Kilisenin solundaki kapının yanında duruyordu.
Elinde yarı yarıya erimiş bir mum vardı. Gözleri yaşlı ve bulanıktı. Dile
kolay, elli kusur yıl sonra, evlendiği bu kilisede bir ayine katılıyordu.
Kilisenin bulunduğu bu mahallede doğmuş ve büyümüştü. Aslen Kayserili bir
babanın ve Adanalı bir annenin çocuğuydu. Annesi de babası da tehcir
çocuklarıydı. Hatırladım, “Kıbrıslı Türkler, bizim ailelerimizin 1915 yılında
neler yaşadığını hiç bir zaman tam olarak öğrenemedi” demişti bana
sohbetlerimizin birinde.
Babası aylarca süren uzun bir ölüm yürüyüşünden
sonra varmıştı Halep’e. Bu yolculukta hem kız kardeşini hem de annesini
kaybetmişti. Gözyaşları içinde yürümeyi reddedenleri veya artık yürümeye takati
kalmayanları nasıl vurup da nehre attıklarını anlatmıştı. Kayseri’den yaklaşık
50,000 kişi tehcir edilmişti. Talat Paşa'nın şahsi günlüğünde Kayseri Sancağı
tehcir rakamı 47.617 olarak belirtilmişti. Yanıtı hâlâ belirsiz olan soru ise
bu ölüm yürüyüşünde kaç kişinin sağ kaldığıydı.
Babası, ailesinin büyük bir kısmını yollarda
kaybettikten sonra, binbir zorlukla Halep’e varabilmişti. Annesi ise Beyrut’ta
katliamlardan ve tehcirden kurtulabilmiş öksüz Ermeni çocuklarının yerleştirildiği
bir yurtta büyümüş, aynı yerde liseyi okurken, Halep’ten Beyrut’a geçmiş olan
babasıyla tanışmıştı. Marangozluğu meslek edinmiş babası, bazı akrabalarının da
teşvikiyle 1932 yılında, İngiliz idaresindeki Kıbrıs’a gitmeye karar vermişti.
Umut dolu bir yolculuktan sonra, erken bir sabah
vakti Larnaka’ya varmışlardı. Annesi uzaktan görünmeye başlayan Larnaka’nın
siluetine bakarken sisler arasında yükselen minareyi fark edince dehşetle
kocasına dönerek şu soruyu sormuştu: “Hani beni İngilizlerin adasına götürmeye
söz vermiştin? Bak şu minarelere, burada da Türkler var.”
O günlerde adada o dönemin en fazla satan Türkçe
gazetesi Söz’de, Ermeni bir esnaf tarafından yazılan bir yazı yayımlanmıştı.
Yazar, Kıbrıslı Türklerin Ermenilerin Anadolu’da başına gelenleri bir türlü
anlayamadığından şikayet ediyordu. Evet, gerçekten de Kıbrıslı Türkler
Ermenilerin yaşadığı büyük felaketi bilmiyorlardı ama ilginçtir, bir yandan da
Türkçe konuşan bu mağdur Anadolu halkına kucak açmaktan geri durmamışlardı.
Hatta adaya daha fazla Ermeni’nin getirtilmesi için destek bile verenler
olmuştu o dönemde.
1930’larda Yunanistan’a sığınmış 30,000 Ermeni’yi
Kıbrıs’a yerleştirmek isteyen İngiliz hükümetine asıl itiraz eden Rumlar
olmuştu. Bu büyüklükte bir göçün nüfus dengelerini değiştireceğini iddia
etmişti Rum ileri gelenleri. Dönemin bazı Kıbrıslı Türk elitleri ise bu konuda
hükümete destek çıkmış ve böyle bir göçün teşvik edilmesi için Söz gazetesinde
kampanya bile yapmışlardı. Kıbrıslı Türk elitinin bu tavrının arkasında, insani
nedenlerin yanında, mümkündür ki Kıbrıs nüfusuna enjekte olacak, çoğunluğu
Türkçe konuşan bu halkla, adadaki Rum tekelinin kırılabileceği ümidi yatıyordu.
Adaya büyük umutlarla gelen Ermeni çift bir süre
Larnaka’da kaldıktan sonra Lefkoşa’ya gitmeye karar verirler. O dönemde adanın diğer bölgelerinden olduğu
gibi Lefkoşa’dan da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne yoğun bir göç
yaşanmakta, göç eden birçok Kıbrıslı Türk evlerini yok pahasına satmaktadır.
İşte tam da o günlerde Anadolu’ya göç etmeye karar veren Kâmil isimli bir
marangozun satılığa çıkardığı, alt katı dükkan olan iki odalı evini satın
alarak oraya yerleşir Ermeni çift. Ev, diğer Ermenilerin yaşadığı mahallenin
hemen yanındadır, çevrede ise birçok Müslüman
yaşamaktadır.
Kısa bir süre içerisinde yerleştikleri mahalledeki
Kıbrıslı Türk komşularını çok sevecektir annesi ve bu sevgisi karşılık da
bulacaktır. O kadar ki Ermeni ailenin yeni doğan bebeğine, annenin sütü
gelmediğinden, süt annesi olarak komşu halayık Lebibe koşacaktır. Lebibe giderek
ailenin adeta bir ferdi olacak, bu sıcak ilişki o uğursuz Noel gecesine kadar
devam edecektir. Bu güne kadar, Kıbrıs’a yerleşen Ermeniler geldikleri yerlerde
tanıklık ettikleri, anlatılamayacak kadar korkunç felaketleri yüreklerinde
saklayacak, Kıbrıslı Türklere anlatmamayı tercih ederek, onlarla birlikte yeni
bir hayat kurmaya çalışacaklardır. Kıbrıs’a göç eden Ermenilerin çoğu yeniden
Türkçe konuşulan mahalleleri seçeceklerdir yerleşmek için. Kalplerinin
derinliklerine gömmeye çalıştıkları o büyük felaketin acısına rağmen, güzel bir
beraberlik kurmayı da başaracaklardır Kıbrıslı Türk komşularıyla zaman içinde.
Bu arada yıllar yılları kovalayacak, Ermeni çiftin
kızları Lefkoşa’daki Saint Joseph’i bitirdikten hemen sonra evlenecektir. Yeni
evliler Lefkoşa’nın hemen dışındaki yeni bir mahalleye taşınacaktır. Koca, onun
ailesinden bir süre önce adaya yerleşmiş bir Silifkeli Ermeni ailenin
çocuğudur. Bir devlet dairesinde çalışmakta, Kıbrıs’taki geleceklerine umutla
bakmaktadır. Taşındıkları mahalledeki komşularının çoğunluğunu yine Kıbrıslı
Türkler oluşturmaktadır. Ona komşularıyla ilişkilerini sorduğumda, “aramız,
1960 referandumuna kadar çok iyiydi, her şey ondan sonra kötüye gitmeye
başladı” diye cevap verecektir.
Yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası adada
sadece iki toplumu tanımakta, diğer dini ve etnik azınlıkların bu iki toplumdan
birini seçmesini emretmektedir. Referandumda Ermeniler Kıbrıs Rum toplumuna
katılma kararı alacaklardır. O günleri anlatırken “Referandum sonuçları açıklandığında,
Kıbrıslı Türk komşularım çok bozulmuştu.” diye konuşacak ve devamında da, sanki
o günü yeniden yaşıyormuş gibi
“Haksızlık bu. Niye bizi bu seçimi yapmaya zorladılar?” diyerek kızgınlığını bir kez daha belirtirken, 1960 anayasasını da
yerden yere vuracaktır. Bu küçük Ermeni toplumu, doğal olarak çoğunlukta ve
Hıristiyan olan Kıbrıs Rum toplumunu tercih etmek zorunda kalmıştır. Kıbrıslı
Türk komşuları ise kendilerini onlara yakın hissettiklerinden, bu seçimin
arkasındaki nedeni hiçbir zaman anlayamamışlardır. Nitekim oylamanın ardından, aynı komşular,
Ermenilere karşı daha soğuk bir tavır almaya başlayacaklardır.
O günlerde anayasadan memnun olmayan sadece
Ermeniler değildir. Kıbrıslı Rumlar da anayasanın birçok maddesinin Türklere
ayrıcalık yaptığından şikayet ediyorlardır. Hoşnutsuzluklarının en önemli neden
ise, Enosis’in aynı anayasa tarafından
yasaklanmasıdır. Bu tür şikayetler bir bakıma ileride yaşanacakların habercisi
gibidir.
Aynı dönemde, gelecekle ilgili güven bunalımı
yaşayan yüzlerce Kıbrıslı Türk, Rum ve Ermeni, İngiltere’ye göç etmeyi tercih
edeceklerdir. Yine aynı tarihlerde birçok Ermeni ailesi de, İngiltere haricinde
Sovyet Ermenistan’ına da göç etmeye başlayacaklardır. Böyle olsa da o ve kocası
durumun düzeleceğine inandıklarından aynı mahallede yaşamaya devam
edeceklerdir. Üstelik bu kararı yalnız onlar vermeyeceklerdir. Bazı Ermeni
aileleri mallarını Türklere satıp başka bölgelere taşınırken, yüzlercesi
ısrarla Türk mahallelerinde kalmayı sürdüreceklerdir.
Ne var ki, 21 Aralık gecesi çıkan olaylardan sonra
kalmayı tercih eden Ermeni aileleri kendilerini iki ateş arasında
bulacaklardır. Rum çetelerin saldırılarına uğrayan mahallelerin arasında onun
yaşadığı mahalle de bulunmaktadır. Bazı Kıbrıslı Türk komşuları baskın olacak
korkusuyla mahallerini terk ederek surlar içine sığınmıştır. Bir kısmı ise Rum
baskınından sonra Rum gerillalar tarafından esir alınmış ve rehine olarak
götürülmüşlerdir. Bu baskınlarda birçok Kıbrıslı Türk ölmüş veya yaralanmıştır.
Tüm bunlar olurken Arabahmet’teki Ermenilerin
mahalleyi terk ettikleri görülmektedir. TMT onların Rumlara casusluk yaptığını
iddia etmektedir. Bu iddaların ise gerçekle hiçbir alakası yoktur. Ancak ok
yaydan çıkmıştır. Korku ve şiddet her tarafı sarmıştır. Tam bu sırada
Köşklüçiflik’te yaşayan bir Rum ailenin öldürüldüğü haberi gelecektir. Buraları
artık tekin değildir ve kalmakta ısrar etmek faydasızdır. Nitekim bu olaydan sonra Moris marka
arabalarının arkasına doldurabilecekleri kadar eşyalarını koyan genç çift,
Larnaka’da yaşayan akrabalarının yanına sığınacaklardır.
Bir süre sonra boş kalan bu evler komşular
tarafından yağmalanacaktır. Daha sonra aynı Ermeni evlerine Kıbrıslı Türk
göçmenler yerleştirilecektir. 1963 yılının Aralık ayında gerçekleşen şiddet
olaylarından sonra ise, Kıbrıslı Türk mahallelerinde yaşayan yaklaşık 1,200
Ermeni ( bazıları 1915 tehcirini de yaşamış) yerlerinden olacaktır. Ayrıca,
birçokları yaşanan bu şiddet olaylarından sonra adayı terk edecek ve
geleceklerini başka ülkelerde arama yoluna gideceklerdir.
Onlar ise yine Kıbrıs’ta kalmayı yeğleyecek ve bir
süre Larnaka’da yaşadıktan sonra 1978 yılında tekrar Lefkoşa’ya (güney
Lefkoşa’ya) yerleşeceklerdir. Artık Türklerle olan tek bağlantıları
seyrettikleri TRT televizyonu üzerinden olacaktır. Onun doğduğu, büyüdüğü ve
evlendikten sonra yerleştiği mahalleleri
tekrardan ziyaret edebilmesi için 2003 yılına kadar beklemesi
gerekecektir. O ziyarette bazı eski komşularını görmesi ve birlikte eski
günleri yad etmeleri hepsini çok mutlu edecektir. Şimdi, evinde 1964 yılından
beri, güney göçmeni bir Kıbrıslı Türk aile oturmaktadır. Bu durum ise onda
buruk bir tat bırakacak, bu hüzünlü
ziyaretten sonra bir daha kuzeye geçmeme kararı alacaktır. Bu arada kocası,
kuzeydeki evlerini ve mahallelerini tekrar göremeden 2002 yılında ölecek,
çocukları yurt dışına göç edeceklerdir. Onlarla ancak yazdan yaza görüşebilecektir. Annesi ve babası çoktan
ölmüşlerdir. Yalnız bir kadın olarak o ise anıları arasında yaşamaya devam
edecektir.
İşte yıllar sonra, kocasıyla evlendikleri ve Türk
tarafında kalan Meryem Ana kilisesinde tekrardan ayin yapılacağını en yakın
arkadaşından duyduktan sonradır ki, tüm cesaretini toplayacak ve ayine katılmak
için tekrardan kuzeye geçmeye karar verecektir.
Ben ise aynı tarihte yurt dışında olduğumdan, ne bu
güzel olaya doğrudan tanıklık ve ne de ona eşlik edemeyecek, ama basında ve
sosyal medyada çıkan fotoğraflarda onu hemen fark edip tanıyacak, bu arada
aramızda gerçekleşen o eski sohbeti da hatırlayacaktım..
Bir kez daha baktım: Elinde yarı yarıya erimiş bir
mumla durmaktadır fotoğrafta. Yüzündeki ifadeden de görülebileceği gibi çelişen
birçok duyguyu aynı anda yaşıyor gibidir. Acaba tam olarak ne geçmektedir
aklından? Aradan geçen bunca yıldan sonra gerçekleşen bu olayın yaratttığı
iyimserlikle şu soru geçiyor olabilir mi: “Acaba Kıbrıslı Türkler, kendi
mağduriyetlerinin egosundan sıyrılıp da Ermenilerin yaşadığı felaketi öğrenmeye
ve anlamaya hazırlar mı artık?”
Onun ne düşündüğünün peşinden giderken, sanki onun
kendisine sorduğu bu soruyu duymuşum gibi, “Henüz tam olarak değil güzel insan,
ama biraz iyimser olmaya çalışırsak bugün bu doğrultuda çok önemli bir adımın
atıldığını görebiliriz.” diye mırıldandım ben de kendi kendime.
Bu önemli olayın gerçekleşmesi için çaba göstermiş
olan herkese teşekkürler..
http://www.gazete360.com/Yazarlar/mete-hatay/kibrisli-turkler-ve-ermenilerin-magduriyetini-anlamak/1871
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.