“Ortak rüyamız şöyle: Öyküleriyle ve mekânlarıyla Türkiye’nin belleği ölmüş Ermenileri, bir soykırımın mağduru olduklarını kabul ederek onurlandırır. Buna yol açan kişi ve fikirleri teşhir eder. Tarih kitapları ve sokak adları, Ermenilerin yok olmasını yöneten ve bunu uygulayanların isimlerini değil, Ermenileri kurtarmış olan vicdanlı ve adil insanları över. Türkiye devleti Ermeni kilisesi ve vakıflarına, sahip oldukları anıtları iade eder. Türkiyeliler ve Ermeniler bu ortak kültürel varlıktan kıvanç duyarlar.“Rüyamızda laik Türkiye Cumhuriyetinde eksiksiz ve tam bir yurttaşlık da var. Müslüman olmayanlar kamu görevlerinde yer alıyor, onları katledenlerin yargılanmaları eksiksiz yürütülüyor, yasalar nefret söylemini suç ilan ediyor. Ermeniler ve Türkiyeliler, kendi uslupları içinde, iki kimliklerini de yaşamak isteyen Müslüman Ermenileri kucaklıyor. (Hayret! bizim her konuda uzman kanaat önderlerimiz imzacılar arasında değil. HYETERT)
***
Türkiyeli ve
Ermeni aydınlar bir ortak metin kaleme alarak “bir barış dönemi başlasın”
çağrısında bulundu.
Radikal’de yer
alan metin şöyle: “Bu metni
imzalayan bizlerin ortak rüyası Ermeniler ve Türkiyeliler arasında, her iki
halka ve tarihlerine saygı çerçevesinde, bir barış döneminin başlamasıdır…
“Türkiye
Cumhuriyeti siyasal kültürüyle çok uzun bir süre, kurucu bir suçu koruma
altında tutmak için geçmişe ulaşmanın önünü tıkadı ve kalıcı bir hukuk devleti
kurulmasına engel oldu. Ancak 1915’de vuku bulan korkunç olayı ve sonuçlarını
silmeye kimsenin gücü yetmez. Son 10 yıl bu konuda pek çok alanda yol
alınmasına tanıklık yaptı. Akademik araştırmalar, kültürel etkinlikler,
anıtların restorasyonu, bireylerin köklerini araması, kamusal alanda anma
toplantıları düzenlenmesi gibi önemli adımlar birbirini takip ediyor. Yıkılmış
olanların bir kısmını tamir etmek, çok büyük bir mağduriyet yaşamış olanlara
yardım etmek, onlara özel bir hak tanımak amacıyla ciddi, samimi ve sürekli bir
bellek çalışması yapmak artık mümkün. Yaşamın ve belleğin izleri birbirleriyle
kesişmeye başladı. Girişimimiz bunun bir devamıdır ve Türkiye Cumhuriyeti
devletinin, engellemek bir yana, bu kesişmede yerini alacağını varsaymaktadır.
“Diaspora
Ermenileri tarih konusunda yüzyıl sonra hâlâ sahte bir tartışmaya mahkum
olmaktan rahatsızlar. Köklerinin yer aldığı toprakları ziyaret etmek, bunları
çocuklarına göstermek arzusuyla tutuşuyorlar. Bugünün Türkiye’si onları bu konuda
engellemiyor. Ama devlet sorumlularının tek bir hakikat sözü, onların
belleklerindeki yaraları sarmaya yardımcı olabilir. İsimlerini sarsılmadan
duymaları mümkün olmayan köy ve kentlerle yeni ilişkiler kurabilmeleri, ancak
böyle güçlü bir davetin gelmesiyle mümkün olabilir. Ve Hrant Dink’in dediği
gibi böylece “su çatlağını bulur”.
“Ortak rüyamız
şöyle: Öyküleriyle ve mekânlarıyla Türkiye’nin belleği ölmüş Ermenileri, bir
soykırımın mağduru olduklarını kabul ederek onurlandırır. Buna yol açan kişi ve
fikirleri teşhir eder. Tarih kitapları ve sokak adları, Ermenilerin yok
olmasını yöneten ve bunu uygulayanların isimlerini değil, Ermenileri kurtarmış
olan vicdanlı ve adil insanları över. Türkiye devleti Ermeni kilisesi ve
vakıflarına, sahip oldukları anıtları iade eder. Türkiyeliler ve Ermeniler bu
ortak kültürel varlıktan kıvanç duyarlar.
“Rüyamızda laik
Türkiye Cumhuriyetinde eksiksiz ve tam bir yurttaşlık da var. Müslüman
olmayanlar kamu görevlerinde yer alıyor, onları katledenlerin yargılanmaları
eksiksiz yürütülüyor, yasalar nefret söylemini suç ilan ediyor. Ermeniler ve
Türkiyeliler, kendi uslupları içinde, iki kimliklerini de yaşamak isteyen
Müslüman Ermenileri kucaklıyor.
“Rüyamızda
Hrant’ın işaret ettiği su çatlağının, bugün Ermeni dünyasının büyük bir kısmını
barındıran genç bağımsız Ermenistan’a kadar ulaşabileceği de bulunuyor. Rüyada
Türkiye hükümeti, onu ambargoyla boğmak yerine, sınır boyundan gelen talepleri
dinleyip, sınırı açıyor, Ermenistan’ın izolasyonunun son bulmasına yardım
ediyor. Ermenistan’a Karadeniz’deki limanlarından birine, Trabzon veya
Samsun’a, ayrıcalıklı ulaşım olanağı tanıyor. Ve eski adıyla Kilikya’da Akdeniz
kıyısında Mersin veya Ayaş (Yumurtalık), iktisadî bir kolaylığın ötesinde,
ortaçağdan beri var olan kültürel mirasın parladığı, yeni birçok kültürlü
yaşamın merkezi oluyor.
“İki ülkenin Ağrı
Dağını manen paylaştığı rüyasını görüyoruz, yeni dönemi de bu simgeliyor. Ağrı
Dağı, UNESCO tarafından dünya kültürel miras listesine dahil edilen büyük bir
doğal parka dönüşüyor ve Türkiyelilerle Ermenilerin birlikte değer katacakları
bir tür serbest bölge oluyor. Beşeriyetin köklerinin yer aldığı Ağrı bir barış
feneri oluyor.
“Bu rüyayı
gerçekleştirmeye başlamak üzere, bu metni imzalayanlar, 1915’in tehcir yolu
üzerinde anma düzenlemek isteyen dünyanın dört bir yanındaki Ermenilere yardım
sözü veriyorlar. 2015’de, atalarının topraklarına, onların hatırasını ve
tarihsel izlerini bulmak için birlikte gidecekler.
“Samim Akgönül,
Cengiz Aktar, Gorune Aprikian, Ariane Ascaride, Sibel Asna, Serge Avedikian,
Ali Bayramoglu, Marie-Aude Baronian, Rosine Boyadjian, Anaîd Donabedian, Denis
Donikian, Robert Guédigian, Claire Guidicenti, Nilüfer Göle, Defne Gürsoy,
Ahmet İnsel, Ali Kazancıgil, Jacques Kebadian, Ferhat Kentel, Raymond Kevorkian,
Michel Marian, Gerard Malkassian, Umit Metin, Aravni Pamokdjian, Manoug
Pamokdjian, Isabelle Ouzounian, Armand Sarian, Betül Tanbay, Gérard Torikian,
Serra Yılmaz.”
http://www.imctv.com.tr/2014/05/30/turkiyeli-ve-ermeni-aydinlardan-cagri-bir-baris-donemi-baslasin/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.