Kerim Korkut
Milletimle ilgili üçkâğıtçılık, dalavere söylentileri
öteden beri beni rahatsız eder… Yahu biz bu kadar hırsız bir millet miyiz? Yukarıdaki
ifadeyi bir Türk’ün yanında çalışan birinden bugüne kadar duymadım. Hep işte
“Ermeni bir patronum vardı, şöyle iyi adamdı…” diye anlatılır. Bu ülkede
Ermeni, Rum, Yahudi ne kadar işveren var ki… Gerçi onların hepsi işveren. Yine
de belli sayıdadır herhalde. Binlerce Türk patronun arasında birkaç Rum, Ermeni
veya Yahudi’nin namı yürüyorsa bilmem ki ne demeli… Dikkat ediyor musunuz,
sahipleri Rum, Yahudi, Ermeni olan (yabancı demiyorum; çünkü onlar da bizden,
bizim insanlarımız) iş yerleri kolay batmıyor; en büyük krizlerde bile
direniyorlar. Ya bütün bu durumların bir nedeni olmalı?
Yani elbette
herkesi kastetmiyoruz ama iş dünyasında çalışanlarına dürüst davranmadıkları
şeklindeki kötü şöhret Türk iş adamlarının itibarını da düşürüyordur mutlaka.
İş hayatında güvenden daha önemli bir şey olamaz. Bir işverenin sermayesi
ticari itibarıdır. “Kanunsuz ve keyfi işçi çıkarıyor, işçilerin sigorta
primlerini ödemiyor ya da eksik yatırıyor, maaşlarını vermiyor ya da geç
veriyor, tazminat alacaklarını ödemiyor…” gibi söylentiler o işvereni bitirir.
Türklere ait iş yeri battığı zaman orada çalışanlar da
batıyor. Duyduklarımıza göre Ermeni, Yahudi, Rum patronlar zaten pek iflas
etmiyorlarmış da eğer şirket zor duruma düşerse patron evini, arabasını satıp işçilerin
alacağını veriyormuş.
Sevgili Türk işverenler, Ermeni, Rum, Yahudi patronlar
işçilerine hakkaniyet ölçüsünde davrandıkları için batmıyor, siz ise tersi
olduğu için batıyor olabilir misiniz acaba? Bir işverenin sermayesi itibarı,
güvencesi çalışanlarıdır. Size çalışanlarınız para kazandırır, başka hiçbir şey
değil…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.