Mesut Çevikalp
Tam 19 yıl önce aramızdan ayrılan eski Başbakan ve
Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Ermeni meselesine nasıl yaklaşıyordu ve bu meselenin
halli için nasıl bir çözüm planı hazırlamıştı? Ermenilere taviz mi verecekti? Arşivlere
özel atadığı uzmanların sunduğu rapor neyi savunuyordu? ‘Beni yirmi yıl sonra daha iyi anlayacaklar.’ diyordu
yakın çevresine. Öyle de oldu. Tam 19 yıl önce şüpheli bir şekilde hayatını
kaybeden eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Türkiye’ye kattıkları
daha net anlaşılıyor bugünlerde. Başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı dönemindeki
(1983-1993) açılım, atılım ve yıktığı tabularla Türk siyasetine damgasını
vurdu. Türkiye’nin gelişmesini engelleyen ‘rejimin 60 yıllık tabularını’ ilk
tartışmaya açan Özal’dı.
Savunduğu ‘din, vicdan ve fikir özgürlüğü’ ile askerî
vesayete, Kürt meselesine ve azınlık sorunlarına pratik çözüm planları
geliştirip bunları hayata geçirdi. Kürtçe konusunda yüreklendirmesi de aynı
amaca matuftu: Demokrasinin güçlenmesi…
Özal’ın başbakanlık döneminde el attığı, cumhurbaşkanlığı
günlerinde de üzerinde çalışmayı sürdürdüğü bir tabu da Ermeni sorunuydu. Özal,
o günlerde olmasa bile, ileriki günlerde bu meselenin Türkiye’nin önüne
getirileceğini, sıçramaya kalktığında ayağına ‘pranga’ olacağını düşünüyordu.
1950’lerde ekonomi ihtisası için Texas Tech Üniversitesi’ne gittiğinde
Ermenilerin ABD’de Türkiye’ye karşı ciddi bir lobi oluşturduğuna şahit olmuştu.
1971-1973 arasında Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde ‘danışman’ sıfatıyla çalıştığı
dönemde diaspora Ermenileriyle konuşma imkânı bulmuş, bazılarının Türkiye’ye
dönme niyetinde olduklarına şahit olmuştu. Malatyalı olması sebebiyle
Ermenileri öteki gibi görmüyor, Anadolu’nun motiflerinden biri olduğunu
düşünüyordu. Ülkenin selameti için, her geçen gün büyüyen bu sorunun
çözülmesini, Ermenilerle orta yolda ‘anlaşıp’ meseleye son vermek gerektiğini
savunuyordu kapalı kapılar ardında. 1983’te kurduğu birinci Özal hükümetinde
başbakan olarak üzerine eğildiği ‘gizli’ gündemlerinden biri Ermeni meselesi
oldu. Ancak önünde ciddi zorlukları da vardı…
Ermeni terör örgütü ASALA, 1980’lerin başında sınır
dışında görevli Türk diplomatlara yönelik suikastlarına hız vermişti. Özal’ın
görevi devraldığı darbeci askerler de Ermeni meselesinin ancak ‘silahla’
çözülebileceğini düşünüyordu. Özal, bu atmosferde tasarladığı çözüm planını
güvendiği bürokratları üzerinden ilerletti. Ta ki 1991’e kadar... 1991’de
Washington’da konakladığı otelin lobisinde görüştüğü diaspora önderlerinin
ardından diplomat ve gazetecilerin yanında “Ermenilerle anlaşsak, sorunu
bitirsek ne olur?” deyiverdi. Özal bunu aradan geçen zamanda yürüttüğü çalışma
ve temasları neticesinde söylese de kamuoyu ve askerler henüz hazır değildi.
Ciddi tepki almaya başlamıştı. Konuştuğumuz tanıklardan biri, Anavatan
Partisi’nden bile tepki aldığını söylüyor. Ancak Özal meseleyi çözme konusunda
azimliydi. Sözde soykırımın ABD eyalet meclislerinde tanınmaya başladığını,
yakın gelecekte bu tavrın Avrupa kıtasına sıçrayacağını ve Türkiye’nin önüne büyük
engeller çıkaracağını söylüyordu. Arşivlerden yola çıkarak hazırlattığı
raporların lehlerine olduğunu, Ermenilerle orta yolda buluşmalarına imkân
sağlayacağını vurguluyordu. Ancak ömrü planladığı büyük açılımı hayata
geçirmeye yetmedi...
Özal haklıydı. ABD’nin yanı sıra bugün birçok Avrupa
ülkesi 24 Nisan’ı sözde ‘soykırım’ günü olarak anıyor. Türkiye’nin karşı
lobisine rağmen Rusya, Arjantin, Belçika, Almanya gibi 20 farklı ülke
parlamentosu sözde ‘soykırımı’ tanıdı. ABD’nin de bu listeye dâhil olacağını
düşününler az değil. Ankara’nın bugüne kadar izlediği stratejinin sonuç
vermediği, aleyhteki gidişatı durduramadığı söylenebilir. Hâlbuki Özal’ın
ortaya koyduğu strateji, meselenin bu noktalara taşınmasını önlemeye dönüktü.
Çözüm odaklıydı. Bazı diaspora temsilcilerinden de destek almıştı. Peki, Özal
meseleyi nasıl çözecekti? Taviz mi verecek, taviz mi koparacaktı? Arşivlere
özel olarak atadığı uzmanlar, masasına ne koymuştu? Rahmetli cumhurbaşkanının
çalışma arkadaşları ve döneme tanıklık edenler Özal’ın çözüm stratejisini
Aksiyon’a anlattı. Ortaya çıkan tablo, Özal’ın bu doğrultuda önemli mesafe
katettiğini gösteriyor ve AK Parti hükümetine önemli ‘ipuçları’ sunuyor.
Özal’ın yakın çalışma ekibinden olan, Anavatan
hükümetlerinde Millî Eğitim ve Devlet Bakanlığı görevini üstlenen Vehbi
Dinçerler, Özal’ın Ermeni meselesinin çözümü için başta Başbakanlık Osmanlı
Arşivleri olmak üzere yurtiçi ve dışında bir dizi çalışma yürüttüğünü
anlatıyor: “Evvela Başbakanlık Arşivleri’ne el attı. Arşivleri toparlayıp araştırmacılara
açarken özel olarak atadığı uzmanlarla Ermeni meselesine dair belgeleri
çalıştırdı. Bu konuda o günlerde Almanya’da yaşayan Refet Sezgin’den, ABD’de
bulunan Kemal Karpat ve Halil İnalcık’tan da yardım aldılar. Sonuçta belgeler
1915’te herhangi bir soykırımın yaşanmadığını ortaya koydu. Özal,
Amerikalıların vasıtasıyla Ermenilerin Türkiye’den ne istediklerini sordurdu.
Yakınlarına, neticeyi erken kabul etmenin (1984) Türkiye’ye komşularla
ilişkiler bakımından maliyeti ile siyasi ve ekonomik maliyetini araştırttı.
20-30 sene sonra zaruri olarak kabul etmenin maliyetini de ölçtürdü. Bir rapor
hazırlattı. Onun gayesi Ermenilerle orta yolda buluşup, anlaşıp meseleyi
erkenden çözmekti. Ne yazık ki buna ömrü yetmedi.”
Diasporayla görüştü
Dinçerler’e söz konusu raporun akıbetini soruyoruz.
Raporu görmediğini ancak askerlerle bazı partililerin bu yöndeki çözüme sıcak
bakmadığını anlatıyor. 1990’ların başındaki bu karşı duruştan ötürü Özal raporu
kamuoyuna açıklayamamış. Uygun zamanı beklemeye karar vermiş.
Vehbi Dinçerler’in o yıllarda yaşadığı bir olay da
Özal’ın diaspora Ermenilerine ne denli nüfuz ettiğini ortaya koyması açısından
önemli: “Bir uçak seyahatimde Brezilya’ya yerleşen bir Osmanlı Ermeni’si ile
tanıştım. Kendimi ‘Turgut Özal’ın bakanı olarak tanıtınca bana ‘Turgut Özal
dâhiydi’ dedi. Meğer Özal, MİT’e, diasporanın önde gelen bu zatını Brezilya’da
buldurup temasa geçmiş. Konuşmalar neticesinde onu 1915 konusunda da ikna
etmiş. Türkiye’ye geri dönmeye çağırmış. Gelin sorunu birlikte çözelim demiş. O
zat da Özal’a inanmış, hatta sevdalısı olmuş. Her ortamda Özal’ı ve siyasetini
savunuyordu. Bana ‘Özal en önemli dünya liderlerinden biri olacak’ diyordu.
Sonradan öğrendim ki Özal böyle onlarca etkili Ermeni ile temasa geçmiş, hatta
birçoğuyla Amerika’ya düzenlediği ziyaretlerinde görüşmüş.”
Çalışma ekibi, Özal’ın Ermenileri Türkiye’ye davet
etmekle yetinmeyip geri çekmeye matuf somut projelere de girdiğini anlatıyor.
Bunların başında ‘Van projesi’ geliyor. Dinçerler’in de doğruladığı projenin
detayını o dönemde Özal’la çalışan turizmci Süleyman Roman anlatıyor: “Özal,
Türk-Ermeni ilişkilerinin geliştirilmesi ve Ermeni sorununa çözüm bulunması
için birçok girişimde bulundu. Bunlardan biri Van’dan göç eden Ermenilere
topraklarının iadesi konusuydu. Ancak bu konuda mesafe kaydedemedi ne yazık
ki.”
O gün devlete hâkim olanların bu türlü bir iadeye sıcak
bakmayacağının farkında olan Özal, Ermenileri Van’a çekmek için bir turizm
projesi geliştiriyor. 1988-89’da ABD merkezli bir Ermeni derneğiyle temasa geçerek
onlar için Van Edremit civarında arsa tahsis edip tatil-dinlenme kompleksi
yapmalarına imkân tanımaya çalışıyor. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Hasan Celal
Güzel’in de doğruladığı bu proje, mevzuata takılır ve ilerlemez. O dönemde bazı
gazeteler bu girişimi “Özal Van’ı Ermenilere veriyor” diye haberleştirir.
Olayın basına sızmasının ardından Özal’a parti içi ve dışından baskı da gelir.
Niyeti sorgulanır. Hatta mesele MGK gündemine taşınır. Asker rahatsızlığını
belirtir.
Vehbi Dinçerler de ‘Van’ girişimini çok iyi hatırlıyor.
Özal’ın meseleyi çözmek için ortaya koyduğu Van projesinin yanlış noktalara
çekildiğini anlatıyor: “Turgut Bey’in amacı, emekli Ermenileri Türkiye’ye
çekmek, onları kazanmaktı. Bu vesileyle ülkeye ciddi bir yatırımcı da çekilmiş
olacak, aradaki soğukluk giderilecekti. Ancak Özal’ın niyetini tam anlamayanlar
tepki gösterdi; parti içinden ve dışından çok tepki aldı. Ustaca bir adımdı ama
akim kaldı.”
1915 arşivleri
Diğer taraftan Özal’ın arşivlerde giriştiği araştırma ve
tasnif çalışmalarından da rahatsız olur ‘birileri’. Özellikle Özal’ın 1915
arşivlerini açmasına engel olmaya çalışırlar. Ancak bu tavrından geri durmaz,
tarihî konularda hassasiyetiyle bilinen Başbakanlık Müsteşarı Hasan Celal Güzel
üzerinden arşivlerdeki çalışmaları yürütür. Tedavi için bulunduğu hastanede
görüşme talebimizi kabul eden Güzel, ‘1915 dönemi yasak’ demelerine rağmen
direterek bu dönemi araştırmacılara açtığını anlatıyor: “1980’lerde Başbakanlık
Osmanlı Arşivleri’nin hâli içler acısıydı. Milyonlarca belge açık havada
tutuluyor, karla-yağmurla eriyip gidiyordu. Kemirgenler her gün 4-5 kilo kadar
belgeyi yiyordu. Durumu Özal’a anlatınca çok müteessir oldu. ‘Hemen düzeltelim’
dedi. Önce bina, ardından arşivci aldık. 15 kişilik kadroyu iki kat fazla para
vererek 250’ye çıkardık. Bu arada 1915 dönemine ait belgeleri araştırmacılara
açtık. Öyle ki bir kısmını bakmadan açtık. Çünkü rahmetli Özal atalarımızın
iddia edildiği gibi bir ‘katliama’ girişmediklerinden emindi. Sonra ‘50 milyon
belge var’ diye açtık, 200 milyon olduğu anlaşıldı. Sayısını biz bile
bilmiyorduk!”
Akil adamlar ekibi kurdu
Özal, Ermeni meselesini arşivlerde çalışmak üzere bir
‘akil adamlar’ grubu oluşturur ve bunlardan meseleyle dair bir rapor
yazmalarını ister. Osmanlıca bilen emekli diplomat ve generallerden oluşan 8-10
kişilik ekip, Özal’a sundukları raporlarında Türklerin Ermenilere dönük
herhangi bir kötü muamelede bulunmadığını ortaya koyar. Özal da kendine sunulan
bu çalışmayı değerlendirip çıkardığı yönetmelikle Başbakanlık Arşivleri’nin tümünü
araştırmacılara açar.
Hasan Celal Güzel, Özal’ın Türkiye’deki arşivlerle
yetinmeyip Türk Tarih Kurumu üzerinden ABD, İngiltere, Rusya ve Almanya
arşivlerine akademisyen gönderdiğini, oradaki 1915 belgelerini de
çalıştırdığını aktarıyor. Araştırmalar neticesinde Ermeni meselesinde daha
özgüvenli adımlar atmaya başladığına değiniyor: “Özal, görüştüğü yabancı devlet
adamlarına arşiv çalışmalarını, elde edilen belgeleri anlatırdı. Arşivleri
yabancıların çalışmalarına açarak Türkiye’nin bu konuda çekinecek, saklayacak
bir durumunun olmadığını ortaya koyup ‘soykırım’ ithamlarını ortadan kaldırmaya
çalışıyordu. Başarılı da oldu. İstanbul’a gelip Ermeni meselesini araştırıp
Türk tezlerini savunan yabancı araştırmacılar oldu. Özal arşivleri açtığı için
bugün Tayyip Bey ‘meseleyi tarihçiler konuşsun’ diyebiliyor. Arşivlerin
açılması Türkiye’ye ciddi bir özgüven kazandırdı. Bu Özal’ın ileri
görüşlülüğünün getirisiydi.”
Özal’ın hiçbir meseleyi tek boyutlu ele almadığını
hatırlatan Güzel, bir taraftan arşivleri açarken diğer taraftan diaspora ile
temasa geçip elde ettiği yeni belgeler üzerinden meselenin gerçek boyutunu izah
ettiğini naklediyor: “Özal Ermeni meselesinin bugün olduğu gibi Türkiye’ye bela
olacağını görüyor, meselede ön almaya çalışıyordu. O günkü şartlara rağmen ön
aldığı da söylenebilir. Ama maalesef ondan sonra bu siyaset yürütülmedi.”
Burada akla şu soru geliyor: Devlet, Özal’ın kısmi başarı
da sağlayan bu vizyonunu ölümünden sonra neden sürdürmedi? Kimler, neden
engelledi?
Vehbi Dinçerler, devletin yakın zamana kadar bu tür tabu
kırıcı adımlara çok karşı durduğunu anlatıyor: “Turgut Bey, Ermeni meselesini
en ince ayrıntısına kadar korkusuzca araştırdı. Sonra çözüm için projeler
geliştirdi. Ama sonuç çıkmadı. Çünkü o gün devletin kuşatıcı rolü öne çıkıyordu.
O ‘Ön alalım, doğruları bulalım, gerekirse siyasi-ekonomik bedel ödeyelim’
diyordu. Ama asker buna korkunç derecede karşı duruyordu. ‘Sonuna kadar kaba
güçle yürütelim’ diyorlardı. Cumhurbaşkanı Kenan Evren de bu görüşteydi.
Sonuçta geldiğimiz nokta ortada.”
Hasan Celal Güzel de devletin, Özal’ın Ermenilere dönük
‘orta yolda anlaşalım’ çıkışını Kürt meselesinde olduğu gibi bir ‘taviz’ olarak
algıladığını, bundan dolayı da ölümünden sonra sürdürmediğini belirtiyor:
“Özal’ı Kürt ve Ermeni meselelerinde ‘müsamahakâr’ olmakla eleştirdiler.
Açılımlarını taviz olarak gördüler. Karşı durdular, engel oldular. Hâlbuki
Özal, Osmanlı döneminde ‘sadık millet’ denilen ‘Ermenilerin’ yeniden Türkiye
ile barışabileceği fikrini savunuyordu. Onların bu topraklara geri dönebilmelerine
kapı aralamak istiyordu. Ondan sonra da bu yönde adım atan olmadı. Ömrü
yetseydi bu sorunu çözebilirdi.”
1915’in yüzüncü yıldönümünün yaklaştığı şu günlerde ‘Özal
aklına’ duyulan ihtiyaç ortada...
________________________________________
Nüzhet Kandemir - Dönemin (1989-1998) Washington
Büyükelçisi: Özal, ABD’ye her geldiğinde diasporayla görüşürdü
Rahmetli Özal, Ermeni sorununun çözümü için Türkiye’nin
uzun vadeli çıkarlarına halel getirmeyecek, ters düşmeyecek barışçıl çabaların
peşinde koştu daima. Rahmetli, Amerika ziyaretlerinde diasporanın önde gelen
temsilcilerini, Kongre üyelerini, etkin Musevi lobicileri ve soydaşlarımızı
kabul eder, Ermeni meselesindeki barışçıl tutumunu anlatırdı. İyi ilişkiler
içinde olduğu Washington yönetimiyle de konuşurdu meseleyi. Onlar da bu
meseleden bir an evvel sıyrılmayı istedikleri için Özal’ın gayretlerine karşı
durmuyordu. Özal, diasporadan gelen görüşme taleplerini reddetmez, vakti
elverdiği ölçüde kabul eder, sabırla dinlerdi. Görüşlerini öğrenmeye çalışırdı.
Ardından kendi tezini anlatırdı. Onları Türkiye’ye davet ederdi. 1991’de ABD’ye
düzenlediği bir ziyaret sırasında yine otelinde Ermeni diaspora temsilcilerini
kabul etti. Görüşmenin ardından ‘Bunlar iddiaları kabul etmemizi istiyor. Kabul
etsek maliyeti ne olur?’ diye sordu. Yanımızda gazeteciler olduğu için ben bu
çıkışı meseleyi kamuoyunda tartışmaya açma isteği olarak gördüm. Özal, zaman
zaman ortaya yeni fikirler atar, tartışılmasını isterdi. Ermeni meselesinin de
resmî ve gayr-i resmî kamuoyunda tartışılmasını istiyordu. Bu çok akıllıca bir
tavırdı. Bunu yaparken de içeride ciddi bir arşiv çalışması yürüttü.
Türkiye’deki arşivlerin açılmasının ardından Dışişleri’ne komşu ülkelerdeki
arşivlerin açılması için diplomatik girişimlerde bulunması talimatını verdi.
Özal’ın Ermeni meselesindeki tutumu katı değildi, Türk kamuoyunun kabul
edebileceği bir orta noktada anlaşma taraftarıydı. Zira iddiaların daha da
yayılacağını hesap ediyordu. Mesela 1990’larda ilk defa sözde ‘soykırımı’
tanıma tasarısı ABD Kongresi’nin Senato kısmına getirilmişti. Özal’ın ciddi
gayretleri sonucu 4 fark oyla düşürüldü. Özal, dönemin ABD Başkanı Bush ve bazı
senatörleri ikna etmişti.
________________________________________
Prof. Dr. Ahmet Kavas - İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Öğretim Üyesi: Ermeni kartını, atılımı durdurmak için kullandılar
“Rahmetli Özal, birinci ve ikinci Anavatan hükümetleri
döneminde Türkiye’ye bir sıçrama yaşattı. Ülke ekonomik ve siyasi açıdan kendi
ayakları üstünde durmaya başladı. Türkiye’nin gelişmesini istemeyen dış
mihraklar sözde ‘soykırımı’ Ankara’ya karşı kullanmaya başladı. Batı’daki
imajına zarar verip yabancı yatırımcı çekmesini engellemeye çalışıyorlardı.
Batılıların elindeki Ermeni kartını akim bırakmak isteyen Özal, önce Türk arşivlerine,
sonra da yabancı arşivlere uzmanlar yolladı. ‘Verecek hesabımız varsa, verelim’
dedi. Büyük bir hızla, hem de 1900’lü yılların belgelerine öncelik vererek
tasnif ettirdi. Sonuçta Ermenilere karşı olumsuz bir davranışta bulunulmadığını
ispatladı. Arşivler açılınca Türkiye’nin ‘soykırım’ yaptığını iddia eden Batılı
tarihçiler ne özür diledi ne de gelip belgeleri inceledi. Çünkü Ermenilerle
ilgili gerçekle yüzleşmek istemiyorlardı. Bugün hâlâ bazı araştırmacılar bu
mantıkla, körü körüne sözde ‘soykırımı’ savunuyor. Oysa tüm gerçek arşivlerde
mevcut.
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-32390-173-turgut-ozal-ermeni-meselesini-nasil-cozecekti.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.