Öncelikle Taksimspor’un kuruluş hikayesini bize
anlatabilir misiniz?
1940 yılında Nor Şişli Eseyan ve Güneş takımlarının
birleşimleriyle kuruldu. Renklerimiz sarı kırmızıdır. Galatasaray’dan ayrılan
Güneş takımının renklerini almıştır. Ermeni Cemaatinin kulübüdür. Temelleri
1926’lara dayanır. Harp zamanı kapatılmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra
1940 yılında tekrar faaliyete geçmiştir. Ortamın zorlukları ile maddi
zorluklarla mücadele edilmiştir, bugünlere gelinmiştir. Bu sene 74. senemiz,
75. senemizi kutlayacağız.
FUTBOLCULAR AŞKALE’YE GİTTİ, OYUNCU BULAMADIK
Takımın kuruluş dönemini düşündüğümüz vakit dünyada
faşizmin egemen olduğu, Türkiye'de de Türk milliyetçiliğinin ideolojik olarak
kemikleşmeye başladığı yıllar. Taksimspor bu ortamdan etkilendi mi?
Daha sıkıntılı dönemler, harp zamanı, varlık vergisi
olmuştur, askerlik dönemleri olmuştur, birçok sporcular verilen, önerilen
rakamları ödeyemedikleri için Aşkale’ye gitmişlerdir, oyuncu sıkıntısı
çekmişizdir ama Taksimspor yine ayakta kalmıştır ve bugüne gelmiştir. Bugün çok
daha geniş imkânlarla kendi faaliyetlerini sürdürüyor.
Taksimspor'dan birçok oyuncu yetiştiğini biliyoruz, bir çırpıda
bize kimleri sayabilirsiniz.
Benim için hepsi önemli büyüklerimizdir, Allah rahmet
eylesin. Çok önemli insanlar yetişmiştir. Camiada bilinenler arasında
Türkiye’de futbolun ordinaryusu Lefter’in ilk kulübü Taksimspor’dur. Şimdi
Kınalıada’da onun anısını turnuva düzenliyoruz. Büyüdük yan yana oynadık, adada
sonra rakip olduk, ben 15 sene Sarıyer’de oynadım o da Mersin İdmanspor,
Orduspor ve Bolu’da futbol oynadı. Son nefesini verdiği gün bile oradaydık.
Toprağı bol olsun Lefter Abi’nin. Tenekeci Garbis İstanbulluoğlu, George
Papazyan benim rahmetli babam Nubarik, yıllarca oynamıştır, kaptanlık
yapmıştır.
TAKIMDA HRANT’IN KAPTANLIĞINI YAPTIM, İYİ OYUNCUYDU
Daha sonraki jenerasyonda bizim Varujan Aslanyan, Yervant
Balcı var. Çilli Mehmet bizde oynadı, Onur Belge bizde oynadı. Adalar Belediye
Başkanı Coşkun Bey bizde oynadı. Ben de 63-65 sezonunda Taksimspor forması
giydim. İki sene üst üste şampiyon olduk.
Kariyerine futbolcu olarak devam etmeyen ama Taksimspor
formasını giyen ve başka alanlarda başarılı olan kişiler var mı? Hrant Dink'in
burada oynadığını biliyoruz ve muhtemelen sizde onu izlediniz belki de birlikte
futbolda oynadınız. Ondan da bahsedebilir misiniz, nasıl bir oyuncuydu?
Bizim kulüpte devam eden yoktur. Hagop Yakar var,
ticaretle uğraşır, sanayicidir, Hrant kardeşim bizde top oynamıştır, ben onun
kaptanlığını yaptım. İyi bir sporcuydu. Orta sahada oynardık, işinden dolayı
fazla uzun süre oynamadı.
HRANT İÇİN FORMAYA FEDERASYONDAN ÇIKAN İZİN
2007 yılında Hrant'ın katledildiği yıl takım hangi ruh
halindeydi? Kadırgaspor’la oynadığınız
maçta Taksimspor beyaz formayla çıkarken Kadırgaspor’un beyaz formayla
çıktığını biliyoruz?
Düz beyaz formalarla çıktık, kolumuza siyah bant taktık.
Başta problem oldu federasyondan izin için ama sonra kullandık biz. Hrant’ın
anısına orada bir saygı duruşu yapabildik.
Taksimspor kulübünde başkanlık görevini yürütüyorum.
Takribi otuz yıldır bu kulüpte farklı görevde bulundum. Sahamızı lokalimizi
Mustafa Sarıgül bize yaptı. Üst kat daha çıktık. Biz altıyüz elli civarında
genç yetiştirdik. Aileleri buradadır. Bir okul gibidir. Sabahları burada
bayanlar yürüyüş yapar, öğrenciler beden eğitimi yapar. Biz profesyonelce
düşünen amatör bir kulübüz. Şişli muhitinde bir numarayız. Bizde aykırı
insanlar bulunmaz. Şu an süper amatörde futbol
oynuyoruz. Çocuklarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Onlara yemekler
verilir, doğum günleri, şoverlar yapılır. Biz gerçeklerle yüzleşen bir kulübüz.
Sizin Taksimspor hikayeniz nedir, sizin de Taksim de
başlayan ve Sarıyer ile devam eden çok önemli bir kariyeriniz var biraz
bahsedebilir misiniz?
Ben futbola ilk Şişli’de basketbol oynayarak başladım,
futbol
oynadık, bir şampiyonluk yaşadık ve sonra Taksim’e geldik. Vatani görevi
yapmak için Gölcük deniz gücüne gittim. Askerliğim bitmeden beni Sarıyerliler
aldılar 14 sene orada futbol oynadım. 14 sene futbol oynamak önemli değil,
oynarsın ama aynı takımda forvet oynamak zordur.
Ben Türkiye Profesyonel Futbolcular Derneği‘nde
görevliyim, pek çok jenerasyonla futbol oynadım. Süleyman Seba bizim onursal
başkanımızdır. Kendisiyle her zaman görüşürüz. İkinci ligde dört defa gol kralı
olduk. Ben futboldan başka işle ilgilendim, özel kendi işim olduğu için başka
yere gitmek istemedim. Yapı olarak da duygusal olduğum için orası benim
yerimdir. Beni Sarıyerli olarak bilirler. Bu kulübü yapısal anlamda yükseltmek
istiyorum. Geliri olmazsa bir kulübün hiçbir şeyi olmaz. İki yerimiz var. Her
geçen gün rakamı çoğaltıyoruz. İnanıyorum ki diğer bizim kulüplerde güncel
başarı değil de kalıcı işler yaparlar ve yetiştirici bir kulüp olarak
yaşayalım.
Bu sözlerinizden yetiştirici bir kulüp olmanın fazladan
bir sorumluluk barındırdığını da anlıyoruz.
Ben hırslı bir insanım. Bir yönetici, yönetici olduğu
zaman haftadan haftaya gitmemeli, bir şeyler verecek, bu vakıf yöneticiliğine
benzemez, özveri ister, maçlara gideceksin. Mini mini gençler. Bütün bu
kategorilerde top oynuyor bizim çocuklar. Bu çocuklar yola gidiyor, sakatlık
olur, hepsine koşturacaksın. Bizim işimiz özveri. İnanıyorum ki bizden sonraki
arkadaşlar da daha imkânlar ile daha büyütürler.
TAZİYE’DEN SONRA BAŞBAKAN’A MAİL ATTIM
Bu arada takımda sadece Ermeni oyuncular olmadığını
biliyoruz, Taksimspor’un mütemadiyen karma bir yapısı mevcut ve Taksim bu
anlamda özel bir takım aslında, Taksimspor ülkede yaşanılan biraradalık
sorununu çözmüş gözüküyor öyle mi?
Bizim zenginliğimiz budur, bizde Müslüman çocuklar da
Hıristiyanlar da Rumlar da var. Bu zenginliktir. Tekrar ediyorum yönetimimiz
bizim cemaatin insanlarıdır, üyeler arasında Müslüman kardeşlerimiz var,
sporcularımız var, on dört on beş senedir bizde top oynayan Müslüman çocuklar
var.
Biz bu topraklarda yaşıyorsak bizim gayemiz kardeşçe
yaşamaktır, geçen gün Sayın Başbakan’a da mail attım.
Kendileri 1915 ile ilgili açıklamada bulundu, biz
kendisiyle birebir de tanışırız, ‘sportif anlamda elimizden ne gelirse yapmaya
hazırız’ dedik.
BUGÜN OLSA MİLYONLARA GİDERDİM
Başka bir takımda futbola başlasaydınız kariyeriniz
farklı olur muydu?
Ben Sarıyer’e geldiğimde bir işim vardı okuldan
ayrılmıştım, bir işyeri açtım, sonra nasip oldu, bir işyeri daha açtım, Sarıyer
benim okulumdu, arabamla gider dönerdim, ora ile özdeşleşmiştik, bana çok büyük
rakamlarla geldiler. Bugün bu büyük rakamlarla gelseler gider miydin, giderdim.
Şu günkü ortamda olsam milyon Dolarla transfer olurdum. Beni golcü olarak
arkadaşlarım ilk on içine koyarlar. İşimden kazanıyordum.
Cemil Turan ile de oynadım, aklınıza kim gelirse, Fatih
ile de oynadım. Faruk Nafiz Özak ile oynadım, Şenol Güneş ile oynadım. Rıdvan
Dilmen bizim arkadaşımız. Ben futbolu bıraktıktan sonra geldiler.
Ben hırslıydım, adama bağırıp çağırma değil, yenilgiye
tahammülüm yoktur, ayağımda rahatsızlık olmasa ben yine top oynuyordum. Hırs
bende mevcuttu. Benim şimdi burada Taksimspor Kulübü’ndeki hedefim bu kulübü
yükseltmek. Bir genç bir de A takımımız vardı. Gece on, on buçukta idman
yapardık Yedikule’de. Şimdi öyle değil. Çamur yok, batak yok. Böyle bir kulübü
herkes kabul eder.
FUTBOL AÇ ADAM İŞİ
Siz Türkiye profesyonel futbollu vitrinindeki son
Ermeni’ydiniz, sizden sonra Ermeni bir oyuncunun çıkmamasının nedeni nedir,
Ermeni toplumunun sayıca azalması mı, yoksa yeterli şansı bulamamaları mı?
Benden sonra Minas vardı, ben onu Sarıyer’e almak istedim
olmadı. Karabük’e gitti, Bolu ve Bursa’ya gitti. Kısa sürdü, o da iyi bir
futbolcuydu.
Futbol bugün maalesef tabiri caizse aç adam işi.
Esenler’e gidin, Bağcılar’a gidin pıtrak gibi topçu var, onların hedefi
futbolcu olmak. Bizim annemiz babamız arkamızdan koşardı ayakkabının altı
eskiyecek. Bizim burada cemaat okullarına bakıyoruz, tarıyoruz, bir iki
geliyor, üçüncüsünde gelmiyor çünkü cepte para var, araba var. Pazar maçı var,
sen bu adamı Cumartesi erken yatıramazsın, akşama kadar chat yapıyorlar. Futbol
aç adam işi. Kınalıda’da kız arkadaşları var, kar kış idmana geleceksin,
gelemezler. Anton diye bir oyuncumuz vardı, A takımımızda oynadı, çocuk büyük
yetenek ama adam yok, gündüz yatıyor, sekizde dokuzda kalkıyor chatleşiyor,
babası üzülüyor, üzülme diyorum. Bu sene söz verdi, bakalım.
ERİVAN’DAKİ OLİMPİYATLARDA YUHALANDIK
Ermeni Olimpiyatları için Erivan'a gittiğinizde nasıl bir
tepkiyle karşılaştınız. Takımdaki Türk futbolcular için bu nasıl bir deneyim
oldu? Yoksa sadece Ermeni oyuncularla mı gittiniz Erivan’a?
99 senesinde gittik, ilk gittiğimizde sıkıntı yaşadık.
Bizi başka tanıyorlardı biraz . Olimpiyatlarda bayraklar dolaşılır ya bizim
amblemimiz laledir.
Bizi baya bir yuhalandılar ilk başta, 2001, 2003, 2007’de
bir sıkıntı yok, Anadolu’dan gelen çalışanlar da bizim nasıl cemaat olduğumuzu
gördüler. Oraya Türk sporcular gitmedi, Ermeni sporcular oluyor, eşi Müslüman
kendisi Hıristiyan olanlar da oluyor. 2015 Ağustos’unda gidiyorlar.
ASALAK DA OLDUK, MAKARYOS DA, STAD TELLERİ PARÇALANDI
Futbol hayatınızda ırkçılığa, kimliğinizden dolayı
ayrımcılığa maruz kaldınız mı? Kurumsal ya da kişisel bir olay, taraftardan vs.
Ben Anadolu’ya devamlı maça gidiyordum, ismim de değişik,
gazetelerde manşet olurdu Garo diye. Urfa’ya gittik, isim değişik ya, üçayaklı
mı dört ayaklı mı bu adam diye bakıyorlar.
Yurt dışındaki elçiliklerde Asala’nın yoğun zamanında
sıkıntı yaşıyordum. “Asalak” diyorlardı, “Makaryos” diyorlardı. Münferit şeyler
olurdu, beni tahrik etmeye çalışırlardı. En güzeli benim rakiplerim ‘sen boş
ver sen duyma’ diyorlardı.
Onları bırak eskiden Romalılar zamanında Hıristiyanları
aslanlara atarlardı ya, maça çıkınca yirmi bin kişi Kamil Ocak’ta stad
tellerini parçalarlardı. O zaman maç televizyonda yok, deplasmanda maç kazandık
mı jandarma ile çıkardık, polis eskortu eşliğinde öyle çıkardık. Bunları
yaşadık, şimdiki olaylar bana vızıltı geliyor, çok yaşadık. Şu an rahat,
rahatsızlık yok. Şu an hiçbir maçta sıkıntı yaşamıyoruz.
Şişli’de 22 kulüp var, kulüpler birliğinin başkanıyım,
burada saygı ederler, sevgi gösterirler. Biz bunları unuttuk. Kabul etmem
zaten.
GEZİ BİZİM FUTBOL SAHAMIZDI
Futbol seyircisiz olmaz, maçlara ilgi nasıl? Geçmişte
muhtemelen daha coşkuluydu tribünler, o dönem futbol kültürü nasıldı.
Sabah kiliseye giderdik, sonra maça giderdik Pazar günü.
Taksim’den sonra Sarıyer’e geldim. Muazzam seyirci potansiyeli vardı. Taksim’de
burayı yaptıktan sonra Feriköy stadını da kullanıyoruz. Burada bizim altı yüz
üzerinde üyemiz var üyelerimiz maça gelirler. Taksim eskiden şu gördüğünüz
Muhittin Şeref stadında oynardı, Vefa stadı vardı, ama ağırlıklı Şeref stadında
oynardık. Ben Taksim’de üç farklı renkle oynadım. Mavi beyaz, sonra sarı
kırmızı. Topçu Kışlası’nda oynardık. Gezi’nin orada oynardık.
Bir röpörtajınızda “kulübü, iki yemek bir piyango ile
idare ediyoruz” demişsiniz.
Son dönemde bizim sahamız var, ondan bir rakam
alabiliyoruz, cüzi bir rakam alabiliyoruz, buradaki kafemizi işletiyoruz.
İktisadi kuruluş haline getirdik, buradan gelirimiz var. Ağırlıklı olarak
cemaatimizden aldığımız rakamlar, yönetici olarak gücümüzce destek veriyoruz.
Senede bir Haziran’da yemek yapıyoruz, cemaatin ileri gelenlerini davet
ediyoruz, onlar yardım ediyor. Şişli’de yemek yapıyoruz. Sanatçının bedelini,
bugüne kadar yemeğin bedelini Sarıgül karşılıyordu, öyle olunca kulübe rakam
kalıyordu.
Son olarak Taksimspor’un hedefi nedir ve geleceği ile
ilgili planlarınız var mı? Taksimspor’u bir üst liglerde görmemiz mümkün olacak
mı?
Şimdi bakın konuşmamızın başında söylemiştim yetiştirici
bir kulübüz ama bu burada kalacağız diye bir şey yok. Biz az bir bütçeyle çok
iş yapmak istiyoruz. Biz hedefleri olan bir kulübüz. Biz ikinci amatör kümeden
1. amatör kümeye çıktık, 1. amatörden de süper amatöre çıktık. Genç takımımız
2. amatör kümedeydi, 1. amatör kümedeydi, şu an süper amatörde oynuyoruz. Eğer
imkanlarımız daha da iyi olursa hedefimiz BAL ligi.
Peki yeni Garolar, Garbisler görebilecek miyiz
liglerimizde?
Benim en büyük hayalim o. Şimdi benim bir adaşım var Garo
diye daha 98 doğumlu çok yetenekli çok üzerinde duruyoruz, kendisi de bizim
gibi bu işi severse ileride çalışırsa o da bizim gibi ileride iyi bir sporcu,
santrafor olacak.
TAKSİMSPOR'DA YETİŞEN UNUTULMAZ FUTBOLCULAR…
“Garbis İstanbulluoğlu”
Garbis, Taksim Spor’un forvet hattında fırtına gibi
eserdi. Babasının teneke soba atölyesinde çalıştığı için herkes ona ‘Tenekeci
Garbis’ diyordu. Defalarca Milli Takım’da oynadı. Yıllar sonra Milli Takım
formasıyla bir fotoğrafının olmaması onu üzüyordu. 1989’da Gazeteci Cem
Atabeyoğlu’ndan Milli Takım formasını giydiği bir fotoğrafını bulmasını rica
etti. Cem Atabeyoğlu 1950’de Türkiye ile Yugoslavya’nın 2-2 berabere kaldığı
maçta çekilmiş fotoğrafını buldu. Garbis İstanbulluoğlu çok mutlu olmuş ve “Mezarımdaki
fotoğraf bu olacak” demişti. 1994’te ölen Tenekeci Garbis’in mezarında haç ve
ay-yıldız birarada."
“Garbis Parsehyan”
Lakabı ‘Gözlüklü Garbis’di. Gözleri ileri derecede bozuk
olduğu için çerçeveli gözlükleriyle Taksim’de forma giyiyordu. Yağmur, çamur
demeden gözlükleriyle top oynayan bir futbolcuydu. Öyle ki, maç esnasında
gözlüklerini formasına silerek temizliyordu. Türkiye liglerinde gözlükle
oynayan tek futbolcuydu. Adana Demirspor-Taksim maçında bir futbolcu ile
çarpıştı. Gözlüğünün sol sapı yanağından içeri girdi. Gözlük parçası yanağından
çıkarıldıktan sonra maça devam etti.
“Varujan Aslanyan”
1945’te Taksim Spor formasını giymişti. Beş yıl burada
oynayıp kaptanlık pazubandını takan Varujan 1950’de Galatasaray’a transfer
olmuştu. Galatasaray’da bir yıl forma giydikten sonra Taksim Spor’a geri döndü.
Unutulmaz kaptan, takımın en uzun süre forma giyen ismi oldu.
“Lefter Küçük Andonyadis”
Türk futbolunun Ordinaryüs’ü ve Fenerbahçe’nin efsanevi
futbolcusu Lefter Küçükandonyadis Taksimspor’da yetişti.
“Aleksan Dadyan”
Efsane kaleci Aleksan Dadyan, futbola 1958 yılında
Şişlispor’da kaleci olarak başladı.
Dadyan, genç yaşına ve takımın içinde bulunduğu
zorluklara rağmen, performansıyla futbolseverlerin ilgisini çekmeyi başardı.
1962’de, efsane antrenör Nubarig’in yönetimindeki, Aleksan’lı ve Garo’lu
Şişlispor ligde birinci oldu. Dadyan, askerlik görevini tamamladıktan sonra,
1965’te Taksimspor’da oynamaya başladı. Bu sırada, başka bir kulübe transfer
olmak için, dönemin gözde aracı Murat 124 teklifi almasına karşın, tereddütsüz
ve tek kuruş almadan Taksim’i seçti. Toplam dokuz yıl Taksim’in kalesini
koruyan Dadyan, sonrasında 1. Lig’in güçlü takımlarından Beykoz’a transfer
oldu. 1980’de ağır bir sakatlık geçiren Aleksan Dadyan, Sarıyer’de futbol hayatına
veda etti. Sahalarda nadir bulunan centilmen oyunculardan olan Dadyan, 22
yıllık spor hayatı boyunca bir kere bile kart görmedi. Bu nedenle, birçok spor
kurumu tarafından ödüle layık görüldü.
“Garo Hamamcıoğlu”
Taksimspor’un efsane golcüsü Garo Hamamcıoğlu,
Taksimspor’da yetişti, ardından 19 yıl boyunca oynayacağı Sarıyer’e transfer
oldu, Sarıyer’in kaptanlığı yaptı, defalarca gol kıralı oldu, Sarıyer’de 393
resmi, 91 özel karşılaşmada toplam 483 kez forma giyerek en fazla forma giyen
3. oyuncu oldu, Sarıyer’de toplam 165 gol atarak Sarıyer tarihinin en gölcü
futbolcusu ünvanını elinde bulunduruyor. Azmi ve çalışkanlığıyla öne Garo
Hamacıoğlu futbolu yetiştiği Taksimspor formasıyla bıraktı ama takımından
kopamadı, bugün Taksimspor’un başkanlığını yapmakta.
http://www.demokrathaber.net/roportajlar/ermeni-toplumunun-futboldaki-gozbebegi-taksimspor-h33119.html















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.