mimaroğlu aynı yerde
[9] Devrimci eylemler için 7. Kongre’de alman kararlar sayesinde,
Hınçak Partisi’yle Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasında, lttihat’ın üst
yöneticilerine ve öncelikle Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya Ekim 1914’te bir
suikast düzenlenmesi konusunda anlaşmaya varılır. İstanbul Hınçak örgütünü artık
kontrol edemeyen Murad’ın karşı çıktığı ve Ermenilere zarar verebileceğini
düşündüğü suikast eylemi Hınçak Partisi militanları tarafından örgütlenecektir.
[10] Mimaroğlu s 43
[11] Ali Rıza Öge,
Meşrutiyetten Cumhuriyete bir Polis Şefinin Gerçek Anıları Bursa 1957, s 214.
[12] Ali Rıza Öge, aynı
yerde
[13] Ovadya … s 150
[14] Aynı gün Kayseri’de de 11 Ermeni idam edildi. Kayseri’deki yargılamalar
sonucunda, 28 Kasım 1915’e kadar aralıklarla 55 Ermeni’nin daha idamı
gerçekleşti. Değişik tarihlerde 11 kere kurulan idam sehpalarından birisi de
Develi kazasından 8 Ermeni’yle birlikte, 17 Temmuz günü idama mahkûm edilen
“Osmanlı topraklarında ihtilal yaparak Müslüman ahaliyi katletme hazırlıkları
yapan Haçinli Hamparsum nam-ı diğeri “Murad Boyacıyan” için 24 Temmuz 1915 günü
sabahı saat 3’te Kayseri Kalesi’nin önünde kuruldu.
[15] Teodik..96-102
[16] Biyografiler, Teodik …
58-60, Ovadya 254 – 257’den derlenmiştir.
[17] Çankırı’da tutuklu bulunan Krikor
Balakyan, Boyacıyan’ın Ayaş’tan Kayseri’ye gönderilmesini anılarında şu
notlarla aktarır:
“Talihsiz arkadaşlarımızın Ayaş kışlasına hapsedilmesinden bir ay sonra,
Hınçak Partisi’nin seçkin liderlerinden Hamparsum Boyacıyan (Murad), zincirlerle
bağlı olarak ve polisin sıkı gözetimi altında Kayseri’ye gönderildi. Orada
askerî mahkeme tarafından ölüme mahkûm edildi. Murad, ödün vermeyen, cesur,
eşitlikçi ve asil eski bir devrimci arkadaştı. Onun fikirlerini bir bütün
olarak kabul etmeyen biri bile, onu tanıdığında, onu sevmemesi, onunla bir
yakınlık hissetmemesi imkânsızdı.
Murad, Osmanlı Anayasası’nın kabulünden sonra, hükümete karşı herhangi
bir eylemde bulunmamasına rağmen, bir rezerv koymuş ve savaş sırasında bekle
ve gör tutumu almıştı. Kayseri’deki askerî mahkeme onu her yerde Ermenilerin
imhasını haklı çıkarmak için masum bireyleri suçlamakta kullanılan kişilerden
biri olarak, halkı isyana teşvik etmekle suçlamıştı. Bu, öyle bir taslak
olmuştu ki artık, adeta Ermeni milletini tamamen yok etmeye yarayan genel bir
parola haline getirilmişti. Ermeni milletinin kurtuluşu ideali için hayatını veren, Ermeni halkının bu
sadık hizmetkârı, zorlu Ermeni Golgotası’nın zirvesine yükseldi.” Peter
Balakyan, Ermeni Golgotası, Belge Yayınları 2014.
[18] Everek’te
eczacı Manuel Mıgıryan’ın ifadesine göre, Nisan-Mayıs 1915’te Kayseri sivil
cezaevinde, çoğu sopa darbeleriyle ayakları ezilmiş, üç yüz civarında Ermeni tutuklu bulunuyordu.
Mayıs ayında, eczacı Mıgıryan, ağır yaralı bir kişinin tedavisi için Kayseri
askerî cezaevine gönderildi. Mıgıryan, İstanbullu Ermeni siyasilerin tutuklu
bulundukları Ayaş’tan buraya transfer edilen, mebus ve Hınçak şefi
Murad-Hampartsum Boyacıyan’m da burada bulunduğunu keşfetti. Murad, söyleyeceğini
zaten Talat’a söylediğini belirterek, mutasarrıfın yeniden sorgulama talebini
reddetmişti. Bu öfkeyle etkilerim eczacının ayrıntılandırdığı, kızgın demirle
yapılan işkencelere karşı direndi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.