Şeyhmus Diken / seyhmusdiken@gmail.com
Resmi tarihe bakarsanız, Ermeni Kasabyan Ailesi Çankaya
Köşkü’nü içindeki eşyalarla birlikte Bulgurcuzadelere satmıştır. Oysa ailenin
üçüncü kuşaktan ferdi Edward Çuhaci işin aslının farklı olduğunu söylüyor...1915
Ağustos’unda birbirlerine dörderli gruplar halinde bağlanan 1200 Ankara
Ermeni’si Ankara dışına götürülüp katledilir. 1500 Ankara Ermeni’si de 29
Ağustos günü Halep’e doğru kafile halinde sürgüne yollanır. Suriye’nin
kuzeybatısındaki Fırat kıyısında, Meskene düzlüğündeki kampa Episkopos’un da
aralarında olduğu 1500 Ankara Ermeni’sinden sadece 34’ü ulaşır. İşte o sürgün
esnasında Kasabyan Ailesi, ailenin bir damadı tarafından Konya yolunda kafileden
koparılıp kaçırılarak İstanbul’a ulaştırılır. Oradan da dışarıya… Kasapyan
Ailesi Çankaya tepesindeki köşk dâhil hiçbir mallarını hiç kimseye satmamıştır.
Malları gasp edilmiş, el konulmuştur. Hem sadece Çankaya’daki köşk değil,
Keçiören’deki bir bağ evi de o yıllarda Ankara Ulus’taki ilk meclis binasını
yapan Koç Ailesi tarafından ele geçirilmiştir.
***
Resmi tarihe bakarsanız, Ermeni Kasabyan Ailesi Çankaya
Köşkü’nü içindeki eşyalarla birlikte Bulgurcuzadelere satmıştır. Oysa ailenin
üçüncü kuşaktan ferdi Edward Çuhaci işin aslının farklı olduğunu söylüyor.
Biri bizimki, diğer ikisi öteki yakadan üç aday; devletin
zirvesine soyundular, cumhurbaşkanı olmak için. Bizimkinin kazanma şansı yok,
hepimiz biliyoruz. Ama sözü var, söyleyecek kelamı var. Öbür ikisi halkın
gözlerinin içine baka baka kendilerinin de inanmadığı bir “yokuş yol”a serenat
söylüyorlar. Son cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün aktarıcısıyız; Malazgirt Savaşı
ile Mezopotamya ve Anadolu’ya girişin de tarihi olan 1071 aynı zamanda Çankaya
köşkünün de deniz seviyesinden yüksekliği imiş. Resmi tarihin yalancısıyız.
Peki, bu hayalleri süsleyen uğruna ne bedeller ödenen
köşkün hikâyesi hakkında ne biliyoruz. Hele bir hafızamızı yoklayalım.
1919 yılı aralık ortasıdır, Mustafa Kemal Ankara’ya
gelir. Önce ziraat okulunu, sonra da istasyon şefliği köşkünü hem konut hem de
çalışma mekânı olarak kullanır. Sonra hem kendisi, hem de çevresi bu mekânların
“Paşa”ya yeterli olmadığına karar ver(il)ir. Uygun yer aranmaya başlanır.
Dönemin Ankara Müftüsü ve Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Rifat Efendi
(Böcekçi) ile bir at gezintisinde, o yıllar geniş ve bağlık bahçelik alan
içinde olan bir bağ köşkü paşa tarafından da beğenilir. Ve o yıllarda 15 bin
nüfuslu bir Orta Anadolu kasabası olan Ankara’nın tanınmış ailelerinden
Bulgurcuzadeler’den Tevfik Efendi’nin elinde olan köşk, Ankara’nın tanınmış
ailelerine “salma” salınarak toplanan 4500 lira karşılığında satın alınır.
Buraya kadarı gayet normal. Resmi tarihin yazdığı ve
cumhurbaşkanlığı köşkünün hikâyesini merak edenlerin de üç aşağı beş yukarı
öğrenebileceği bilgiler. Ama aslolan ötesi, yani pek az bilineni!
Köşk, aslında Ankara Ermenilerinden Kasabyan Ailesi’nden
1857 doğumlu Ohannes Kasabyan’a ait. 1915 Soykırımı başladığında; o yıllara
kadar “Angora” denilen kıymetli Ankara keçisi yününü İngiltere’ye ihraç eden
hayli zengin bir aile Kasabyanlar.
1915 Ağustos’unda birbirlerine dörderli gruplar halinde
bağlanan 1200 Ankara Ermeni’si Ankara dışına götürülüp katledilir. 1500 Ankara
Ermeni’si de 29 Ağustos günü Halep’e doğru kafile halinde sürgüne yollanır.
Suriye’nin kuzeybatısındaki Fırat kıyısında, Meskene düzlüğündeki kampa
Episkopos’un da aralarında olduğu 1500 Ankara Ermeni’sinden sadece 34’ü ulaşır.
İşte o sürgün esnasında Kasabyan Ailesi, ailenin bir damadı tarafından Konya
yolunda kafileden koparılıp kaçırılarak İstanbul’a ulaştırılır. Oradan da
dışarıya…
Resmi tarihe bakarsanız, Ermeni Kasabyan Ailesi Kasabyan
Köşkü’nü içindeki eşyalarla birlikte Bulgurcuzadelere satmıştır. Oysa Kanada
Ottawa’da yaşayan ailenin üçüncü kuşaktan ferdi Edward Çuhaci’ye sorulduğunda
işin aslı çıkar ortaya.
Kasapyan Ailesi Çankaya tepesindeki köşk dâhil hiçbir
mallarını hiç kimseye satmamıştır. Malları gasp edilmiş, el konulmuştur. Hem
sadece Çankaya’daki köşk değil, Keçiören’deki bir bağ evi de o yıllarda Ankara
Ulus’taki ilk meclis binasını yapan Koç Ailesi tarafından ele geçirilmiştir.
Üstelik bütün bu bilgiler artık sınırlı da olsa
bilinmektedir. Çankaya Köşkü’nün yönetimi bugün cumhurbaşkanlığında, ama
mülkiyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde. Bugün ailenin varislerinden Edward
Çuhaci ve Verkin Kasapoğlu mağdurun muktedirle yüzleşme anına, yaşanan onca
kötü felaket nedeniyle aile şecereleri üzerinden bir hak talepkârlığında
bulunmaktan uzak dursalar da!
Tarihe çok sayıda dikenli ve kanlı kıpkızıl gül bırakmış
cumhurluk; geçmişiyle yüzleşmek zorunda! Cumhurbaşkanlığı resmi web sitesinde
dahi konutun tarihi ile yüzleşemeyen bir gerçeklikle karşı karşıyayız.
O köşkün tarihini, kimliğini yine o alandaki bir mekânda
hayata geçirmenin sözünü, öbür iki adaydan hiç umudum olmasa da “bizimki”nden
talep etmek hakkımız ve bekliyorum. Bence bunu yapar gönlümüzün cumhurbaşkanı
Selahattin Demirtaş.
Çünkü o da biliyor ki, 1071 rakımlı Çankaya tepesinin
“yokuş yol”unun başındaki cumhurbaşkanlığı makamı taşınması ağır bir yüktür!
http://bianet.org/biamag/diger/157141-cankaya-tasinmasi-agir-yuk

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.